Zuhal ÖZEL SAĞLAMTİMUR | Bizim Selfiemiz, Bizim Bedenimiz, Bizim Gücümüz (48. Sayı)

Selfie, son iki yıldır öyle ya da böyle bir şekilde hayatımızın içerisine girdi ve fotoğrafla ilgilenen bizler için çok sık gündemimizde yer almaya başladı. Cep telefonları, ipadler, selfie kameraları artık her yerde; gencinden yaşlısına, ünlüsünden politikacısına, entelektüelinden aydınına kadar herkesin selfie çekmek için başvurduğu dijital medya araçları her zaman elimizin altında.

Kişinin kendi fotoğrafını çekip paylaşması, fotoğraf makinesinin icadından beri var olan bir görüntüleme biçimiydi. 21. yy.’da fotoğrafın gücünü yeniden göstermesi ve kanıtlaması, kişilerin kendini ifade etme biçimi olarak popülerleşen selfie ile giderek anlamı genişleyen bir kavram olma yolunda ilerledi. Günümüz gençliği sosyal medyada, selfie’nin verdiği güçle, zaman-mekân sınırlarını aşmakta, benliklerinin derinlerinde sıkışıp kalan duygu ve düşüncelerini su yüzüne çıkarmakta, topluluk bilinci içinde geniş kitlelerle paylaşmakta ve birileri tarafından izlendiğini, takip edildiğini bilmektedir.

İlk kez 2002’de Avusturalya’da çevrimiçi (online) forum sitesinde paylaşıldığına dair bilgi sahibi olunan selfie, gençler ve yeni medya kullanıcıları arasında kısa sürede büyük ilgi gördü. Oxford Sözlüğü’nde 2013 yılının kelimesi olarak seçilen selfie, “genellikle akıllı telefon ya da web kamerası ile bir kişinin kendisini çektiği ve bir sosyal medya sitesinde paylaştığı fotoğraf” (2013) olarak tanımlandı. Sözlüğün editörlerine göre, selfie kelimesinin kullanımı aynı yılda %17 bin arttı, #selfie etiketi 57 milyon kez Instagram’da paylaşıldı.

Instagram’a göre, fotoğraf paylaşım ağının kısa tarihinde, ilk foto etiketi #selfie’dir. 16 Ocak 2011’de Jennifer Lee isimli kullanıcı ilk kez kendi fotoğrafını yüklemiş, 27 Ocak 2011’de ise Lee, #selfie etiketini eklemişti (Laird, 2013). Lee’ye göre, selfie kelimesini üreten ve ilk selfie’yi çeken kendisi değildi, ancak @buzzfeed ve @mashable’a göre, 2011 Ocak ayında #selfie etiketini Instagram’da kendi fotoğrafının altında ilk kullanan kişiydi ve kadın oluşu daha o zamandan oldukça dikkat çekiciydi.
Günümüzde otoportrenin aslında yeni bir formu olarak değerlendirilen selfie, geleneksel olana ve fotografik çerçeveleme kurallarına meydan okuyarak, sosyal medya kullanıcılarının, özellikle de kadınların kısa zamanda vazgeçilmezi oldu. Bu bağlamda ortaya çıkan yeni medya uygulamalarını teorize etmeye çalışan bilimsel literatür, özellikle genç kızların ve kadınların kişisel temsil biçiminin yeni formu olarak değerlendirdiği selfie’yi inceleme ve anlamlandırma çabasına girdi.

Popüler bir ilgi konusu olan selfie, bilim adamlarının halen üzerinde anlaşamadıkları bir çelişkiler bütünüdür. Her gün Instagram, Facebook, Twitter, Flickr gibi sosyal medya ortamlarına yüklenen milyonlarca selfie, sosyal medyanın yarattığı bir narsizm formu, başkalarını kontrol etme ve gözetleme, gizlilik ve gizem, birbirini eleştirme ve yargılama, farklı bir kimlik ve temsil oluşturma, teşhircilik ve diğerlerine kendini farklı sunma biçimi olarak eleştirilmektedir. Bu eleştirilerin yanı sıra selfie, görüntüler vasıtasıyla iletişime geçme, kişisel gelişim, özgürlük, özerklik, kusurlarını kabul etme ve beğenme, kendi bedenine sahip çıkma, güçlü olma biçimi olarak da değerlendirilmektedir. Bu yaklaşımlarla ele alındığında yaşanan selfie paradoksu, küresel bir fenomen haline gelen selfie çılgınlığına, nereden baktığınıza göre, farklı şekilde biçimlenerek anlamlandırmada da değişiklikler göstermektedir.

Bu makalenin konusunu oluşturan kadınlar ve selfie kullanımı, feminist araştırmacıların çalışmaları üzerine temellendirilmiştir. Feminist araştırmacılara göre selfie, kadınların bedenlerine güvenlerini gösterdikleri yeni perspektifler ve bakış açıları sunarken, yeni temsil biçimleri yaratmaktadır. Erkek bakışının yer değiştirmesiyle kadınlar, kendi görünümlerini üretmekte ve günümüz cinsiyet eşitliğinde önemli adımlar atmaktadırlar (Farmer, 2014). Bu bakış açısında kadınlar, sergileyen ve sergilenen, gören ve görünür olan ya da olmayı arzulayanlar olarak, özellikle liberal ekonominin de katkısıyla girdikleri daha güzel olma yarışı içerisinde kaybolup gitmek istemezler. Makyajsız, sivilce kremli, yüz maskeleriyle, dağınık saçlarıyla saklanarak değil, yaşamın içerisinde gerçekte göründükleri şekilde olmak ve bu hallerini göstermek için selfie’leri kullanırlar. Jessica Bennett tarafından yazılan 11 Ağustos 2014’de Time magazinin internet gazetesinde yayımlanan “Our Bodies, Our Selfies: The Feminist Photo Revolution (Bizim Bendenlerimiz, Bizim Özçekimlerimiz; Feminist Fotoğraf Devrimi)” başlıklı makale, selfie’leriyle kadınların kendileriyle barışarak, yeni nesil bir tür güçlenme içinde, narsisizmin bir sembolü haline dönüştüklerinin izini sürmektedir. Bennett’den esinlenerek yazılan bu makale, selfie’lerinde büyük bir cesaretle tüm kusurlarını gösteren kadınların tüketim kültürünün dayatmalarına karşı duruşları ve güçlü tavırlarına yeniden dikkat çekmeye çalışıyor.

Medya, “nasıl kadın olmaları” gerektiği konusunda sürekli onlara yeni rol modelleri ve yaşam biçimleri sunarken, yüzyıllardır erkekler tarafından idealize, estetize, erotize edilmiş, fantezi nesnesi haline getirilmiş kadınlar, Instagram’da #FeministSelfie, #AcneCreamSelfie, #UglySelfie, #CurvySelfie, #NoMakeupSelfie, #IWokeupLikeDis, #Fatselfie gibi etiketlerle paylaştıkları selfieleri ile gerçekte nasıl olmak istiyorlarsa öyle görünüyorlar. Kendini yönetmek, düzenlemek ve dönüştürmek isteyen kadınlar için, popüler kültür ürünü olan selfie, aslında bir sosyal etkileşim biçimidir. Çevresindeki bilgi akışı ve konuşmaların istediği kadarına katılma, beğenisini sadece ‘Like’ (Beğeni) ile gösterme özgürlüğüne sahip olan kadınlar, yüz ifadeleri, ünlemler, etiketler, kısa açıklamalar ile aslında fotoğrafın kendine ait hikâyesini kurarak, aralarında oluşturdukları ortak bir görsel anlatım dili ile iletişime geçmektedirler. Bu bağlamda bakıldığında, öznel bir belgesel yaklaşım olarak da görülen selfie, kadın için bir anlatı nesnesi olmasının yanı sıra fotoğrafın öznesi olmasını da sağlayan bir uygulamadır.

Dove tarafından yapılan bir araştırmaya göre, kadınların %63’ü gazete, dergi, film, klipler vb. medya araçlarından çok, sosyal medyanın, güzelliğin günümüzdeki tanımı üzerinde daha çok etkiye sahip olduğunu düşünmektedir. Bunun nedeni, yeni medyada özellikle genç kızların kendi kurallarını kendilerinin koydukları bir dünyanın var olmasıdır (Bennett, 2014). Medya vasıtasıyla yaratılan cinsiyetçi yaklaşımları değiştirmeye çalışan kadınlar, daha özgür ve bağımsız yeni bir imgelem tarzı üretmeye çalışırken, kitle kültürü tarafından popülerleşen selfie’nin, doğrudan kadın algısını değiştirme ve etkileme gücüne sahip olduğunu fark etmişlerdir.

Bu anlamda 17 yaşındaki Grammy ödüllü Lorde’un “In bed in Paris with my acne cream on (Paris’te, yatakta sivilce kremimle)” selfie’si, kadınlar ve özellikle gençler arasında oldukça dikkat çekicidir. Şarkıcı, Instagramda paylaştığı selfie’sinde siyah penye ve dağınık topuzuyla, yüzünde sivilce krem lekeleriyle (beyaz) görülür.

Lorde’un selfie’si, 24 saat içerisinde 95.000 ‘like’ alır, sonrasında da hayranlarının coşkusu durmaz. Huffington Post, “Lorde’un makyajsız, sivilce kremi ile selfie’si onun mükemmelliğini ispatlar” (Sieczkowski, 2014) diyerek, çok genç ve ünlü olmasına rağmen, doğal görünümünden övgüyle bahseder. Lorde’un selfie’sinin altında, “saygıdeğer”, “seni seviyorum” gibi yorum yapanların dışında, “görünüşe göre, sonunda kusursuz cilde sahip olmayan bir ünlü”, “seni sevmemin nedeni bu” gibi yorumlar da vardır. Ünlü ve popüler olan kişiler genellikle fit, genç, narsist, seksi ve tabii ki kusursuz görünümleriyle sosyal medyada yer alırken, günümüzde bu selfie, 128 bin beğeniye, 4.778 yoruma ulaşır ve bu sayı gittikçe artış gösterir. Bennett’e göre, selfie’yi sıra dışı ve bu kadar dikkat çekici yapan, aslında onun tamamen sıradan bir görünümde olmasıdır, tıpkı her genç kızın geceleri yatağa gitmeden önce yaptığı gibi. Sıradan ve doğal bir gence benzeyen ünlü birini böyle görmemiz ise, neredeyse imkânsızdır (2014). Bu selfie’nin ardından sosyal medyada çok sayıda kremli yüzleriyle sivilceli kızlar görülür, aralarında Rookie dergisinin genç kreatörü ve aktris Tavi Gevinson’da bulunmaktadır.

Gençlerin bir kısmı tarafından paylaşılan selfie’ler, yeni medya çağında geleneksel güzellik normlarına karşı gelmektedir, çünkü günümüzde güzellik temsili denince gördüğümüz şey, beyaz, zayıf, duygusuz ve tanınmayacak kadar rötuşlanmış, birbirine benzer sıradan görünümlerdir. Fotografik imgelerle kendilerinden sürekli talep edilen özellikler (genellikle beden ve ölçüler) karşısında, talep dışı kalmak istemeyen kadınlar, sosyal medyada kendilerine özgü bir kültür yaratma çabası içerisinde, erkek egemen söylemin kodlarından kurtulmak istemektedir.

Kadın bedenine ilişkin idealize edilmiş tiplemelere karşı durmakta, #plussize, #fatselfie, #fatkini gibi büyük beden ya da şişman selfie etiketleri ile görünür olmaktadırlar. Kendilerine ve bedenlerine güvenen kadınlar, doğal halleriyle selfie’lerini paylaşmakta, pek çok selfie’nin altındaysa, ‘kendi bedenimle mutlu olmayı öğrendim’, ‘ben böyle mutluyum’, ‘kendimi seviyorum’ ve benzeri açıklamalar yer almaktadır.

Selfie çılgınlığı beraberinde farklı tarzları da getirir, objektifin karşısına geçip en çirkin olma modası baş gösterir. Objektifin karşısında olabildiğince çirkin olmak için elinden ne geliyorsa yapan genç kızların bu çılgınlığı, sosyal medyada da büyük ilgi görür. Kadın, aslında kendi oluşturduğu biçim ve bu biçimden ona yansıyan kişilikle ilk defa aynanın dışında, tamamıyla kendi inisiyatifinde olan selfie de yüzleşmiştir.

Film yapımcısı ve Selfie kısa filminin yaratıcısı Cynthia Wade, “Kusurlarımızı saklamak için çok zaman harcadık, çünkü modern kültür kusursuz değilsek utanmak zorunda olduğumuzu kurguladı” diyor, New York Times’a ve çirkin selfie hakkında ise, “Sanırım kızlar yoruldu, artık ironik ve çirkin olmak istiyor” (Bennett, 2014) diye ekliyor. Medya eleştirmeni ve kadınların seslerini yükseltmeyi amaçlayan Women in Media and News’un kurucusu Jennifer Pozner ise, her gün yüklenen çok sayıda selfie vasıtasıyla kadınların güzel olma hakkındaki kavramları ters yüz ettiklerini ve ‘Ben böyle harikayım’ dediklerini ifade ediyor (Bennett, 2014).

Normalde ekranda görülmeyen yüzleri sergileyen selfie’ler, aynı zamanda kadınlar için bir iletişim biçimidir. Bu iletişim biçimi, günümüzde ilgi çekmeye ve ilgiyi doğru amaçlara yönlendirmeye ihtiyaç duyar. Sosyal ağlarda paylaşılan selfie’yle, ilgi çekmenin internet çağında çok önemli olduğunu söyleyen aktör James Franco, ‘ilgi güçtür’ diyor ve insanların ilgilendiği biriyseniz, selfie size bu gücü fazlasıyla sağlar diyerek ekliyor (2013). Franco’ya göre, selfie, birinin gözlerinin içine bakma ve ‘Merhaba, bu benim’ demenin yeni yoludur.

Tıpkı Çağla Şikel’in kadınların güzelliğiyle değerlendirilmesine isyan edip, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde makyajsız fotoğrafını paylaşması ve altyazısında ‘Buyurun bu makyajsız hiçbir şeysiz gerçek ben’ demesi gibidir. Şikel, bu fotoğrafla, sosyal medyada oldukça ilgi çekmiş, makyajsız da beğeni alınabileceğini göstermiştir.

Dünyanın dört bir yanından ünlü ya da ünsüz milyonlarca kadın, yüzlerinin en doğal haliyle fotoğraflarını çekip Instagram’da #nomakeupselfie etiketi altında paylaşmaktalar. Son dönemin popüler olan makyajsız selfie’leri, Şikel’in paylaşımı olan ‘Biz kadınız, güçlüyüz, özgürüz daha ötesi yok’ benzeri mesajlarla farkındalık yaratmaya çalışıyor. Benzer bir paylaşımı, oyuncu Şebnem Bozoklu da yapar, makyajsız yüzü ve dağınık saçlarıyla fotoğrafını paylaşır ve altına da “Yemişim makyajı, öpmüşüm saçı. Günaydın.” diye not düşer.

Bir selfie de, kuaförde makyajı ve saçı yapılmadan önce, top model Heidi Klum’dan gelir. Selfie ve genç kızlar üzerine yazılıp çizilenler, genellikle kendini beğenmiş, kibirli, fazla seksi olması nedeniyle eleştirel ve yargılar niteliktedir. Bu bakış açısının tersine, aslında Lorde, Heidi Klum, Çağla Şikel gibi ünlüler sosyal medyada var olan, ancak çok fazla dikkat çekmeyen az sayıdaki kadının ve gencin paylaşımlarının birer simgeleridir.

Kadınlar, özellikle feministler, feminist düşünceye kendini yakın hissedenler ya da oldukları gibi görünmeyi tercih edenler, uzun zamandır doğal görünümleriyle birlikte Instagram, Twitter, Facebook gibi sosyal medya ortamlarında, her gün daha fazla güçlenerek ve sayıları artarak yer alıyorlar. Fiziksel özürleri, kırışıklıkları, kılları, sivilceleri, yüzlerindeki izleri, deri bozuklukları ya da şişman görünümleriyle bedenlerine sahip çıkan kadınlar, kusur olarak kabul etmedikleri bu özelliklerinin var olduğunu başkalarına gösterme gücünü fotoğraflarıyla kendilerinde buldular. İcat edildiği günden bu yana önemli bir ifade aracı olan fotoğraf, günümüzde selfie çekimler ile kadınlara kendilerini, hiçbir aracıya ihtiyaç duymadan ilk kez ifade etme gücü verdi. Narsizm, kibir, teşhircilik gibi pek çok bağlamda eleştirilen selfie, başka hiçbir şekilde olmasa da, sırf kadınların elinde, yeni medya çağının güçlü bir fotoğrafik ifade aracı oldu.

Kaynaklar:
1- Bennett, Jessica (2014) “Our Bodies, Our Selfies: The Feminist Photo Revolution”, www.time.com
2- Bennett, Jessica (2014a) With Some Selfies, the Uglier the Better, www.nytimes.com
3- Farmer, Ashley (2014) “The Selfie as a Feminist Act”, www.gender.stanford.edu
4- Franco, James (2013) “The Meanings of the Selfie”, www.nytimes.com
5- Laird, Sam (2013) “Behold the First ‘Selfie’ Hashtag in Instagram History”, www.mashable.com
6- “Oxford Dictionaries Word of the Year 2013: Selfie” (2013), www.oed.com
7- Sieczkowski, Cavan (2014) “Lorde’s No-Makeup, Acne-Cream Selfie Only Further Proves Her Awesomeness”, www.huffingtonpost.com
8- Testa, Lessica (2013) “This is The First Recorded Use of #Selfie On Instagram”, www.buzzfeed.com

Kontrast Sayı 48, Temmuz-Ağustos-Eylül 2015

Doç.Dr. Zuhal ÖZEL SAĞLAMTİMUR
Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi
Fotoğrafçılık ve Grafik Anabilim Dalı Başkanı
zuhal.ozel@ege.edu.tr