Ceyda TAŞDELEN | Bir Doğa-İnsan Ortak Yapımı: Kapadokya (18. Sayı)

“Doğanın şairliği vurur üzerinize; bir kâğıt, bir kalemdir tüm isteğiniz. Rüzgârın, suyun, toprağın, tüm doğanın oyununa gelir şair kesilirsiniz, ressam olursunuz, bir müzisyen gibi nameler dolanmaya başlar aklınızda. Yalnızlığınızla başbaşa olmak, bunun keyfini paylaşmak istersiniz peribacalarına, vadilere bakarken. Kimi zaman sevgilisiz olmaz dersiniz, kimi zaman kimse olmadan seversiniz. Yaşadığımız şehirlerden, kasabalardan, aslında bu dünyanın gerçekliğinden çok ötede bambaşka bir hayat sunar gizliden gizliye. İçine çeker, kuşatır, kollar; sıcacık bir türkü söyler, insanlığın doğuşundan gelen…” [*]

Tam 25 milyon yıl önce başlayan bir serüvenin sonucudur Kapadokya. Sertleşmiş yer kabuğunda oluşan derin çatlaklardan çıkan lavlarla Erciyes, Hasan Dağı ve Melendizler’in volkanik koniler olarak ortaya çıkmasıyla atılır temelleri bu serüvenin. Bu ana koniler ve onların yetmedigi alanlarda yükselen diğerleri, püskürürler tüm yöreye. Hemen arkasından rüzgâr ve yağmur alır görevi, aşındırıp şekil vermek için. Doğanın eliyle yaratılan Kapadokya, işte böyle çıkar ortaya.

Peki ya insanoğlunun etkisi… Hititler, Frigler, Medler, Persler, Romalılar, Selçuklular, Osmanlılar gibi onlarca medeniyeti barındıran bu topraklarda insanoğlu da doğanın izinden giderek kusursuz eserler çıkarır ortaya. Doğanın üzerine yerleştirdiği el izi, kültür hazineleridir binlerce yıl öncesinden gelen.

İşte bir doğa ve insan ortak yapımı olan Kapadokya günümüzde; Nevşehir, Ürgüp, Göreme, Ortahisar, Uçhisar, Çavuşin, Avanos, Zelve adıyla anılan yerleşim yerlerinden meydana gelmektedir.

Tüf ve lavlardan oluşan peribacaları ve konik oluşumlar üzerine kaya evlerinin ve diğer mekanların yapılması, sahip oldukları yumuşak doku sayesinde oldukça kolay olmuştur. Neredeyse tüm kayaların üzerinde bir pencere, bir sütun ya da kakma görmenin mümkün olduğu Kapadokya’da her kaya bir işlev sahibi olduğundan, bölgeyi kısa zamanda gezip görmek pek de mümkün olmamaktadır.

Tarihî kent yapısı bozulmamış olan Göreme’de yer alan açık hava müzesi ise adım attığınız andan itibaren emeğin, iradenin ve inancın gücüne hayran kalmanızı sağlıyor. Hıristiyanlığın ana yayılma alanlarından olan bölge içerisinde, 400’den fazla kilise var. En önemlileri arasında; Tokalı Kilise, Çarıklı Kilise, Karanlık Kilise, Meryem Ana Kilisesi, Elmalı Kilise, Yılanlı Kilise ve Barbara Kilisesi’ni sayabileceğim bu kiliselerin, misyoner yetiştirme amacıyla kurulmuş oldukları söyleniyor. Göreme vadisinin geniş ve yokuş olmasına her detayın vakit ayırmayı gerekli kılması da eklenince, bu bölgeye en az bir gününüzü ayırmanız gerektiğini söylemek zorundayım. Bu arada vadiyi turlamayı gün batımı saatine yakın bitirmenizi tavsiye ederim; çünkü buraya çok yakın olan gün batımı izleme noktaları, sizlere müthiş fotoğraflar sunacaktır.

Bir sonraki durağımız Kaymaklı Yeraltı Şehri. Kapadokya’da 36 yeraltı şehri olduğu söyleniyor ama bunların henüz tamamı ortaya çıkarılmış değil. Ortaya çıkarılanlar arasında en çok katı açılmış olan ise Derinkuyu Yeraltı Şehri. Birbirlerine oldukça benzeyen bu yeraltı şehirlerini gezmek için vaktiniz sınırlıysa, henüz dört katı açılmış olan Kaymaklı Yeraltı Şehri’ni tercih etmenizi öneririm.

Hıristiyanlığın ana yayılış noktalarından birisi olan bölgede pek çok kilise ile karşılaşmak etkileyici ama inancı nedeniyle saldırılara maruz kalan yöre halkının akıl almaz savunma tekniği olan yeraltı şehirlerinin tek kelimeyle büyüleyici olduğunu söyleyebilirim. Putperestlerin ve Selçukluların saldırısına uğrayan yöre insanı, dinini yaymaya devam etmek ve bunu yaparken kendisini de korumak için bu yeraltı şehirlerini inşa etmiş. Kaç bin insanın bu şehirlerin yapımında çalıştığı ve yapımın ne kadar sürdüğü henüz belli değil. Toprağın şekil vermeye uygun yapısının ise bu insanların en büyük yardımcısı olduğu çok açık. Yerin altına, ahırından mutfağına, yatak odalarından depolara, şaraphanelere kadar, ihtiyaçları olan her şeyi yapan Kapadokyalıların geçilen koridorları kısa yapmalarının nedeninin ise boylarının kısa olması değil, bir saldırıya uğradıklarında saldıran kişinin uygunsuz pozisyonda kalmasını sağlamak olduğu sanılıyor.

Bölgede, Paşabağları olarak anılan yer ise en yüksek ve çok başlı peribacalarının yer aldığı alan. Doğa tarafından yaratılmış en büyüleyici eserlerden olan peribacalarının bu en güzel örnekleri arasında yer alan üç başlı peribacasının içinde iki de oda bulunur. Buranın, 5.yy’da yaşamış olan Aziz Simeon isimli bir keşiş tarafından inziva hücresi olarak kullanıldığı söyleniyor.

Paşabağları’na çok yakın olan Avanos ise bölgenin genel özelliğinden farklı olarak daha çok dört bin yıldır devam eden bir geleneğin, çömlekçiliğin merkezi olarak önem taşıyor. Burada yer alan tüm çömlek atölyelerinde gezebileceğiniz gibi, çömlek yapımını öğrenme ve ilk çömleklerinizi yapabilme fırsatına da sahip olacaksınız.

Kapadokya’da yer alan önemli merkezlerden bir diğeri ise Uçhisar. Burası özellikle, kayadan oyma kalesi ve kaya ev pansiyonları ile bilinen bir yer. Kalesi öyle yüksek ki insan ister istemez yukarı çıkıp çıkmama konusunda tereddüt yaşıyor ama siz siz olun mutlaka çıkın; çünkü ayaklarınızın altına serilecek olan manzara, etkileyici fotoğraflar olarak size geri dönecektir.

Çekim Önerisi:

Mekânın Büyüsünü Yansıtın: Kapadokya, çok geniş bir alana yayılmış, birbirinden etkileyici doğal yapı ve mekânları bünyesinde barındıran bir bölge. Dolayısıyla bölgenin etkileyiciliğini ortaya koyabilmek için özellikle gün batımı ve sonrasındaki alacakaranlık anlarını değerlendirmenizi tavsiye ederim. Gökyüzünün gün batımında aldığı renkler altına yayılan peribacaları ya da ışıklandırılan peri bacalarının lacivert gökyüzü altındaki görüntüsü eminim sizleri de memnun edecektir.

Grafik Detayları Gözden Kaçırmayın: Bölge, doğal oluşumlar açısından zengin olması nedeniyle birbirinden ilginç grafik biçimleri de içinde barındırmaktadır. Açık koyu tonlar, yükselti farkları sayesinde oluşan ışık oyunları da grafik biçimlere etkileyicilik kazandırmaktadır. Bunları yakalayabilmek için yapmanız gereken tek şey görme duyunuzu hassas ayarına almaktır. Kapadokya’ya yolu düşen herkesin görmeye alıştığı pek çok manzara ya da dokuyu bu sayede bambaşka bir şekilde yorumlama şansına sahipsiniz.

[*] Yazarın daha önce Yolculuk dergisinde yayımlanmış olan Kapadokya yazısından alıntıdır.


Ceyda TAŞDELEN

Kontrast Sayı 18, Temmuz-Ağustos 2010

Bizi paylaşın..