Sibel ACAR | Olga CHERNYSHEVA (40. Sayı)

1929 yılının Moskova’sı… Günün ağarmasıyla birlikte kent ve kent insanı uyanıyor. Pencereler açılıyor; tramvaylar, asansörler çalışmaya, insanlarla dolup taşmaya başlıyor. Kapılar açılıyor, kapılar kapanıyor. Kent bir makine gibi bir hareketin içerisinde. Gün ilerledikçe tempo artıyor, hızlı ve doğrusal bir akış içerisinde her şey. Öte yandan, bu akış ritmik ve döngüsel bir zamanın sürekliliğinde… Tasvir ettiğim bu sahneler hemen anımsanacağı üzere Dziga Vertov’un 1929 yapımı “Man with a movie camera” filmine ait. Görsel atmosferi, Rus sinemasının büyük eski ustaları Eisenstein, Vertov ve Dovzhenko’ya saygı niteliğinde görülebilecek, 2003 yapımı “The Train” isimli video filminde ise bu defa Moskova banliyö treninin vagonları arasında açılıp kapanan kapılar boyunca ileri geri giden kameranın arkasındaki göz Olga Chernysheva’ dır.

Moskova’da yaşamakta olan Olga Chernysheva, film, fotoğraf, çizim, resim ve enstalasyon gibi sanatın farklı metotlarını kullanarak güncel sanat alanında üretimler yapan bir sanatçıdır.
Moskova Film Enstitüsü’nde animasyon filmi yönetmenliği eğitimi alır.1994 yılında Amsterdam Rijksakademie’ye davet edilir, orada iki yıl kalır.(1) Genç bir sanatçı olarak çıkışını yaptığı yıllar, Sovyet Rusya’nın dağıldığı yılın hemen sonrasına denk gelmektedir. Bu süreçte içinde doğduğu ve yetiştiği çevre, kapitalist devrimin başlangıcında, her alanda kendini gösteren geniş çaplı bir değişimin ortasındadır. Chernysheva, tarihin akışının kırılmaya uğradığı bu noktada soyut bir kavram olarak “sistem” ile uğraşmaz. Toplumsal bir eleştiriye değil, bireylere odaklanır.

Kendi sanat yapma metodu için “avoska” kelimesini kullanır. Avoska, 1980’lerin Moskovası’nda sürekli olarak yokluğu çekilen ürünlerden birinin anlık olarak şehrin bir yerlerinde satışa çıkmış olma ihtimaline karşı insanların sürekli olarak yanlarında taşıdıkları pazar çantasının adıdır. Cherynsheva da şehirde dolaşırken bir şeylerin ortaya çıkmış olması için bakınır, onun avoskası kamerasıdır.(2)

High Road #8. 2007, C-print 60×90 cm

Gayet kasıtlı biçimde önemsiz nesnelere, sıradan durumdaki insanlara yönelir, empati kurarak günlük hayattan sahneler gözlemler: Eski Orta Asya Rus Cumhuriyeti’ne mensup ama bugün için yabancı işçiler yol kenarında gündelik iş için beklemektedirler; fabrika işçilerine ancak avize olarak ödeme yapabildiğinden yol kenarında satışa çıkarılmış kristal avizenin satılabilmesi umut edilmektedir. Yakaladığı sadece sokaktaki hayat değil, post-Sovyet Rusya’sında insanların ruh halleri, toplumun en küçük yapıtaşı bireyin olan bitenle nasıl baş ettiği, eski ve yeni ile nasıl uzlaştığıdır.

On the Sidelines. 2010, light boxes, 62x94x14 cm

Olga Chernysheva, rastlantısal karşılaşmaları değerlendirir, kaydeder, anlamaya çalışır ve bu olup bitenin estetik bir form olarak ortaya çıkmasına izin verir. “March” (2005) isimli videosu da böyle bir karşılaşmanın ürünüdür. Şehirde gezinirken Marş çalan bir bandonun sesini duyar. Sesi izlediğinde karşılaştığı tören pek çok yönden Sovyet geleneğini yansıtmaktadır. Siyah üniformalar içerisinde 8-10 yaşlarında bir grup erkek çocuk ellerinde üzerinde zafer yazan balonlarla kırmızı bir halının iki yanına dizilmiş durmaktadırlar. Resmi tören geleneği devam etmektedir ama ortada artık kutlanacak bir zafer yoktur. Az ileride çocukları getiren kurumun adı “Üstün Atletik Başarılar Koleji” okunmaktadır. Balonlar rüzgardan havalanınca arka yüzlerinde “Panasonic. Yaşam için Fikirler” sloganının basılı olduğu ortaya çıkar. Bütün bu olup biten eski ve yeninin üst üste geçmesi, anlamak için çaba gerektiren muğlak bir tablo oluşturmaktadır.(3) Bu anlamda ritüellerin, geleneklerin, alışkanlıkların, nesnelerin ve mekanların dönüşerek şimdi yaşadıkları “ikinci hayatlarını” avoskasına doldurur.

Her ne kadar işleri belgesel olarak nitelendirilebilse de bu gazetecilik anlamında bir dokümantasyon değildir. Çünkü, Chernysheva olaylarla ya da sonuçları ile ilgilenmez. Şehrin sokaklarında kamerasının yakalamaya çalıştığı; yanıbaşımızda anlık olarak beliriveren, çoğunlukla fark edilemeyen ve hızla kaybolan sıradan şeylerin anlamıdır. Kendi deyimiyle Alis Harikalar Diyarında öyküsünün içindeki Cheshire Kedi’sinin yüzünde anlık beliriveren sinsi gülümsemenin anlamının fotoğrafı…(4) Chernysheva’nın işlerindeki “zaman” da takvimsel zamanın dışında bir süreçtir. Tıpkı müzikte iki önemli tema arasındaki “es” de olduğu gibi bir olayın olduğu an ile bir sonrasında olacak olanın arasındaki; değişime ve dönüşüme gebe, o müphem boşluk, hem zamansal hem mekansal olarak onun üretim alanını tanımlar.

Chernysheva’nın ilgisini bir olayın çoktan olduğu ve diğerinin henüz olmadığı mekanlar çekmektedir.(5)

Dream Street. 1999, Series of light boxes, 30x40x5 cm

“Dream Street” (1999) Moskova kent merkezinin dışında bir patikayı gösteren siyah beyaz fotoğraflar serisidir. Burası, bir süre sonra yapılaşma dalgasının ulaşmasının beklendiği bir bölgedir. Şu andaki sakinlik ve sessizlik hali bir süre sonra inşaatların başlamasıyla bozulacaktır. Yolun kenarındaki bahçe çitinin üzerine iptidai bir şekilde çakılmış tabelanın üzerine arkası yapışkanlı harflerle yazılmış cadde isminin çoğu harfi düşmüştür. Eskiden cadde isimleri metal harflerle yazılmakta iken şimdi çabucak uygulanabilen yapışkanlı harflerle yazılmıştır. Sokak isimleri de değişmiştir, anımsaması güç olsa da eskiden adı “Wood Street” olan sokak bugün yarısı dökülmüş yapışkan harflerle yazılmış “Dream Street” olmuştur. Ağaçlık Sokak çoktan unutulmuş Rüya Sokak henüz gerçekleşmemiştir.(6)

Guard. 2009, optical silver gelatin fiber prints, 150×100 cm

“The Guard” (2009) isimli serisinde Rusya’da hissedilen sosyal gerilimin sonucunda sayıları gün be gün artan güvenlik görevlilerini, görevleri başında fotoğraflar. Üniformaları ve rozetleri, güvenlikçilere otoriter bir güç atfetmektedir. Öte yandan kıyafetin deklare ettiği otorite bir önceki rejimin resmi otoritesini çağrıştırsa da güvenlikçilerin boş bakışları, bezgin ve cansız duruşları üniformalarıyla ters düşen bir mesaj vermektedir.

On Duty. 2007, optical gelatin silver fiber prints, 138×95 cm

“On Duty” (2007) ve “To Moscow” (2010) fotoğraf serilerinde ise insanlar kendi çevreleri tarafından tutsak alınmış gibi görünmektedirler. “On Duty” serisinde metronun kalabalığı ve telaşı ortasında, cam kabini içinde yalıtılmış, etrafında olup bitene kayıtsız, bir içe dönme hali içinde hareketsizce duran metro görevlileri sanki yeniden canlanmak ve hayatın içine karışmak için bekliyor gibidirler. “To Moscow” da ise ülkelerarası uzun yol şoförleri, hareketsiz kalarak sürdürülmesi gereken bir hareketin hapsolmuşluğunda eskinin göç yollarında gidip gelmektedirler.

To Moscow. 2010, barite prints, 75×113 cm

Chernyshova’nın ilk sergisini açtığı 1992 yılı; Dimitry Gutov, Oleg Kulik gibi genç sanatçıların modernizm, postmodernizm ve politika üzerine yeniden düşünme olarak nitelendirilebilecek işler ortaya çıkarmaya başladıkları bir dönemdir. Bu durum, yapısalcı, sosyal gerçekçi janrdan bir kopuşa işaret etmektedir; merkezine akılcılığın, soyut kavramlar inşa eden sözlü ifadenin yerine bedensel deneyimi, “dirimselliği” koyan bir sanatın gelişidir. Chernysheva da aynı akım içinde görülebilir. İlk sergisinde Sovyet dönemine ait siyah beyaz fotoğraflar içeren bir yemek kitabını ele alır. Kitaptaki fotoğraflarda hamurdan bir şeyler yapan iki el vardır. Hamurun şekilsiz formu ve içindeki eller, ona yaradılışın ilk anı gibi gelir. Bunun üzerine gider. Hamur formunda objeler, fotoğraf ve yağlı boya resimlerden oluşan bir enstalasyon hazırlar.(7) Bu kelimelerle değil hacim ve kütle ile yapılan, hareketle deneyimlenebilen, dokunsal referanslar içeren bir anlatıdır. Onun Rusya resmi hava, su, toprak gibi dirimsel elementlerden oluşmaktadır. Bu elementler sürekli bir etkileşim ve değişkenlik içindedirler. İnsanlar, flora, fauna, eşyalar birbirleriyle karışmakta birinden diğerine dönüşmektedirler.(8)

Anabiosis. Fisherman-Plants 2000, Series of color photos, 70×105 cm

The Anabiosis. Fisherman Plants (2000) serisinde buz kesilmiş karlı bir yüzeyde duran sarılı nesneler görmekteyiz. Terk edilmiş, şekilsiz objeler… Örtünün altında bir canlı formu var ancak görüntüsü heykel gibi ölü ve hareketsiz. Bu objeler, form olarak soğuktan korunmak için kendisini beze saran yalnız Rus balıkçılarına, aynı zamanda da soğuktan korunmaları için sarılmış bitkilere benzemektedir. Birbirine benzer bu şekilsiz form ile kentte gezerken çoğu yerde karşılaşılmaktadır. Anabiosis, askıya alınmış canlılık anlamına gelmektedir. Ölüm benzeri bir duruma geçerek hayatı muhafaza etmek halidir: Tıpkı, ölüm ve yaşamın sınırlarının geçirgenliğinde yeniden canlanmak için durmakta olan bu formlar gibi.

Waiting for the Miracle. 2000, Series of color photos, 100×150 cm, 55×80 cm

Waiting for the Miracle (2000) serisinde günlük hayatta her yerde karşılaşılan el örgüsü bereleri konu edinir. Hepsi aynı açıdan çekilmiş, bir canlı türü gibi görünen, dairesel bir forma indirgenmiş bereler… Bu seri çalışmasında da tıpkı ‘The Anabiosis’ te olduğu gibi form-nesne-obje, tekillik ve çoğulluk arasındaki sınırların bulanıklaştığını görmekteyiz.

“Untitled. Dedicated to Sengai” (2008) videosunda bir kadın kalabalık bir Moskova meydanında çocuklar için ucuz Çin yapımı mıknatıslı çizim tableti satmakta, tabletin üzerine birbiri içine geçmiş üçgen, daire ve kare çizmekte, sonrasında silip tekrar başlayarak bir meditasyon yapar gibi bu işlemi biteviye tekrarlamaktadır. Burada Chernysheva, Japon rahip kaligrafi ustası Sengai’nin kare, üçgen ve daireden oluşan ve evreni sembolize eden çizimine atıfta bulunmaktadır. Kamusal alanda para kazanmak için yapılan bu işin ruhsal bir amaçla ilgisi olmasa da Zen rahiplerinin meditasyon olarak kum üzerine çizim yapmalarına benzer bir eylem içindedir, kadın. Öte yandan kadının çizdiği siyah kare ve daire, “soyut şekillerin ‘herhangi bir nesnenin yokluğuyla dolu olduğunu’, dolayısıyla her bir biçimin ‘anlama gebe’ olarak ortaya çıktığını”(9) söyleyen Malevich’i çağrıştırmaktadır. Ancak ortaya koyduğu bu müphemliğin açıklamasını yapmaz ya da yargılayan ve eleştiren bir gözle sunmaz, sadece anlayışımızı zenginleştirecek kapılar aralar. Belki de bu nedenle işleri yüksek sesli manifestolar gibi sarsıcı değil sakin bir derin düşünme hali gibi.

Olga Chernysheva’nın işleri uluslararası müze ve galerilerde defalarca sergilenmiştir, dünya çapında ünlü, New York Modern Sanatlar Müzesi, Londra Victoria ve Albert Müzesi, Moskova Modern Sanatlar Müzesi gibi müzelerin koleksiyonlarında yer almaktadır. Ülkemizde de 2009 yılında İstanbul’da açılan sergisinde izlenebilmiştir.(10)

Kaynakça
(1.) http://www.olgachernysheva.ru/biography
(2.) http://www.theguardi-an.com/artanddesign/2010/jul/07/artist-olga-chernysheva
(3.) Chernysheva, Olga. “The Overheard March.” Russian Art in Translation, ANTE, 2007
(4.) Abensour, Dominique. “Olga Chernysheva.” De Moscou. 2002: 12-21 (http://www.olgachernysheva.ru/bibliography )
(5.) Wege, Astrid. “Olga Chernysheva: Bak, Basis Voor Actuele Kunst.” Trans. Oliver, E. Dreyfuss. Artforum XLIX, 9, May 2011: 300-301. (http://www.olgachernysheva.ru/bibliography )
(6.) http://www.olgachernysheva.ru/node/41
(7.) Abensour, “Olga Chernysheva,”12.
(8.) Misiano, Viktor. “Motion Studies.” Artforum XLVII.7, March 2010: 226-231. (http://www.olgachernysheva.ru/bibliography )
(9.) Antmen, Ahu. 2o. Yüzyıl Batı Sanatında Akımlar. (İstanbul, Sel Yayıncılık,2010),82.
(10.) 2009 yılında Yapı Kredi Kâzım Taşkent Sanat Galerisi’nde René Block küratörlüğünde süregelen güncel sanat sergileri dizisi “İstiklâl Serüveni”nin dokuzuncusu Olga Chernysheva’ya ayrılmıştı.

Kontrast Sayı 40, Mart-Nisan 2014

Sibel ACAR