Sibel ACAR | Michael Wolf (36. Sayı)

Wolf’un kamerası, çeşitli görsel yaklaşımlar ve açılarla zamane kentinin akışındaki insanın durumunu gözler önüne seriyor. Kenti ve içindeki yaşamı, insanın yapma etme, şekillendirme, uzlaşma, kendini ifade etme gücünün altını çizen bir yaklaşımla çok katmanlı olarak belgeliyor.

Dünya ekonomisinin nabzının attığı, üretim ve tüketim merkezleri mega kentler… Her geçen gün daha fazla insana sınırsız lüks ve öldürücü yoksulluk arasındaki yelpazede yaşama koşulları sunan distopya. Michael Wolf, objektifini mega kentlerdeki yaşama çevirmiş bir fotoğrafçı. Wolf, kentin mimarisini ve sokak yaşantısını klasik bir yaklaşımla belgelemek yerine kent insanının küresel ve yerel olanla nasıl uzlaştığı, üretim ve tüketim ilişkileri, mimariyle ve kentin kurgusuyla ilişkili olarak mahrem ve kamusal alanların iç içe geçişi gibi modern kent yaşamının sorunsallarına odaklanan projeler üretmekte.

1956 Münih doğumlu Alman fotoğrafçı, Kanada, Avrupa ve ABD de yetişti. Berkeley’de okudu. Essen The Folkwang School’da Otto Steinert ile çalıştı. 1994’de Hong Kong’a taşındı ve haber fotoğrafçılığı yaptı. 2001 yılından bu yana kendi projelerine yoğunlaşıyor. Wolf’un Stern Dergisi için en son ürettiği “China: Factory of the World” (Çin: Dünyanın Fabrikası) çalışması sırasında ilk büyük sanat projesinin fikri de belirir. 2004 yılında “The Real Toy Story” (Gerçek Oyuncak Hikayesi) adını verdiği bir enstalasyon gerçekleştirir. Bu çalışma için, Kaliforniya bölgesindeki ikinci el mağazalardan ve bitpazarlarından, arkasında “made in China” (Çin’de üretilmiştir) yazan oyuncaklar toplar.

The Real Toy Story, Enstelasyon

Galerinin bütün duvarlarını oyuncaklarla kaplar, oyuncakların arasına oyuncak fabrikalarındaki işçilerin portrelerini yerleştirir. Tüketilen nesne yığınlarının arasından izleyiciye dikilmiş bakışlar, bu küresel arz talep ilişkisinin ardında, çalışan insanların gerçeğini yüze vurmaktadır. Doğrusu bu ilk çalışmanın altını çizdiği olgular Wolf’un gelecekteki projelerinin konularına dair ipuçları vermektedir: Mikro ve makro perspektiflerin çakıştırılması, toplama takıntısı, sıradan detayları fotoğraflayarak onlarda gizli sembolik değerleri açık etmek.

Hong Kong’u konu edindiği bir dizi çalışmasından biri olan “Architecture of Compression” (Yoğunluğun Mimarisi) çalışmasında gökyüzünü ve ufuk çizgisini yok ederek binaları sonsuza uzanan iki boyutlu yüzeylere indirger.

The Architecture of Compression

Bu çeşit formalizm ve mimariye kütle olarak yaklaşmak Bernd and Hilla Becher’in ekolünden olsa da Wolf, mimariyi etrafındaki günlük yaşamla birleştirerek belgeler. Bu devasa beton kütleler, insandan yoksun gibi görünürler ancak asılı çamaşırlar gibi ufak detaylar, her bir çerçevenin içinde süre giden yaşamlara işaret eder.

“Back Door” (Arka Kapı) çalışmasında ise arka sokaklarda şehrin katmanlarının izini sürer. Kurumaya bırakılmış iş eldivenleri, kanalizasyon borularının iç içe geçmiş formları, boruya sıkıştırılmış süpürge gibi günlük yaşamın detaylarına yoğunlaşır. İşlevselliğin forma tercih edildiği detaylardaki güzelliği ve yerel olanı bulup çıkarır.

Bu fotoğraflarda da hiç insan göremesek de yaşantılarına dair pek çok ipucu buluruz.

Back Door

“100×100” çalışmasında ise Hong Kong’da bir toplu konut kompleksi içinde yer alan 100 evi aynı bakış noktasından fotoğraflar. Bu çalışmasında ev sahiplerini kendi mekanları içerisinde görürüz ancak orada bulunuşları bu çalışmayı bir portre serisi yapmaz. Tek tipleştirilmiş mekânları nasıl kişiselleştirdikleri, nasıl birbirinden farklı özgün dünyalar yarattıklarının göstermenin bir parçası olarak kadraja dâhil edilirler.

100×100

Wolf’un yukarıda bahsi geçen çalışmalarını fotoğrafçıya konu içerisinde bir rol vermeden olup bitene dâhil olmadan, dışarıdan bir gözlemci konumunu koruyarak ürettiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Oysaki 2008 yılından bu yana gerçekleştirdiği “Transparent City” (Şeffaf Kent), “Street View” (Cadde Görünümü), “Tokyo Compression” (Tokyo Kompresyon) çalışmalarında kameranın arkasında fotoğrafçının izleyen bir göz olarak rolünün sorgulandığı bir yaklaşımla karşı karşıyayız. Ayrıca kent insanının izlenebilir olması, kentin onu istemediği bakışlardan kaçamayacağı mekânlara hapsetmesi gibi modern kent yaşamının tartışmalı olguları son yıllarda yaptığı çalışmalarının ortak paydası.

Şikago’nun mimarisini konu edinerek yüksek bir bakış noktasından gökdelenleri çektiği “Transparent City” isimli çalışması teknik olarak Hong Kong çalışmasına benzese de mimarinin farklı oluşu bambaşka bir sonuç yaratır. Şikago’nun cam cepheli gökdelenlerinin şeffaflığı nedeniyle içeride süregiden yaşamlardan kesitler de kadraja girer. İnsan bedeninin devasa kütleli yapılar yanında boyut olarak küçücük kalmasının, betonun sertliği sağlamlığı karşısında bedenin incinebilirliği algısının yarattığı gerilim hissedilir. Öte yandan, devasa bir kütlenin üzerindeki küçük bir noktaya optik bir alet marifetiyle yaklaşarak bakış atmak, mikroskopla ya da teleskopla kent yaşamına bakmaya benzemekle beraber fotoğrafçıyı bir çeşit röntgenci konumuna düşürmektedir.

Transperant City
Transperant City

Günümüz kentinde insanların günlük yaşantıları güvenlik kameraları, uydu görüntüleri, cep telefonu kameraları nedeniyle her an kayıt altında. “Street View” serisinde sanatçı, Google görsellerinden bazı sokak görüntülerinden detayları seçip büyüterek sokak fotoğrafının büyük ustalarının unutulmaz karelerine göndermelerle izleyiciye sunuyor.

Street View

“Tokyo Compression” da ise camlara yapışmış yolcular görüyoruz, bu defa yoğunluk Hong Kong çalışmasında izlediğimiz mimari yoğunluk değil insan yoğunluğu: İnsanların günlük hayatlarının bir diliminde metroda sıkışmış, diğer insanların bakışlarıyla kuşatılmış olmaları durumu. Hem bakanın bakışını kaçıracak yeri olmayışı hem bakılanın kaçacak yeri olmayışı, sadece bedenlerle sıkıştırılmış olmanın değil bakışlarla kuşatılmış olmanın verdiği rahatsızlık hissi… Fotoğrafçıya maruz kaldıklarında kurbanların kareden çıkmak için kaçabilecekleri bir yer yok.

Tokyo Compression

Michael Wolf çeşitli görsel yaklaşımlar ve açılarla zamane kentinin akışındaki insanın durumunu gözler önüne seriyor. Kenti ve içindeki yaşamı, insanın yapma etme, şekillendirme, uzlaşma, kendini ifade etme gücünün altını çizen bir yaklaşımla çok katmanlı olarak belgeliyor. Böylelikle günümüz kent yaşamının sadece yerel değil küresel gerçeğiyle de uğraşan bir çalışmalar bütünü üretmekte.

Çalışmaları hakkında basılmış pek çok kitabın yanı sıra işleri 2010 Venedik Bienali de dahil olmak üzere pek çok prestijli galeri ve müzede sergilenmiştir. Eserlerinden bazıları Metropolitan Museum of Art, the Brooklyn Museum, New York; the San Jose Museum of Art, California; the Museum of Contemporary Photography, Chicago; Museum Folkwang, Essen and the German Museum for Architecture, Frankfurt, kalıcı sergilerinde yer almaktadır. 2005 ve 2010 yıllarında World Press Photo ödülüne layık görülmüştür.

Michael Wolf’un çalışmaları ülkemizde kendisini temsil etmekte olan Elipsis Galeri aracılığıyla iki kez sergilenmiştir. “Architecture of Compression” ve “Tranparent City” serilerinden bir seçki 2009 yılında, “Street View” ve “Tokyo Compression” serisindeki işlerinden oluşan “Seni İzliyorum” isimli ikinci sergi ise 2011 yılında İstanbul’da izleyiciyle buluşmuştur.

Kaynakça
http://photomichaelwolf.com/
http://www.elipsisgallery.com/images/michaelwolf/sergi_michaelwolf_tr.pdf
http://www.elipsisgallery.com/images/michaelwolf/seniizliyorum_basinbulteni.pdf

Sibel ACAR

Kontrast Sayı 36, Temmuz-Ağustos 2013