Sibel ACAR | Eugéne Atget (31. Sayı)

20. yüzyıl fotoğrafının öncü isimlerinden biri sayılan Eugène Atget (1856-1927), yaşarken kendisini hiçbir zaman “fotoğrafçı” olarak nitelendirmemiş olsa da, otuz yıl boyunca Paris’i fotoğraflamış, 8000’den fazla fotoğraf üretmiştir. Çalışmaları, kendisiyle aynı dönemde Paris’te bulunmuş olan genç fotoğrafçılar, Berenice Abbot, Walker Evans ve George Brassai’ı etkilemiştir. [1]

Atget, 1857 yılında Bordeaux yakınlarında işçi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Hayata şansız başlamıştır, beş yaşında yetim kalır. 1870’lerde gemilerde çalıştığı bilinmektedir. Tiyatro oyuncusu olmaya azmeder, 1879 yılında Paris konservatuarına kabul edilir fakat eğitimini tamamlayamaz. 1880’li yıllarda Paris’in kenar semtlerindeki tiyatrolarda oyunculuk yaptığı sıralarda fotoğraf çalışmalarına başlar. Amatör olarak resim sanatıyla da ilgilidir. 1890’ların başında oyunculuğu bırakmış, Paris’te fotoğrafçı olarak çalışmaktadır. [2] Stüdyosunun kapısında “Sanatçılar için belgeler” yazan bir tabela asılıdır. Potansiyel müşterileri ressam, gravürcü, heykeltıraş ve sahne tasarımcılarıdır. Kartvizitinde onlara sunabileceklerini şöyle sıralar: “manzaralar, hayvanlar, çiçekler, anıtlar, ressamlar için arka planlar, sanat eserlerinin kopyaları.” [3] Ayrıca, bütün bu konuların yanısıra tutkuyla sarıldığı bir konu daha vardır: Kaybolmakta olan eski Paris.

On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında Paris, geniş kapsamlı bir kentsel dönüşüm yaşamaktadır. Korunmaya değer bulunan anıtlar dışındaki eski yapılar, Baron Hausmann’ın orta çağ kentini modern bir kente dönüştürme projesi kapsamında hızla yok olmaktadır. Atget, objektifini yok olmakta olan semtlere ve buralardaki yaşantıya çevirir, eskiden kalan ne varsa kaydetmeyi kendine amaç edinir. Sistematik olarak eski evlerin, dükkânların, kiliselerin ve sokakların fotoğraflarını çeker. Bu konuda ürettiği fotoğraflar, sanatçıların yanısıra kütüphaneci, antikacı ve akademisyenler gibi müşteri gruplarını hedeflemektedir. Sipariş üzerine ürettiği fotoğraf sayısı fazla değildir. Kendi seçtiği konularda ürettiği fotoğrafları, bir pazarlamacı gibi portföyündeki müşterilerin kapılarına giderek satar. [4] Birinci Dünya Savaşı yıllarında ve sonrasında yoksul düşer. 1920 yılında kendi girişimiyle yirmi yılı aşkın bir sürede ürettiği, Paris’in geçmişine tanıklık eden 2621 cam negatifini Fransız Hükümeti’ne satmayı başarır. 1921 yılında ressam Andre Dignimont’un siparişi üzerine sokak kadınlarının fotoğraflarını çektiği bir seri üretim yapar. [5]

Atget, ömrünün son yıllarında Man Ray ile tanışır. Man Ray ve sürrealist akımının sanatçıları, Atget’in fotoğraflarında farklı bir boyut görürler. Onun ürettiği fotoğraflar günlük yaşamdan alınmış olmalarına rağmen, bir yönleriyle sanki gerçekdışıdır. İnsansız gibi görünen sokaklarda, camların ardında ya da yansımalarda belli belirsiz görünen siluetlerde olduğu gibi… Man Ray, 1926’da Atget’in elli kadar fotoğrafını satın alır ve dört tanesini isimsiz olarak sürrealistlerin magazini La Révolution’da yayınlar. 1927 yılında Atget hayata veda eder. O sıralar Man Ray’in asistanı olan Berenice Abbot, ölümünden sonra Atget’in negatiflerini ve bazı baskılarını satın alır ve ard arda yayınlar yaparak, hayattayken fazla tanınmayan Atget’in fotoğrafla ilgili çevrelerce tanınmasında büyük rol oynar. [6]

Atget’in sıradışı kişiliği üzerine pek çok hikâye anlatılır. Kaba saba, berduş kılıklı, aksi, sözünü sakınmayan ve kavgacı olduğu; yeniliklere kuşkuyla yaklaştığı, yaşamının son yirmi yılında diğer yiyeceklerin zehirli olduğunu düşündüğü için ekmek, süt ve bir parça şekerle beslendiği; fotoğraflarını St. Germain kahvelerinde işporta usulü çok ucuza satacak kadar alçak gönüllü olduğu ya da fotoğraflarının kıymetini anlayamayacak kadar naif olduğu söylenenler arasındadır.

Atget, fotoğrafı hiçbir zaman sanat olarak görmez, ona göre fotoğraf belgedir. Seçtiği konular gelenekseldir. Bu geleneksel konuları da ısrarla, hantallığı ve zorluğu nedeniyle terk edilmiş bir teknikle fotoğraflamaktadır. Ömrü boyunca inatla, ahşap bir fotoğraf makinesi ve 18×24 cm cam levhalar kullanır, gün ışığında pozladığı kontak baskılar yapar. Bütün bunlara rağmen döneminin en “avant- garde” sanatçıları, onun çalışmalarına kendilerini yakın hissetmişler, ölümünden sonra adı 20. yüzyılın öncü fotoğrafçılarından biri olarak anılmıştır.

Peki, nedir Atget’in fotoğraflarını ilginç kılan? Atget’in fotoğrafları belge olmaları niyetiyle üretilmiş olmalarına rağmen gerçeküstü bir “aura” yaymaktadır. Gerçek bir durumun üzeri sanki kırılgan ve yarıgeçirgen, bilinçdışı bir katmanla kaplanmış gibidir. Sanımca, bu, kastedilmediği halde var olan belirsizlik, Atget’in fotograflarını Walter Benjamin’in benzetmesiyle “bir suç mahalli” [7] gibi gizemli kılmakta, fotoğrafın izleyicisini görünenin ötesinde ipuçları aramaya yöneltmektedir. İşte tam da bu nedenle Atget’in fotoğrafları, sokak fotoğrafının alanı içinde değerlendirilir.

Sokak fotoğrafçılığı, belgesel fotoğrafla sınırları kalın çizgilerle ayrılamayan bir tür olsa da, bazı ayırt edici özellikler taşımaktadır. Genel olarak, belgesel fotoğraf; aktardığı durum karşısında izleyicisini etik bir duruşa, çoğu zaman harekete geçmeye davet ederken, sokak fotoğrafı; konuyla ilgili bir tavrı teşvik etmeyi amaçlamaz. Sokak fotoğrafı, an be an kendiliğinden oluveren, değişen durumlara gözün anlık takılması gibidir. Duruş ve bulunuşlar anlıktır, konu olan durum ve insanlar da, fotoğrafçı da fotoğrafın izleyicisi de geçip gidiverecektir sanki. Oysa belgesel fotoğraf, geçip gidivermek niyetinde değildir; gözlem yapar, durur ve sorgular. Çünkü belgeselin konusu olan durum süregitmektedir ve anlaşılan odur ki dışarıdan bir müdahale olmadıkça değişmeyecektir. [8] Dolayısıyla, kompozisyonu oluşturan öğeler rastlantı sonucu değil, süregiden durumun sabit bileşenleri olarak oradadırlar. Belgesel fotoğraf, bir durumu kesin, net bir betimlemeyle tamamlanmış cümlelerle anlatır. Sokak fotoğrafı, cümlelerinde boşluklar bırakır, tamamlamak ya da geçip gitmek izleyiciye kalmıştır. Atget’in fotoğraflarının ilginçliği, hem kök salmış bir durumun keskin uçlu gerçeğini hem de gelir geçerliği, rastlantıyı, izleyicinin hayalgücünü tetikleyen gizemi, varla yoku ve uzakla yakını bir arada tutabilmesindedir.

Kaynakça:
[1]. Eugene Atget. A Selection of Photographs from the Museé Carnavalet. Pantheon Books, 2007.
[2]. Williams, Richard L. Great Photographers. Time Life Books, 1971.
[3]. http://www.nga.gov/feature/atget/bio.shtm
[4]. Abbott, Berenice. “The World of Atget.” Photography in Print: Writings from 1816 to the Present. Edited by Vicki Goldberg. Touchstone, 1981.
[5]. 20th Century Photography: Museum Ludwig Cologne. Taschen, 2005.
[6]. Stephan, Peter, ed. Icons of Photography. The 20th Century. Prestel, 2005.
[7]. Benjamin, Walter. “The Work of Art in the Age of Mechanical Reproduction.” Photography in Print: Writings from 1816 to the Present. Edited by Vicki Goldberg. Touchstone, 1981.
[8]. Scott, Clive. Street Photography from Atget to Cartier Bresson.Tauris, 2007.

Sibel ACAR

Kontrast Sayı 31, Eylül-Ekim 2012