Şevket ŞAHİNTAŞ | Söyleşi (15. Sayı)

“ÇOK GÜZEL KALEME ALINMIŞ BİR ROMANIN ANLATTIĞI YÜZLERCE SAYFALIK SAVAŞI, YİNE O SAVAŞTA ÇEKİLMİŞ TEK KARE FOTOĞRAFLA ANLATABİLİRSİNİZ. YÜZLERCE SAYFA AKILDA KALMAZ AMA O KARE KALIR.”

Başka insanların hayatını ve yaşamı değiştirebilmek, güzelleştirebilmek ve anlamlandırabilmek bizim elimizdedersek, havada kalan bir cümle kurmuş oluruz. Şevket Şahintaş’ın hayatını kendi cümlelerinden dinleyip, aslında başkalarının hayatını olumlu anlamda nasıl değiştirdiğini anlarsak ve bunu avuç içi kadar makinesiyle yaptığını bilirsek, belki bizler de yaşamın seyrini değiştirebileceğimize inanır ve mücadele ederiz. Şevket Şahintaş, İstanbul’da yaşıyor ve taksi şoförü olarak çalışıyor.

Sizi kısaca tanıyabilir miyiz? Sizin için yaşam ne zaman başladı? Doğum tarihinizi ve doğum yerinizi de öğrenmek isteriz ama daha da önemli olan yaşamın sizin için başladığı an… O anda neler oldu?

1966 İstanbul doğumluyum. 18 yaşında bir oğlum ve 14 yaşında bir kızım var. Plakası kendimize ait taksimizde, 23 yıldır aralıklarla çalışıyorum. Aralıklarla diyorum; çünkü bazen başka işler yapmaya da kalktım ama yürümedi, tekrar taksiye çıktım. Yaşamın benim için başladığı an olarak, beni bu fotoğraflara iten andan bahsediyorsanız, sekiz yaşlarındayken ağabeyimin annem ve babam hakkında konuşurken, babamın daha anlayışlı olduğunu, kendini bizim yerimize koyarak bize yaklaştığından bahsettiği an diyebilirim. Hayatımda duyduğum ilk felsefi sözlerdi, kendini başkasının yerine koymak…

Sizin fotoğraflarınızda, meraktan öte; yaşamları anlama, yakalama ve onları insanlarla yüzleştirme isteği seziliyor. Bunu yaparken amacınız onların yaşamına dikkat çekmek mi, ufak da olsa onların yaşamlarını düzeltebilecek bir şey yapabilme ihtiyacı mı? Kısacası, sizi bu fotoğrafları çekmeye iten güdü nedir?

Aslında ikisi de var. Benim merak ettiğim şey, hayatlar ama asıl amaç onları göstererek, hayatlarını düzeltecek bir şeyler yaptırabilmek. Özellikle kışın soğuk havalarda, sıcak bir ortamda toplanmalarını, bakılmalarını sağlamak istiyorum. Televizyonlarda görüyoruz ama yeterli olmadığını biliyorum; sadece kar yağarken görüyoruz onları televizyonlarda. Ancak ayaz kış günlerinde ve şiddetli yağmurlarda da dışarıdalar. Günlerce süren yağmurlar oluyor ve hepsi ıslanıyor. Kışın elbiseleri ıslak bir insanın yerine kendinizi koyun, çok zor bir durum değil mi?

Sizce, “Gecenin Öteki Yüzünü” tanımayan bizler bu derin uykumuzdan ne zaman uyanacağız? Ne zaman gecenin öteki yüzündeki yaşamların değerini fark edeceğiz?

İnanın ben de bilmiyorum. Fotoğraflarla elimden geleni yaptım. Duyuru olarak ülkemin en çok satan gazetelerinde, dergilerinde defalarca çoğu tam sayfa röportajlar verdim. Fotoğraflarımla birlikte Der Spiegel’de oldukça geniş bir röportajım yayımlandı. CNN Türk’te bu konuyla ilgili belgeselim yayımlandı. Başka kanallarda canlı yayınlara katıldım. Fotoğraf sergimi açtım. Bu günlerde sinema belgeselim çekiliyor. Bu yaşamları insanlara anlatabilmek için başka ne yapılabilir ki?

Belki de uzun zamandır iç içe olduğunuz insanların ya da uzaktan da olsa yakalamaya başladığınız bu hayatların fotoğraflarını çekmeye karar vermenizin bir öyküsü var mı?

Tabii ki var. Çok soğuk kış şartlarında uyumaya çalışan insanlar gördüm. Daha sonra makine aldım ve fotoğraflamaya başladım. Fotoğraf çekmek için yanlarına gittiğimde, soğuktan inleyerek uyumaya çalışan insanlar olduğunu duydum. Evet, gözleri kapalı, hem titriyor hem inliyorlardı.

Siz gecenin öteki yüzündeki insanların fotoğraflarını çekerken, onlar kendilerini nasıl hissettiler? Karşı çıkanlar oldu mu?

Ben, makine cebimde giderim yanlarına. Önce bir sigara ikram eder, oradan buradan konuşur ve “Haydi bir de fotoğrafını çekeyim”e getiririm konuyu. Bu yüzden kendilerini hiçbir zaman kötü hissetmiyorlar. Gene de istemeyenler olabiliyor ama makineyi doğrudan yüzlerine dayamadığım için sadece kibarca reddediyorlar.

Bu fotoğrafları çekerken böylesine bir beğeni ve ilgi yakalayacağınızı düşünüyor muydunuz?

Bu kadarını hayal etmek zor… Yurt dışından da takip ediliyor artık. Yine yurt dışından önemli televizyon kanalları görüşmek istiyor. Gerçekten gördüğüm ilgiyi hayal bile edemezdim ama umarım bu ilgi, amacıma ulaşmamı sağlayan güçlü bir unsur olur.

Gelecekteki projeleriniz ya da hayallerinizden bahseder misiniz?

Şu an bir kitap projem var; en kısa zamanda başlayacağım. Fotoğraflarını çektiğim insanlara nasıl yaklaştığım, neler gördüğüm, neler hissettiğim gibi konular olacak. Buna benzer fotoğraflar çekmeyi düşünen genç belgesel fotoğrafçıların işine çok yarayacağını düşünüyorum. Aklımda bazı projeler var; ama zamanım olacak mı bilmiyorum. Fotoğraf gerçekten zaman gerektiren bir uğraş. Bizim gibi günlük para kazanması gereken insanlar için de oldukça lüks.

Fotoğraf çekerken nasıl bir ruh hâli içinde oluyorsunuz?

Fotoğrafa ilk başladığım yıllarda gelseydi bu soru, açıkça depresyona girdiğimi ve gözlerimin dolduğunu söylerdim. Zamanla yaralar kabuk bağlıyor. Herhalde mutlu insanların fotoğraflarını çekmediğim için de mutlu olmuyorum. Yıllarca fotoğraf çekiyorsunuz, evinizin duvarına asacak güzel bir fotoğrafınız yok. Konuyu en iyi anlatan fotoğraf, hâliyle en iyi fotoğrafınız oluyor; en iyi fotoğrafınızsa, perişan bir insan oluyor. Siz de ona, benim iyi fotoğrafım, diyemiyorsunuz hâliyle. Yani çektiğiniz iyi fotoğraf sizi mutlu etmiyor.

Yaşamda karşılaştığınız en büyük zorluktan bahseder misiniz ve onu nasıl aştınız?

İnsan hayatında birbirinin benzeri o kadar çok zorlukla karşılaşıyor ki… Hangisini ön sıraya koyacağını bile düşünemiyor. Ben hiçbirini aşamadım aslında ama hayat devam ediyor.

Fotoğraf makinenizle yaşadığınız en özel anlardan birini anlatır mısınız?

Gittiğim gösterimlerde hayli ilgi görüyor fotoğraflar. Söyleşi bölümünde, hangi makineyle çekiyorsunuz dendiğinde, avuç içi kadar makineyi cebimden çıkarınca, oldukça şaşıran insanlar oluyor. Makinemle benim en özel anımız bu oluyor sanırım.

Yaşamı olumlu anlamda değiştirmek isteyen insanlara ne önerirsiniz?

Sadece istememelerini, mücadele etmelerini önerebilirim.

Fotoğrafla ilgilenmek isteyenlere ya da ilgilenenlere söylemek istedikleriniz var mı?

Sadece fotoğraf değil, sanatın herhangi bir dalıyla, hatta bir kaçıyla iç içe olmalı, izleyici olarak değil etkin olarak uğraşmalı insanlar. Dünyadaki gelişmiş bütün ülkelerin sanatla paralel geliştiği biliniyor. Ülkemizde ise heykellere tahammül edemeyen belediye başkanları var…

Kendinizi fotoğrafla ifade etmeyi seçtiğinize göre, sizin için fotoğrafı önemli kılan bir şeyler olsa gerek. Sizce fotoğrafın başardığı fakat diğer görsel sanatların başaramadığı şey nedir?

Fotoğraf tamamen gerçeği yansıtıyor. Diğer sanat dallarından onu ayıran en büyük özelliği bu. Çok güzel kaleme alınmış bir romanın anlattığı yüzlerce sayfalık savaşı, yine o savaşta çekilmiş tek kare fotoğrafla anlatabilirsiniz. Yüzlerce sayfa akılda kalmaz ama o kare kalır. Çocuğun ölümünü bekleyen akbaba fotoğrafı, Afrika’daki yoksulluğu en iyi anlatan belge olmuştur çekildiği günden beri.

Nasıl bir dünyada yaşamak isterdiniz?

Aslında dünyadaki kime sorsanız cevaplarının birbirinin benzeri olacak tek soru bu sanırım. Problem o dünyayı nasıl elde edeceğimizde?

Röportaj: Yasemin ŞENYURT
Fotoğraflar: Şevket ŞAHİNTAŞ

Kontrast Sayı 15, Ocak 2010