Vietnam Savaşı daha önceki savaşlara benzemiyordu. Savaş yalnızca cephede değil, ekranlarda, dergilerde ve görselliğin ulaştığı her yerde sürüyordu. Özellikle televizyon, ve dergiler bir savaşı ilk kez doğrudan evlerin içine taşıyordu. Artık savaş görüntüleri oturma odalarında, akşam haberlerinde gündelik hayatın bir parçasına dönüşüyor, dergiler ve gazetelerle kahvaltı masalarının bir köşesinde hayatlara dahil oluyordu. Ancak bu yoğun görüntü akışı, her zaman bilinçli bir yüzleşme yaratmıyordu. Aksine, savaş çoğu zaman uzakta, başka bir coğrafyada yaşanan bir trajedi olarak kalıyordu. Başkalarını acısı olarak görülen savaş Amerikan orta sınıfının konforlu yaşamında sadece sıradan ve gündelik enformasyonlara dönüşüyordu. İşte tam bu noktada Martha Rosler, savaşın bu yapay mesafesini hedef alan bir dil geliştirdi.
1967 ile 1972 yılları arasında Rosler, “House Beautiful: Bringing the War Home” başlıklı fotomontaj serisini üretti. Sanatçı, dönemin popüler ev dekorasyon dergilerinden aldığı lüks iç mekan görüntülerini, Vietnam Savaşı’na ait fotoğraflarla birleştirdi. Şık mutfakların ortasında silahlı askerler, salonlara yaralı bedenler yerleştirildi. Savaş artık uzakta değildi; Amerikan orta sınıfının evlerinde, halının üzerinde, koltuğun yanında, yemek masasının hemen dibindeydi.
Rosler, medyada karşılaştığımız savaş görüntülerinin, medya aracılığı ile bir tüketim ürününe dönüştürülerek ev içi konforla yan yana var olabilmesini problemli buluyordu. Ona göre mesele yalnızca savaşın kendisi değil; savaşın nasıl sunulduğu, nasıl normalleştirildiği ve nasıl gündelik hayatın içine alınarak sıradanlaştırıldığıydı. Bu montajlarda herhangi bir dramatik abartı yoktu. Ancak tam da bu abartısız çarpıtma, izleyiciyi rahatsız eden bir gerilim yaratıyordu. Konfor ile yıkım aynı kadrajda buluşuyordu. Böylece savaş, medyanın sunduğu uzak bir haber olmaktan çıkıyor; doğrudan evin içine sızıyordu.
Rosler’in fotomontajları, savaş karşıtı sanatın en güçlü örnekleri arasında yer aldı. Eserler yalnızca Vietnam Savaşına karşı bir eleştiri değil; imgenin politik gücüne dair de bir sorgulamaydı. Televizyonun ve dergilerin sunduğu gerçeklik parçaları, sanatçının müdahalesiyle yeniden düzenleniyor; sadece başkalarının seyredilen acıları olmaktan çıkıyordu.
Martha Rosler’in Vietnam fotomontajları bugün hala şu soruları gündeme taşır: Savaş görüntülerini izlemek, gerçekten tanıklık etmek midir? Konforlu bir evin içinden bakılan bir acıyı izleyici ne kadar gerçek hissedilir? Sanat, başkalarının acılarını anlamamızı sağlayabilir mi? Ve en önemlisi, savaş uzakta yaşanırken, izleyici gerçekten masum kalabilir mi?



