Sanatçı Kimdir: Yapan mı, Düşünen mi?

II. Dünya Savaşı sonrası dönemde sanat hızla değişmekte, soyut dışavurumculuğun etkisi giderek güçlenmekteydi. Ancak aynı dönemde, sanatın yalnızca biçim ve estetikten ibaret olmadığı; düşünceyi ve sorgulamayı merkeze alan bir alan olması gerektiğini savunan sanatçılar da ortaya çıkmaya başladı. Sol LeWitt, bu estetik ve biçim temelli ifade anlayışını yeterli bulmayan isimlerden biriydi. Onun için sanat, yalnızca içsel bir dışavurum değil, düşünsel bir sistem olmalıydı.

 

LeWitt’e göre sanat, ortaya çıkan nesneden çok, onu mümkün kılan fikirdi. Sanatçı, bir eseri kendi elleriyle üretmek zorunda değildi; önemli olan eserin arkasındaki düşünceydi. Bu yaklaşım, sanatçının rolünü de kökten dönüştürüyordu. LeWitt bu düşüncesini şu sözle ifade ediyordu: “Fikir, sanatı üreten makinedir.”

Bu arayışın bir sonucu olarak LeWitt, 1968’den itibaren Wall Drawings serisini üretmeye başladı. İlk bakışta oldukça sade görünen bu çalışmalar, doğrudan duvar üzerine uygulanan çizimlerden oluşuyordu. Ancak bu çizimleri çoğu zaman LeWitt’in kendisi gerçekleştirmiyordu. Sanatçı, çizgiler, geometrik formlar ve kompozisyonlar için detaylı talimatlar hazırlıyor; eseri ise müze çalışanları ya da asistanlar bu talimatları uygulayarak ortaya çıkarıyordu. Aynı talimatlar, farklı müze ve galerilerde, farklı kişiler tarafından tekrar tekrar uygulanabiliyordu.

Bu durum, sanat eserinin en temel unsurlarından biri olarak görülen el emeğine dayalı özgünlük anlayışını sorgulamaya açıyordu. LeWitt, tam da bu noktada, eserin nesneden çok fikir olduğunu ortaya koyuyordu. Eser her uygulamada küçük farklılıklar gösterse de, onu var eden düşünce değişmeden kalıyor ve farklı mekanlara taşınabiliyordu.

LeWitt’in Wall Drawings serisi, sanatın üretim, emek ve eser–mekan ilişkisi gibi kavramlarını yeniden düşünmemizi sağlar. Aynı zamanda bizi şu sorularla baş başa bırakır: Bir eser farklı insanlar tarafından, farklı zamanlarda ve farklı mekanlarda yeniden üretilebiliyorsa, o eserin “aslı” nerededir? Sanat, gördüğümüz şey midir, yoksa onu mümkün kılan düşünce mi? Ve belki de en temel soru şudur: Bir eseri sanat yapan, fikri ortaya atan kişi midir, yoksa o fikri hayata geçiren kişi mi?

Bizi paylaşın..