Sanat Nesneleri Terk Ettiğinde: Siyah Kare

20. yüzyılın başı, Avrupa sanatında kırılmaların yaşandığı ve klasik yaklaşımların hızla terk edildiği bir dönemdi. 19. yüzyılın akademik sanat anlayışı zaten çoktan çökmeye başlamıştı. Sanatçılar artık dünyayı olduğu gibi temsil etmekten çok, onu parçalayarak veya dönüştürerek ifade ediyorlardı. Sanat, doğayı taklit eden bir araç olmaktan çıkıp bazen sanatçıdaki izlenimine, bazen oluşturduğu duygunun yansımasına dönüşmeye başlamıştı. Bu dönemde nesneyi tek bir bakış açısından değil, farklı açılardan parçalanarak gösteren Kübizm, modern dünyanın hızını, makinelerini ve dinamizmini yüceltmeye çalışan Fütürizm, dış dünyayı değil, sanatçının iç dünyasını anlatmaya odaklanan Dışavurumculuk gibi avangard hareketler ortaya çıktı. Kazimir Malevich ise bu yaklaşımların hala nesneye bağlı olduğu ve onların bir şekilde tasvirini içerdiğini düşünüyordu. Sanatın nesneleri değil saf duyguyu ifade etmesi gerektiğini savunarak resimde temsil fikrini tamamen ortadan kaldırdı.

Maleviç’in sanatı başlangıçta oldukça farklı bir noktadaydı. Sanat hayatının erken dönemlerinde empresyonist eserler üretti. Sonraki dönemlerinde kübizm ve fütürizm ile çalışarak nesneleri parçalara ayırdı. 1913’e gelindiğinde Maleviç “Alogizm” adını verdiği nesnelerin mantıksal bütünlüğünü bozduğu eserler üretmeye başladı. Hala nesnelere bağlı bir üretim içerisindeydi. Ancak geçirdiği bu sanatsal serüven onu kaçınılmaz olarak nesnelerden bağımsız bir yaklaşıma sürükledi. Nesnelerin izleniminden onları parçalamaya ve sonunda anlamını da yok ettiği bu süreç, onları tamamen ortadan kaldırmayı da mümkün kıldı. Böylece 1915 yılında Petrograd’da açılan “0.10 Son Fütürist Sergisi”nde Maleviç, yalnızca siyah bir kareden oluşan bir resim sergiledi.

Beyaz bir zemin üzerine yerleştirilmiş basit bir siyah kareden oluşan bu resim, ilk bakışta son derece basit görünen bu eserdi. Ancak modern sanatın en radikal kırılmalarından biriydi. Çünkü bu resim herhangi bir nesneyi veya figürü temsil etmiyordu. Resim artık herhangi bir “şeyi” göstermiyor, yalnızca kendisi olarak var oluyordu. Ayrıca eserin sergileniş biçimi de oldukça dikkat çekiciydi. Maleviç, eseri sergi salonunun köşesine, Rus evlerinde ikonaların yerleştirildiği kutsal noktaya astı. Böylece geleneksel dini ikonaların yerini sanatın yeni sembolü almış oldu.

Bugün Siyah Kare, modern sanatın en radikal kırılma noktalarından biri olarak kabul edilir. Malevich’in ortaya attığı fikir, sanatın nesnelerden ve temsil zorunluluğundan kurtulabileceği fikriydi. Peki bir resmin sadece biçimden oluşması onu yine de sanat eseri yapar mı? Bir eser, hiçbir şeyi temsil etmediğinde dahi bir anlam taşıyabilir mi? Ve belki de en temel soru şudur: Sanat, dünyayı göstermeyi bıraktığında neyi gösterir?

Bizi paylaşın..