Rıza ARAT | Dünden Yarına AFSAD (32. Sayı)

Kontrast ekibi, AFSAD’ın 35 yılını geride bırakması nedeniyle, bu konuda benden yazı isterken, gönderilen başlıkların iç içe de değerlendirilebileceğini belirtmişti.

Gerçekten de hızlanan dünyada, üretimin ve iletişimin geldiği boyutlarda konuları ayırmak kolay değil. Ama bir sınırlama konmayınca da düşünceler boşlukta kaybolup gidiyor.

Ben Koray’ın önerisine uyarak iki başlığı birleştirmeye karar verdim.

Bir sivil toplum örgütü olarak AFSAD’ın dünden bugüne toplumdaki yeri ve yarın için nasıl bir AFSAD ya da fotograf derneği olması gerektiği.

Otuz beş yıldan söz ediyoruz. İnsanın kendi hızını aşamadığı binlerce yılda belki çok önemli bir süre değildi bu. Ama endüstri devrimiyle başlayıp bilgi çağıyla yeni bir boyuta taşınan gelişmeler yeni bir dünya ve zaman yarattı. Otuz beş yıl eskinin onlarca, yüzlerce yılına eşdeğer olabilir.

1977’de kurulan AFSAD’ın geçmişinde ayrı bir yeri olan çadır sergilerinden Kontrast’ın otuz beşinci yıl için elektronik postayla yazı istediği 2012’ye neler değişti?

Genelden özele mi gitmeliyiz, tam tersini mi yapmalıyız? Önce dünyada ve Türkiye’de neler olduğunu, sonra kültür ve sanat politikalarındaki değişimi, ardından fotografın ve derneklerin bunların içindeki konumunu mu incelemeliyiz? Ya da önce elimizdeki araca, fotograf makinelerimize bakmalı, otuz beş yıl önce yaşadığımız süreçlerle bugünkü arasındaki farklardan geleceği öngörmeye mi çalışmalıyız?

Bence her ikisini de denemeliyiz, yaşama, farklı açılardan bakmanın yollarını aradığımız, dünyayı başkalarından farklı görmeye çalıştığımız gibi, kendi deneyimimizi de tüm ayrıntılarıyla çözümlemenin bir yolunu bulmalıyız. Bu çözümlemeler belki başlangıçta yalnızca sorular getirecek, cevaplar çok uzakta görünecektir. Ama sordukça, düşündükçe, söylenip yazılanları, çalışılıp üretilenleri yeterli bulmadıkça çıkacak yeni sorular, aranan yere daha yakın olacaktır.

Dünden yarına AFSAD’a geçmeden aynı dönemde fotografla ilgili kendi düşüncemi söyleyeyim.

Fotograf dergisinin bir sayısında fotografın özgün yanının önemine değinmiştim. Gerçeğin ince örülmüş dokusunun yalnızca fotografta tüm ayrıntılarıyla ve doğal olarak bulunması ona ayrı bir güç veriyor. Bir resim, konu aldığı nesneyi gerçeğe yakın yansıttığında fotograf gibi olduğu söylenerek övülebiliyor. Oysa fotografta görünenler doğal olarak gerçek, ya da en azından öyle kabul ediliyor. Bunu sağlayan da şimdilerde çözünürlük olarak günlük yaşama giren ayrıntı verme kapasitesi. Yaşamın her alanına çevrilebilen objektiflerin yakaladığı sıradan görünen karelerin içinde bile farklı açılardan bakıldığında tarih yazacak ayrıntılar olabilir. İster film kullanan, ister dijital kameralarla çekilmiş olsun, iyi bir fotografta bakılan açının, içeriğe ve biçime katılan ayrıntıların önemi değişmiyor. Geçmişin grenlerinin, bugünün piksellerinin milyonlarcası bir araya gelerek yeni ve kalıcı bir boyut açıyor. Görüntü bu inceliğin zenginliğine yaslanırsa, fotografın özgünlüğüne dayanan bir başarı sağlanıyor.

Otuz beş yıl uzun bir süre. Geçmişten seçilen sergi ve etkinlikleri güncel yorumlarla düzenleyerek yeni sunumlarla paylaşma olanağı dönemler boyunca ayakta kalarak kazanılmış bir ayrıcalık. Şimdi bunu yalnız salonlar ve çadırlarda değil, İnternet’in geniş dünyasında da yapabilme olanağı var. Ama buradaki en büyük zorluk, milyarlarca sayfanın arasında bir anlam taşıyabilmek, görünebilmek. Ancak çok iyi düşünülen, sabır ve emekle hazırlanan çalışmalar yaşayabiliyor. AFSAD’ın bu konuda önemli bir avantajı var: tarihi. Geçmişin birikiminin bugünün koşullarında değerlendirilmesi, yeni ve özgün çalışmalarla birleşmesi yeni boyutlar getirebilir. Geçmişte, iz bırakan fotograflar basılı gazetelerle, dergilerle, televizyonlarla yayılıyordu. Şimdi doğru bir fotograf tanıklığını bir anda tüm dünyaya ulaştırabilir.

İnsan yaşlandıkça geçmişe daha çok mu değer veriyor? Belki. Ama bunun bir nedeni de var. Kazandığınız birikimi kullanmazsanız yitirmeye başlıyorsunuz. Bu yüzden hem kişilerin, hem de kurumların deneyimlerden ürünlere giden rayları döşemesi gerekiyor.

Son bir not olarak dergiden bir 35. yıl armağanı isteyebilirim. Adının “Kontrast Fotograf” olarak değiştirilmesi ve eskiyi izleyen numaraların da kapağa konması. Geçmişle köprülerimiz kopmasın. Sayı sayı geriye giderek, sanal sergileri, internet sitelerini, yeni açılan dernekleri, federasyonu, sempozyumları bulabilelim. Çadır sergilerine dek varabilelim.

Kuru teşekkürlerin amatör derneklerde pek de anlamı olmadığını biliyorum, dernekler her zaman aktif maddi ve manevi desteğe gerek duyar. Ama yine de başta derneğin ve derginin yükünü bugün taşıyanlar olmak üzere emeği geçen herkesi kutluyorum.

Rıza ARAT

Kontrast Sayı 32, Kasım-Aralık 2012

Bizi paylaşın..