Özcan YURDALAN | Fotoğraf Yuvarlaktır (27. Sayı)

-I-
Fotoğrafın Türkiye’de yaygınlaşmaya başladığı yıllar, şehirli orta sınıfların toplumsal bir varlık olarak tanımlanmaya başladıkları döneme rastliyordu. 80’lere girerken çoğalan ve günümüzde hemen her şehirde birer dernekle ve bir federasyonla temsil edilen bu yaygınlaşma hız kesmiş değil. Ayrıca, kolektif hafızanın oluşumunda azımsanmayacak bir etki yarattığı gibi “fotoğraf sanatının, haber/belge fotoğrafının” ve “akademiyanın” biçimlenmesinde de önemli rol oynadı.
Avrupa’da aynı süreç 60’larda yaşanırken yukarıda sözünü ettiğime benzer işlevler ortaya çıkıyordu. Ancak önemli bir farkla…

O farka gelmeden önce “nasıl oldu da böyle oldu?” sorusuna dair birkaç not düşmek isterim: İşin sırrı fotoğraf makinelerinin küçülmesinde, kayıt ortamının sadeleşmesinde, görüntünün giderek daha kolay elde edilmesinde ve herşeyden önce malzemenin ucuzlamasında yatıyor. Bu sayede fotoğraf orta sınıfların uğraşı haline gelebildi. Nitekim yaygınlaşması, yeni gelişen orta sınıfların varoluş ispatina, ruhsal tekâmülüne en iyi hizmet eden araç olduğunun keşfedilmesiyle ve fotoğrafçılığın kolay giyilen bir kisve olduğu kanısıyla birlikte iyice hızlandı. Giderek alım güçleri yükseldi, iyi birer tüketici, sektörün sadık müşterileri haline geldiler. Dijital teknolojiye geçmeden önce Avrupa’da ve ABD’de bir yıl içinde satilan fotoğraf makinesi sayısı ile üretilen fotoğraf sayısı hakkında iyi kötü bir rakam verilebilirken günümüzde her ikisini tahmin etmenin bile imkânsızlığı ortada. Boşa demiyorlar görüntü çağında yaşıyoruz diye…

-II-
İnsanları “ücret karşılığı mesaili çalıştıran” çağdaş kölelik toplumunda fotoğrafçılığın küçük yaşam sevinçleri dağıtması ne iyi. Lakin fotoğraf nasıl ki sadece bu değilse, sadece sanat yapmanın aracı da değildir zahir? Gerçeklik yanılsaması olan fotoğrafın nasıl olup da “otantik anlam” yaratabileceğine dair kafa yormanın, “fotoğrafta sahih nedir” sorusuna cevap aramanın vakti ne zaman gelir, yoksa hiç gelmez de o da abesle iştigal midir?..

Fotoğraf bir yanıyla yüzlerce yıllık, diğer yanıyla daha ikiyüz yılı bile bulmayan yolculuğunda dijital teknolojiyle birlikte belki de son makaslardan birini geçti, manevralar bitti, esas yoluna girdi. İşte tam burada tanımı da, anlamı da, varlık nedeni de, haber-bilgi-tanıklık boyutları da sanatsal varoluşu da iyi bir “yeniden anlama” gayreti gerektiriyor ki, hem de nasıl.

Bilindiği gibi “sanat”, tanımı biteviye değişen, dönemlere göre farklı ihtiyaçlara cevap veren bir kategori. Her ne kadar memlekette egemen olan fotoğraf anlayışında “sanat” deyince tutucu akademik aklın anladığı “güzel sanatlar” anlaşılıyorsa da o değil tabii. Çoktan müzelik olmuş RRRE (rönesans referanslı resimsi estetik bilgisi) ya da geçen yüzyılın “soyut sanat”ının argümanları mevzubahis olamayacağına göre, başka şeyler söylemek gerektiği ortada. Görüntünün nadirattan olduğu zamanlardaki estetik algıyla günümüzün görüntü çağının estetik algısının aynı olduğunu düşünmek önce insan aklını, sonra şuurunu, ama asıl idrakini ve izanını inkar anlamına gelir ki, bu da en azından “değişmezlikler” üstüne inşa edilmiş totaliter aklın ürünüdür.

Öte yandan fotoğraf sanatını konuşurken reel durum da çarpıcı veriler sunuyor. Sanat, çoğu zaman olduğu gibi günümüzde de sermayeyle kucak kucağa gelişmekte. “Bu sanat ortamında fotoğrafın yeri nedir?” diye merak edildiğinde hemen dönüp geçen ay İstanbul’da düzenlenen “Contemporary Art’a bakmak gerek. Kim, ne kadar, nasıl yer almışsa ve marifeti ne kadar iltifata mazhar olmuşsa o kadar işte. Tam da bu pazar ilişkileri içinde var olan, koleksiyoncusu, simsarı, galerisiyle anlam bulan günümüz sanatından başlayarak fotoğraf sanatının günümüzdeki algısına dair kriterlere ulaşılabilir. Yok, bu güne kadar gelmiş ve özellikle dernekler marifetiyle iyice yaygınlaşarak köklenmiş RRRE fotoğrafı ile kendimizi oyalayacaksak mesele yok. Bundan sonra da böyle gider. Birkaç çatlak zurna ahengi bozmaz.

Öte yandan sanatı pazar ilişkileri dışında toplumsal bir tezahür olarak tanımlamaya çalışan ve meseleye sınıfsal açıdan bakan fikriyatın üretimi önceki yüzyılın toplumsal dokusuna gayet uygundu; ulusal sermaye-endüstriyel teknoloji ve üretim için tüketim toplumuna dair bir alay anlamlı kelâm içeriyordu. Buna rağmen, bugünün küresel sermaye-sınırsız pazar-bilişim teknolojisi ve tüketim için toplum dokusuna dair anlamlı bir fikriyat üretebildiğini söylemek hayli müşkül.

-III-
Bu yazı nereden geldi, nereye yuvarlanıyor diye endişe edenlerin kalbini ferahlatmak için tam bir tornistanla başladığım yere bağlamak üzere olduğumu söylesem belki okumaya devam etmek için bir sebep vermiş olurum.

Türkiye’de 80’lerde başlayan sürecin aynısı Avrupa fotoğrafında 60’larda yaşandı. Bu yaygınlık bizim memlekette olduğu gibi çok sayıda derneğin, kulübün, çılgın yarışmaların zeminini hazırladı. Lakin oraya gelene kadar zaten güçlü bir fotografik tanıklık-haber-belge biriktirmiş, sağlam temeller inşa etmiş, iyi kötü bir kültür-adap üretmiş, referanslarını oluşturmuştu; RRRE fotoğrafının defterini dürüp akademinin koltuğuna vermişti. Amatörler 60’larda fotoğraf alanında ağırlık kazanırken gerek kıta Avrupası’nda gerekse ABD’de durum böyleyken böyleydi.

Memlekette ise yirmi yıl sonra başlayan yaygınlaşma süreci yine etkili bir amatör fotoğrafçı zemini oluşturdu. 80’lere girerken memleket fotoğrafının etkin kadrolarında “çağdaş toplumlarda her bireyin birden fazla hobi kuruluşuna üye olmasını” esas alan zihniyet, önemli bir başka gerekliliğin farkında değildi, “her bireyin asıl olarak bir meslek kuruluşuna, sendikaya, hak arama örgütüne üye olması” gerektiğini bilmiyordu. Orta sınıflar arasında yaygın olan anlayış sayesinde fotoğraf ortamı da 80’lerin havasından nasiplendi. Fotoğrafçılık gayet yaygın bir uğraş ve hoşça vakit geçirmenin şahane bahanesi oldu. Lakin 30 yıldan geriye ne kaldı, elde var ne diye bakıldığında hayli derin bir hüsran…

Türkiye’de fotoğrafçılık, piyasanın doğasına gayet uygun biçimde gayet yaygın durumda, “RRRE güzellikleriyle” uğraşan çokça insanımız mevcut. Bu sevindirici bir durum, (çünkü bakınız: Kontrast Dergisi sayı: 26, “Zerzevat heykellerinin olağanüstü işlevi” başlıklı yazı) Ancak…

-IV-
Bu yazının ikinci paragrafının sonunda yarım kalmış cümleyi tamamlamanın zamanı şimdi ki: Ancak önemli bir farkla…. diye bitiyordu:

Belgeselcisi de, sanatçısı da, bilimcisi de kendi alanlarında gerçekten varlık gösterebilseler, işte o vakit sözkonusu fark da kapanır. Yani Türkiye’de fotoğraftan söz edebilmek için boş vakitleri güzel şeylerle ve mümkünse anlamlı meşgalelerle doldurmanın aracı olan kuruluşların gayreti yetmez. Öncelikle akademisyenlerin, sanatçıların, belgeselcilerin, habercilerin bir varlık gösterebilmesi, derneklerin sunduğu zeminlerden ve imkanlardan imtina ederek kendi varlıklarını ve marifetlerini ortaya koyacak dinamikler yaratmaları gerekir.


Özcan YURDALAN
Kontrast Sayı 27, Ocak-Şubat 2012

Bizi paylaşın..