Gönüllü Ol! Fark Yarat!” Temalı Fotoğraf Yarışması (27. Sayı)

Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu tarafından Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği (AFSAD) ile işbirliği içinde Avrupa Gönüllülük Yılı’nı kutlamak amacıyla düzenlenen “Gönüllü Ol! Fark Yarat!” fotoğraf yarışması üzerine görüşler

Fotoğraf: Mebrur Hatunoğlu

Fotoğraf Yarışmaları: Bir Uygulama, Bir Öneri

Fotoğraf yarışmaları yapılmalı mı, yapılmamalı mı? ‘’Evet, diyenler! Hayır, diyenler! Herkes indirebilir elini!’’ Yanında da olsanız, karşısında da olsanız yarışma bir realite. Yaşamın bir gerçeği. Ne fotoğrafçıya ne sanatçıya ne de fotoğraf derneklerine, kimse sormuyor: ‘’Yarışma yapılsın mı, yapılmasın mı?’’ Dağdan su iniyor, gürül gürül. Baraj da yapsanız, yatağını da değiştirseniz, özgürce coşmasını da izleseniz, su içten veya dıştan dağdan iniyor.

Fotoğrafçıyı yarışma icin motive eden onca etmen varken, gözlerimizi kapatarak, yarışma gerçeğini yok sayamayız. Yarışma; yarışmaya fotoğraf veren fotoğrafçı icin, paylaşmanın ve sesini-sözünü-adını duyurmanın bir platformudur. Maddi ya da manevi tatmine ulaştığı bir arenadır. Yarışma, kimisini fotoğraf üretme disiplinine sokarken, kimisi için de meslek haline gelmiştir.
Hiç kuşku yok ki, sanatçılıkla fotoğraf yarışmalarında ödül almanın bir illiyet bağı yoktur. Çeşitli yarışmalarda ödül almış bir fotoğrafçının ödül aldığı bütün fotoğrafları bir araya getirip sergilediğimizde ortaya çıkan tabloyu bir düşünelim! Dünyanın en güzel kadınlarının en güzel yerlerinin kolajını yaptığımızda ortaya çıkan uyumsuzluğu, o sergide de görürüz. Ya da anlamsızlığını! Anlamdır, sanatçıya yarattırıp-ürettiren. Sanatçı rahatsızdır, mutludur. Dışa vurur. Sanatçının sözü vardır, şeye dair; söyler. Sanatçı hayal eder, müdahale eder…

Fotoğrafçı neden fotoğraf üretir, fotoğrafın işlevi nedir, vb. soruları sorduğumuzda, yarışmacı fotoğrafçıyla sanatçının konumları ayrışmaya başlar. Bazen bu ikisi aynı kişi de olsa…

Ama, meselemiz bu değil! Ortada fiili bir durum var. Yarışmalar gerçeği var. Ana mesele, madem yarışmalar bir realite, fotoğraf adına olumlu bir yönde gerçekleşebilmeleri için neler yapılabilir, meselesidir.

Fotoğraf, bireysel bir üretimdir. Birey olarak karar vermek kolay. Yarışmanın yanında ya da karşısında olabilirsiniz. Herkes kendi doğrusunu uygular. Hiçbir doğru, kişinin kendi doğrusundan daha doğru değildir, sanatta.

Ama kurum olmak, dernek olmak, temsil ettiğin alan adına, topluma karşı da bireye karşı da sorumluluk yükler. Fotoğraf yarışmalarındaki fiili durumun, fotoğraf adına, toplum adına olumlu yönde akması için neler yapılabilir?

Her şeyden önce, yarışmayı isteyen bir kurum var. Örneğin, Mimarlar Odası çarpık kentleşmeye dikkat çekmek için bir yarışma istiyor. Ya da filan holding ‘’sanatçıya destek’’ veya ‘’bir meseleye ilişkin farkındalık yaratmaya dönük’’ bir yarışma istiyor. Herkesin bir derdi ya da hedefi var. Burada önemli olan, fotoğraf derneklerinin derdi ne, ne olmalı? Bir konu, yarışma fotoğraflarıyla anlatılabilir mi? Acaba talep eden kurumlara farklı öneriler sunabilir miyiz? Örneğin, konuya ilişkin duyarlılığı ve deneyimi olan fotoğrafçılara çağrı yaparak, konu daha etkili bir biçimde gündeme taşınamaz mı!

Diyelim ki, talep eden kurum yarışmada ısrarlı ya da gerçekten yarışma etkili bir yol. O halde geriye, ‘fotoğraf adına daha kaliteli ve hedefini bulan yarışma formatları üretilebilir mi?’ sorusu kalıyor.

AFSAD, yıllar önce ulusal sergilerde, fotoğraf seçimini halka açık değerlendirme yöntemiyle yapmaya başlamıştı, ama uzun süredir Ulusal Sergi yapılamadığı için, halka açık seçici kurul toplantıları yeterince tartışılıp süzgeçten geçirilememişti. O günlerden bugünlere, yarışmalar su baskını gibi toprağı kapladı. Bugün, dernekler yarışmalar konusunda daha dikkatli ve doğru örneklerle müdahil olmak zorundalar.

AFSAD, Avrupa Gönüllülük Yılı nedeniyle AB Türkiye Delegasyonu’yla işbirliği halinde ‘’gönüllülük’’ temalı bir fotoğraf yarışması yaptı. Öncelikle, ‘’gönüllülük’’ toplum yaşamında önemli bir olgudur ve olmalıdır. AFSAD yarışmayı bu ‘’toplumsal sorumluluk’’ anlayışıyla üstlenip, yürütücüsü olmuştur.

Bir fotoğraf yarışması denildiğinde, olmazsa olmazlar nelerdir?

Seçici Kurul, fotoğrafları nasıl seçiyordu? Fotoğrafların temayla ilişkisi, yaratıcı fikir ve uygulamalar nasıl değerlendiriliyordu? Hem yarışmaya katılanların hem de fotoğrafa ilgi duyanların bunları bilmeye hakkı vardı. Ne neden seçildi, ya da seçilmedi? Bu, çok yönlü bir kazanım olurdu. Şaibeler azalacağı gibi, seçicilerin dünyası da gözler önüne serilecekti. Böylece AFSAD, açık değerlendirmeli seçici kurul toplantısı yoluyla seçimlerin yapılmasını sağladı.

Seçici kurulların oluşumları da, yarışmalar da kaliteyi artıracak bir başka unsurdur. Farklı fotoğraf anlayışlarındaki fotoğrafçıların seçici kurullarda olmaları, seçimde zenginlik sağlayacaktı. ‘’Gönüllülük’’ temalı yarışmada da bu durum gözetildi. AFSAD benzer bir oluşumu ‘’Gençlik Bienali’’nde de sağlamıştı. Deneyimli, orta ve genç kuşak olmak üzere üç kişi seçici kurulda görev almıştı.
Tesadüfen yapılan iyi bir fotoğrafın ödüllendirilmesi yerine, fotoğrafçının yarışmaya vereceği üç fotoğraf üzerinden, fotoğrafçının ödüllendirilmesinin daha doğru olacağı inancıyla, yarışmaya üç fotoğrafla katılma zorunluluğu konuldu.

Hem fotoğrafçıyı motive edecek, hem de toplumsal fayda hedefine katkı sunacağı için, katalog basılması olmazsa olmaz koşullardan biriydi. Birinci, ikinci ve üçüncü gibi sıralamalar yerine üç başarılı fotoğrafçı seçilmesi de önemsediğimiz bir diğer özellikti.

Kurumlar yarışma sonucunda sergilenmesine karar verilen fotoğrafları sergileyip, yayınlarında kullanmalarına karşın, hiçbir telif ücreti ödemiyorlar. ‘’Gönüllülük’’te sergilemelerin tamamının satın alınması zorunluluğu getirilerek, kısmen de olsa fotoğrafçının hakları gözetilmiştir. AFSAD’ın ‘’gönüllülük’’ temalı yarışmada uyguladığı yarışma formatı, bir öneridir. Geliştirilmeye açıktır. ‘’Daha sağlıklı yarışma’’ amacını güden bir adımdır. Bu uygulama ve önerinin tartışılarak, TFSF’nin destek verme kriterlerinin fotoğraf sanatı ve fotoğrafçı lehine geliştirilmesi dileğiyle…


Yarışmalar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Yarışmaların karşısında olmadım ama, yarışma ile yatıp yarışma ile kalkanların karşısında oldum. Şartnameyi okuduktan sonra fotoğraf çekmeye başlayanların, seçici kurul toplantısı bitmeden sonuç öğrenmek icin telefona sarılanların, yarışma sonuçlarını başarı veya başarısızlıklarında ölçü olarak görenlerin karşısında oldum.

Bu yarışma alışılanın dışında halka acık gerçekleştirildi ve portfolyo üzerinden değerlendirildi. Diğer standart yarışma formatlarıyla karşılaştırıldığında, sizce bunun avantaj ve dezavantajları nelerdir?

Gerek portfolyo gerekse açık seçici kurulla yapılan seçimleri olumlu buluyorum. Daha cok uygulanmalı diye düşünüyorum. İşin eğitici yönü de ortaya çıkmış olabiliyor. Ancak yapılan yarışmada kusursuz organizasyona karşın, gösterilen ilginin neredeyse yok denebilecek kadar az oluşu beni çok şaşırttı. Seçici kurul üyelerinin yaklaşımlarının, deneyimlerinin izlenebileceği seçim süreci nedense değerlendirilemedi. AFSAD’ın adını ortaya koyduğu bir etkinlik, bu ilgisizlik yüzünden sönüp gitti. Yarışmanın diğer ortağına mahcup olduk diye düşünüyorum. Nedenlerini aradığımda ise pek birşey bulamıyorum.

Daha önceden böyle bir yarışma seçici kurulunda yer aldınız mı?

Daha önce hayır.

Bu yarışmanın akışı ve sonuçlarını nasıl buldunuz?

Gönül isterdi ki daha çok katılım olsun ve daha çok fotoğraf değerlendirilsin. Doğrudan fotoğrafların yanısıra, düşünsel boyutun izlenebildiği seriler daha çok olsun. Ama olmadı. Bu da fotoğraf çalışanlarımızın bir başka yönünü gözler önüne seriyor. İçinde fotoğrafçıyı hissedebildiğimiz seriler yok denecek kadar az oldu. Umarım bu, pek de iç acıcı olmayan durum akıllarda kalır, üzerinde düşünülür.


Yarışmalar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Biz bu fotoğraf yarışması işini biraz abarttık galiba. Yer gök yarışma! Arkadaşlarımız fotoğrafı bir ifade aracı olarak değil de, neredeyse bir yarışma ürünü olarak üretir hale geldiler.
Bu işe ayrılan kaynaklar zaten yetersiz. Doğru uygulamalarla, yarışma yerine daha işlevsel projeler gerçekleştirmemiz gerek. Yarışmaya tamamen karşı değilim; ama suyunu çıkarmadan. Prestijli ve anlamı olan yarışmaya kim “hayır” der.

Bu yarışma alışılanın dışında halka açık gerçekleştirildi ve portfolyo üzerinden değerlendirildi. Diğer standart yarışma formatlarıyla karşılaştırıldığında, sizce bunun avantaj ve dezavantajları nelerdir?

Halka açık bir yarışma diğerlerinden daha çok sorumluluk gerektiriyor. Herkesin ortasında yüksek sesle fotoğraf okuyacaksınız. Bunu kısa bir zamanda ve karşıdakinin (fotoğraf sahibinin) canına okumadan yapacaksınız. Bu durumda jüriye daha çok iş düşüyor. İzleyiciler için yöntemin en güzel yanı, yorumları ve farklı bakış açılarını görmek, yani bir anlamda eğitim. Jüri için ise; ifade yeteneğini geliştirmesi, ve en önemlisi yarışmada kuşkulara yer vermeyecek sonuçlara ulaşılması. Bu tür yarışmaların bir yerinde katılımcılara da konuşma hakkı verilse ne güzel olur.

Daha önce böyle bir yarışmada seçici kurulda yer aldınız mı?

Yöntem şekli ile ayın fotoğrafları seçimini buna benzetebiliriz. Pek çok ayın fotoğrafı yarışmasında seçici olmuştum. Ama çoklu jürili ortamda ilk kez bulundum.

Bu yarışmanın akışı ve sonuçlarını nasıl buldunuz?

İçerik yönlendirmesi ağır bassa da, genel olarak doğru bir sonuca ulaştı diyebilirim. Ama asıl sorun fazla üretememekte yatıyor. Ne yazık ki yarışmadaki katılım ve nitelik oldukça düşük. Sonuç olarak eleştirilerin açık bir ortamda yapıldığı yarışmanın yöntemini eğitici buluyor, diğer yarışmalara da örnek olmasını diliyorum.


Fotoğraf yarışmaları hakkındaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

Yarışmalar için tek tip bir yorum yapmak mümkün değil. Hem katılanların hem de düzenleyenlerin çok farklı motivasyonları var. Gerçekci olalım. Kimsenin yarışmalarda “kazandım” diye sevinmemesi, “kaybettim” diye de üzülmemesi gerekiyor. Sonuçta jüri de insanlardan meydana geliyor. Kendilerine göre, “kıstaslar” ile değerlendirme yapıyorlar. Birkaç fotoğrafınızın birileri tarafından beğenilmesi, sizi kimlik olarak başka bir yere, başka bir kategoriye koymaz. Yani yarışmalara belki sadece, düzenleyen kurum veya kişilerin motivasyonu her ne ise, o çerceve içinde bakmak lazım. Onun dışında para kazanmak için de iyi bir yol olduğu söylenebilir. Tabii insanlar ister istemez bunun cazibesine kapılıyorlar. Örneğin, jürideki isimlere bakıp onların beğenilerine göre veya şartnameyi çok dikkatli okuyup burada nasıl bir fotoğraf ödül alabilir diye sadece akıl yürüterek fotoğraflar üretilebiliyor. Ama, yarışmaların bir sinerji, bir canlılık yarattığı, yeni işlerin üretilmesine, sergilerin açılmasına vesile olduğu kesin. Bazı insanlar, işim sergilensin, bir serginin parçası olsun diye de katılabiliyor. Protesto için katılabilirler. Jürinin canını sıkmak icin araya bazı fotoğrafları karıştırabilirler. Böyle şeyler de oluyor. Ben genelde yarışma karşıtı birisiyim.

Bu yönde yazılarım da oldu. Tabii insanlar da diyorlar ki; madem bu kadar olumsuz düşünüyorsun, jürilerde ne işin var? Yarışmalar bu kadar suistimale açık ve yanlışlıklara da teşne ise, orada bulunup ne olup bittiğini yakından görmek, müdahale edebileceğim birşey varsa da, bu fırsatı değerlendirmek istiyorum. Her yarışmanın jürisinde de olmak istemiyorum. Arkasındaki kurumun iyi niyetine bakıyorum. Sosyal sorumluluk projesiyse, o amaca gercekten bir katkısı olacak mı, bu fotoğrafların çekiliyor olması toplumda minicik de olsa bir değişim veya farkındalık yaratıyor olabilir mi, bunlara göre seçiyorum. Ne kadar objektif olabiliyorum derseniz, objektif olmaya asla calışmıyorum. Tersine, tamamen sübjektif olmaya çalışıyorum. Mesela, buradaki jüride çok farklı bakışları olan insanlar var. Ben de, bu jüriye, ben olduğum için çağrıldığımı düşünüyorum. Bu yüzden de, fazlasıyla kişisel bakışımı temsil etmeye çalışıyorum. Objektif olmak demek; bir anlamda kendi görüşlerinden sıyrılmak demek. O zaman da, benim burada olmamın pek bir anlamı kalmaz.

Bu yarışma özelinde bakarsak, halka açık olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çok olumlu buluyorum. Geçmişte, AFSAD beni elemeli sergilerin jürilerine de çağırmıştı, birkaç kez gelmiştim. Harika oluyordu. Çünkü, seçmeler, kapalı kapılar arkasında yapıldığı zaman çok spekülasyon oluyor. Yeteri kadar iyi değerlendirmediğimiz, çok hızlı geçtiğimiz, iyi bakmadığımız, haksızlıklar olduğu sanılıyor. Bunun böyle olmadığını, en azından bu yarışmada böyle olmadığını ve izleyiciye de açık olduğu için buna fırsat verilmediğini görmüş oluyorlar. Bu tür derneklerin “eğitim verme” amacı da var. Bir fotoğraf, uzmanlar tarafından, hangi kıstaslara göre eleştiriliyor, nasıl sıralanıyor, niye bir fotoğrafı ötekine tercih ediyoruz. İnsanların, biz bu konuları yüksek sesle dile getirirken, duymuş olmaları da iyi bir eğitim.

Sizce yarışma nasıl geçecek?

Başvuru çok fazla değil, çok bunaltmayacak jüriyi. Ancak, bu kez biz, fotoğraftan ziyade fotoğrafçıyı değerlendireceğiz. Bu da tek kareyle olmuyor. Üç kare üzerinden istikrar görmek gerekiyor. Böylece, yeni kıstaslar oluşuyor. Üç fotoğraf acaba aynı fotoğrafın versiyonları mı? O zaman üç olmasının bir anlamı yok. Birbirini tamamlayan üç farklı fotoğrafsa bir anlamı var. Bir uslup görebiliyorsak, aynı elden cıktığı belli üç farklı fotoğraf görebiliyorsak, bu fotoğrafçının bir tarz geliştirdiğini, bir görsel dil oluşturduğunu anlamış oluyoruz. Yarışmacılar bunu sezdiler herhalde. O yüzden rastgele arşivi karıştırıp “bunu göndereyim” diyemediler. Özellikle, çoğu bu yarışma icin üretilmiş kareler muhtemelen. Diğerleri de zaten o disiplinle çalışan insanlardan geldiği icin katılım genelde düşüktü.

Yarışmanın halka açık olması jürinin duygularını, yorumlarını veya yaklaşımını etkileyecek mi?

Sanmıyorum. Murat, Tuğrul ve ben hoca olduğumuz icin, bu zaten verdiğimiz eğitimin bir parçası. Kalabalık gruplarda, öğrencilerin işlerini tek tek gösterip yorum yapıyor, “bunu başarmışsın” veya “sorunlar var” diye konuşuyoruz. İlk defa yaptığımız bir şey değil. Bunu, insanları rencide etmeden, motivasyonunu kırmadan, tam tersine yüreklendirerek, nasıl yapabileceğini, küçük çabayla nasıl büyük farklılık yaratabileceğini anlatacak şekilde konuşuyoruz.
Tabii ki izleyici olmasaydı, biz kendi aramızda daha hızlı uzlaşırdık. Bunları dile getirmek sadece süreyi uzatacak. Bizim yorumlarımıza bir etkisi olmaz.

Siz daha önce böyle halka açık bir jüride yer aldınız mı?

AFSAD’ın daha önceki jürili sergilerinde ve yine AFSAD ve İFSAK’ın sadece üyelere açık “ayın fotoğrafı” değerlendirmelerinde. Bunun dışında, bir örneğini ben görmedim. Çok iyi buluyorum. Keşke yarışmadan ziyade, bir iki üç diye sıralamadan, sergi seçkisi yapsak. Bazı yarışmalarda da diyorlar ki, birinciliğe layık eser bulunmamıştır. Çok tuhaf buluyorum. Bir koşu yapıldı ve kimse birinci gelmedi der gibi oluyor. Mutlaka biri diğerlerinden daha iyi bir noktada olacaktır. Çünkü adı üstünde; bu bir yarışma. Sonuçta “o seviyede” bir fotoğrafa rastlanmadı diyemeyiz.


Yarışmanın konusunu oluşturan “gönüllülük” kavramı ve toplumumuzdaki algılanma şekli hakkında bize kısaca bilgi verir misiniz?

Tek cümleyle tanımlamaya calışırsak; bireyin, herhangi bir karşılık beklemeden, bilgisini, deneyimini, becerisini ve zamanını, kısaca sosyal sermayesini, içinde bulunduğu toplum yararına dönüştürmesidir gönüllülük. Bu dönüşüm, insani ve maddi kaynağı harekete geçirerek, sosyal sorumluluk projeleri ve etkinlikleri vasıtasıyla, örgütlü biçimde sivil toplum kuruluşlarında veya bireysel olarak da gerçekleştirilebilir. “Gönüllülük” ile ilgili bir cümlelik, herkesin hemfikir olacağı bir tanım yapmak zordur. Bireyin, toplumsal konulardaki derdi, motivasyonu ve verebildikleriyle ilintili ve tanımı da buna göre değişebilen bir kavramdır.
Toplumumuzun kültürel dokusunda muhtaç olana, ihtiyacı olana yardım etmek vardır ve bu yardımlar da gönüllülük olarak tanımlanabilir. Ancak, gönüllülüğü elinde var olan “meta”yı paylaşmakla sınırlandıramayız. Bireyin sosyal sermayesini – ki, bu sermayeyi toplumsal yaşamın kazandırdığı bir artı olarak nitelendirmek yanlış olmaz – zamanını, bilgisini, becerisini kullanarak, bir arada yaşadığı insanlar yararına toplumsal faydaya dönüştürmesidir. Bu bağlamda gönüllülük; bir konu hakkındaki bilgiyi ve beceriyi paylaşmak da olabilirken, bireyin zamanını ve emeğini vermesi şeklinde de hayat bulabilir.

Daha önce bir yarışmada seçici kurulda yer aldınız mı?

Gönüllülük; toplum içerisinde rahatsız olunan, eksik görülen bir durum karşısında hareke geçmektir bir taraftan da. Bu çercevede Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu tarafından Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği (AFSAD) ile işbirliği içinde Avrupa Gönüllülük Yılı’nı kutlamak amacıyla düzenlenen “Gönüllü Ol! Fark Yarat!” fotoğraf yarışmasını çok değerli bulduğumu söylemeliyim. Harekete geçme ve harekete geçmeye davet etmenin yanısıra, topluma gönüllülük kavramının önemini hatırlatma, farkındalık yaratma kaygısı da bir kat daha değer katıyor bu yarışmaya. Kapsamı bu denli geniş olan bir yarışmanın seçici kurulunda olmak yeni bir deneyimdi benim açımdan. Seçici kuruldaki sanatçıların duruşları ve gönüllülüğe yaklaşımları da gönüllü olma durumu ve içinde bulunduğum sivil alan açısından mutluluk verici ve motive ediciydi diyebilirim.

Bu yarışmayla ilgili değerlendirmeleriniz nelerdir?

“Gönüllü Ol! Fark Yarat!” fotoğraf yarışmasının gönüllülük hakkında bir farkındalık yaratma, bu farkındalığı arttırmayla ilgili çabasının yanısıra, sürecini de pek anlamlı ve değerli buluyorum. Yarışmaya katılan sanatçılardan üçer fotoğraf ve bir metinle katılmalarını istemek, gönüllüğe bakış açılarını anlamaya çalışma çabasıdır. Fotoğraf çekme işinin teknik konulardan daha fazlası olduğunu gösterirki, ben de seçici kuruldaki fotoğraf sanatçısı üstatların bu yaklaşımından bahsetmeye çalıştım. Ayrıca, seçim aşamasının, arzu eden herkesin takip edebileceği bir salonda, şeffaf bir şekilde gerçekleşmesi ve tüm fotoğraflar için gerekçeli yorumların tek tek yapılması yarışmaya ayrı bir anlam ve değer katarken, toplumda farklı işler yapan tüm bireylere bir yaklaşım mesajı da veriyor.


Yarışmalar hakkındaki düşüncelerinizi öğrenmek isteriz… İdeal yarışma sizce nasıl olmalı?

Herkesin ideal tanımı farklı. Tek fotoğraf tabanlı değerlendirmelerin yapıldığı yarışmalardan vazgeçmemiz gerekiyor. Tek fotoğraf ile zamana yayılmış ve odaklı bir içerik anlatmak pek kolay değil; bu, ustaların bile nadiren yapabileceği bir iş. Amatör katılımcılar ise eli yüzü düzgün görüntüler çıkarabiliyor ama bu görüntülerin ne dediği, neye istinaden üretildiği, amacının ne olduğu muğlâk kalıyor. Bu aşamada, aklı zorlayacak spesifik temalar seçmek önem taşıyor. “İstanbul’un Tarihi” veya “Pencereler” gibi jenerik yarışma konuları verirseniz, ne tür fotoğraflar geleceğini öngörebilirsiniz, sürpriz olmaz. Hâlbuki kavramsal anlamda insanı düşünmeye iten bir konu verdiğiniz zaman beklenmedik sonuçlarla karşılaşabilirsiniz.
En az beş, ideali on, en çok yirmi fotoğraftan oluşan portfolyo yarışmalarını daha değerli buluyorum. Portfolyo sayesinde fotoğrafçının kazara, keyfî bir şekilde görüntü avlamaktan çok, çekim öncesi olası senaryolar üzerine düşündüğünü varsayabiliyoruz. Tek fotoğraf üzerinden yapılan değerlendirmelerde bazen şahane fotoğraflar karşımıza çıksa da, fotoğrafçısının bu fotoğrafı, doğru yerde doğru zamanda bulunarak, şansa mı yarattığını anlayamıyoruz. Bu durumda sadece fotoğrafı değerlendirebiliyoruz, fotoğrafçıyı değil. Fotoğrafçıyı değerlendirebileceğimiz bir yarışmayı tercih ederim.

Yarışma nasıl olmalı, bugünkü yarışmanın koşullarını nasıl buluyorsunuz? Yani üç fotoğrafın değerlendirilmesi, halka açık olması…

Üç fotoğraf, seri oluşturması açısından önemli, birbiriyle konuşan üç fotoğraf üretebilme fırsatı çok değerli. Temanın farklı boyut, ölçek, bağlam ve zamanlardaki çeşitlenmelerini aktarma şansı sunan bir sayı bu. Ama bu beklentiyi özellikle belirtmeyince, insanlar eski alışkanlıkla üç tane birbirinden çok farklı fotoğraf yollayabiliyorlar ve bunun kimseye faydası yok. Yarışmaların; seri oluşturan, birbirine eklemlenerek bir öykü anlatabilen, özdeşleştirmeler aracılığıyla, çeşitli duygular uyandıran ve insanı meraka düşüren çeşitli fotoğraf çalışmalarının ortaya çıkabilmesi icin zemin sağlaması gerekiyor.

Açık jüri konusuna gelirsek, ilk kez böyle bir yarışmaya katılıyorum ve memnunum. Daha önce katıldığım bazı yarışmalarda bir, iki jüri üyesinin diğerlerini belli bir yöne doğru çekmeye çalıştığına şahit oldum. Açık jüri olduğunda böyle bir ihtimali bertaraf etme şansı çok yüksek.

Peki, halka açık ve bir kalabalık karşısında değerlendirilecek olması, jüri üyelerinin kendilerine otosansür uygulamasıını da beraberinde getirebilir mi?

Kendi adıma konuşayım, böyle bir baskı hissetmiyorum. Hiç bir zaman birilerini kayırmayı düşünmeyeceğim için eğilimlerimi açık etmekte mahsur görmüyorum. Neyin doğru olduğunu düşünürsem onu oylarım tabii ki.

Dünyada örnekleri var mı bu yarışmanın?

Bırakın fotoğraf yarışmalarını, idari kamusal toplantıların halka açık olduğunu görüyoruz bazı gelişmiş ülkelerde. Tabii halka açık olması, halkın da bu konuda bir söz sahibi olması gerektiğine işaret ediyor. Bu yarışmada sanıyorum seyircinin oy hakkı yoktu. Bence daha ileriki aşama bu olmalı. Örneğin, televizyondaki yarışmalarda; bir jüri oyları var, bir de SMS ile verilen halk oyları var; bunların ortalaması ile karar veriliyor.


AB Delegasyonu’ndaki göreviniz nedir? Yorumlarınıza bakılırsa fotoğrafla yakından ilgili ve yetkin görünüyorsunuz.

Türkiye’deki AB Delegasyonu’nun ekonomik ve sosyal kalkınma bölümünün başkanıyım. Günlük işimin fotoğrafla doğrudan ilgisi olmasa da, fotoğraf benim için bir tutku. Yıllardır, profesyonel olmasa da, amatör olarak fotoğraf çekiyorum. Birçok jürili yarışmada da görev aldım. Brüksel’de bir fotoğraf yarışmasının düzenlenmesine yardım ettim. Ayrıca, Mısır’daki AB Delegasyonu’nda, beş yıldır süren fotoğraf yarışması düzenledim.

Bu, gayet iyi bir fotoğraf altyapısı. Hiç böyle halka açık bir yarışmada jüri üyeliği yaptınız mı?

Hayır, bugün bana ilginç gelen de bu oldu. Jürinin tartışmaları, şeffaflığı ve halka açık olması. Bence bu çok iyi bir girişim. Buna daha fazla kişinin tanık olmaması yazık. Ancak, tekrarı hak eden bir girişim bu. Başlangıçta biraz ürkmüştüm ve merak ediyordum; bir yerde kendilerini açık ederken, jüri üyelerinin, halkın karşısındaki tepkileri nasıl olacaktı. Ama çok doğal bir süreçti ve başka koşullarda da tekrar edilmesine değecek, iyi bir örnek oldu.

Sonuçlardan memnun kaldınız mı?

Evet, çok. Daha fazla izleyici ve katılımcı olacağını düşünmüştüm. Belki de haftasonu yerine iş günü olması nedeniyle yoğun bir katılım beklemek zor. Katılımcılara gelince, benzer fotoğraf yarışmaları düzenlediğinizde alışkın olduğunuz standardı bilmiyorum.

Yarışmaya göre değişiyor. Konu, kavram olarak da, fotoğraf açısından da kolay sayılmaz.

Kesinlikle. Emek isteyen bir konu. Bunu sonuçlarda da gördük. Bazı fotoğraflar çok iyiydi, ancak, konuyla pek de ilgili değildi. Ancak, bütününe bakacak olursak, iyi sonuçlandı. Kolay anlaşılan bir portfolyo seçildi. Gönüllülüğün değişik yollarını gösteriyor. Bu olanağı, gönüllülüğü daha görünür kılmak icin kullanmamız gerektiğini düşünüyorum. Bu yıl Avrupa gönüllülük yılı ve gönüllülüğü geliştirmek için iyi bir fırsat. Ben de birkaç yıl bir STK’da gönüllü olarak çalıştım. Diğer tarafta olmanın nasıl bir şey olduğunu bilirim.

Bu yarışma şeklinin, diğer konu veya yarışmalar için de uygun olduğunu düşünüyor musunuz? Üstün ve zayıf tarafları neler?

Halka açık olma yeniliği, uluslararası arenada ilk örnek değil. Ama standart da değil. Görece yeni. Zayıf yanı; çekişmeli tartışmalar olabilir, jüri üyeleri gerçek kanaatlerini ifade etmeye çekinebilir. Ancak, bütün olarak ele alındığında, bence fayda ön plana çıkıyor. Sonunda eleştiriye açık bir durumda, kendinizi ifade etmek iyi bir uygulama ve seçimin gayet şeffaf bir şekilde yapıldığını düşünüyorum. Hem olası söylentilerin de önüne geçilmiş oluyor. Gerçekten takdir ettim.


Kontrast Sayı 27, Ocak-Şubat 2012

Bizi paylaşın..