Berrin CERRAHOĞLU | José Julián Marti Montero (27. Sayı)

Bu ay “Usta İşi” köşesinde Küba’nın başarılı, ama medya desteği almamış fotoğrafçılarından birinin, José Julián Marti Montero’nun “Bir Ulusun 50 Yıllık Yaşamı” adlı fotoğraf kitabındaki “Contrastes” serisini ve fotoğraftaki ustalığının sırlarını konu edeceğiz.

Montero 1953 yılında, devrimden önce, mütevazı bir ailenin Çocuğu olarak Havana’da dünyaya geldi. Babası ona dünyanın ilk antiemperyalist savaşçısı olan, Küba’nın İspanyol sömürgeciliğine karşı yaptığı kurtuluş savaşını yönetirken savaş alanında kahramanca ölen, aynı zamanda Kübalı şair, kuramcı ve düşünür José Marti’nin adını koydu. 1959 yılında Fidel Castro, Che Guevara ve Camillo’nun devriminin getirdiği değişimlere küçük yaşlarından itibaren tanık oldu. Devrim onlara ailece çalışma ve kendilerini ekonomik olarak daha da geliştirme fırsatı yarattı.

Hayatının bir bölümünü fotoğrafçılık yaparak geçiren ailesi, en önemlisi babasının çektiği fotoğrafları yağlıboya ile renklendirerek yardımcı olan annesi onu fazlasıyla etkiledi ve fotoğrafçılığa ilgi duymasında esin kaynağı oldu. Fotoğrafçılığın ABC’sini babasından öğrendi. Babası ona, derin kaplara kimyasalları koyup, film geliştiricilerini hazırlamayı öğretti. Bu mükemmel ötesi deneyim öğrenme isteğini kamçıladı ve fotoğraf kariyeri boyunca hep kendini geliştirme çabası içinde oldu.

José 15 yaşına geldiğinde, denize olan tutkusu nedeniyle, Havana’da Okyanus Bilimleri Akademisi’nde sualtı dalış etkinliklerinde yardımcı eleman olarak çalışmaya başladı. Ve ne güzel bir tesadüf ki, Kübalı ünlü epik devrim fotoğrafçısı ve Che Guevara’nın dünyada izinsizce en çok çoğaltılan ve en bilinen fotoğrafını çeken, 2001 yılında ölen Alberto Korda ile karşılaştı. Korda o dönemlerde Enstitü’de düzenli olarak sualtı fotoğrafçılığı yapıyordu. José, hayranlık duyduğu bu fotoğrafçının himayesinde kariyer yapmaya başladı. Korda’nın teorik ve pratik tavsiyeleri Marti’nin fotoğraflarının estetik olarak şekillenmesinde ve profesyonelleşmesinde çok etkili oldu.

Korda ile Okyanus Bilimleri Akademisi’nde tanışmıştım. O sıralarda kendisi Enstitü’nün sinema ve fotoğraf bölümünün şefiydi, herkese özellikle de gençlere yardımseverliği ile bilinirdi. İnanıyorum ki, Korda’nın Che fotoğrafı herkes üzerinde bir etki yaratmayı başardı. “En çok fotoğrafı çoğaltılan tek fotoğrafçı ben değilim” derdi. Halen hayatta olsaydı benim Che Guevara’yı anlatan ‘Yaradılış’ (Presencia) serimi görmesini isterdim ve o, bu projemi eminim çok severdi.”

1975’de fotoğraf meraklısı Roberto Rodrigues Decal ile tanıştı. Decal gerçek bir fotoğraf aşığıydı. Teknik konularda ustaydı ve bir ansiklopedi gibiydi. Leica, yeni bir model makina ürettiğinde, Küba’da denemesi için Decal’e gönderirdi. Çünkü Küba muazzam hava değişimlerine sahip olan bir adaydı. Decal José’nin ışığın önemi, flaşın kullanımı, karanlık oda, makina ve film gibi teknik konularda bilgisini arttırmasını sağladı.

Günümüz teknik gelişmelerini de takip eden José J. Marti Montero, Nikon D-40x ile dijital dünyaya dahil olmuştur. Eski negatiflerin taranarak dijital ortama aktarılmasıyla analog fotoğrafları hala kullanabiliyor olmak ona çok ilginç gelmektedir. Dijital teknolojinin en sevdiği yönü ise, fotoğrafın baskıdan önce görülebilmesidir.

José J. Marti Montero kişisel sergilerinde kültürlerinin farklılığını ve gelişimini açıkça ortaya koyuyor ve Kübalı bir sanatçı olarak, ülkesinin dinamiklerini tam olarak yansıtıyor.

Belli başlı sergileri 1997 Arte Sacro, 1998 Zıtlıklar (Contrastes), 2003 Düşler (Sueños), Devinim (En Movimiento), 2004 Baracoa Çok Yaşa (Baracoa Viva), Yaşamda Bir Gün (Un dia en la Vida), 2007 Horozun Şarkısı (A Canto de Gallo), 2009 Hayati Sessizlik (Silencios Vitales), 2010 Engeller Olmadan (Voluntad sin Trabas) ve Sakin Adam (Stillman)’dır.

İnsanın kendi iç çatışmalarını yansıttığı “Zıtlıklar” serisini ise şöyle anlatıyor.

Fotoğraf çalışmalarım benim için her zaman önemlidir. Onlar bir insanın boyunca yaptığı yolculuğunu hissetme yetisidir, çatışmalarıdır, sınırlarıdır, dualarıdır.
Zıtlıklar’ serisindeki fotoğraflar, düşler, deneyimler, acılar, hazlar, derinlik, saygınlık, asalet ve yaşamın bunun gibi farklı açılarını göstermeyi amaçlıyor. Bu nedenle, siyah beyaz fotoğraf tekniğiyle yüksek kontrast kullanarak bu çelişkileri ifade etmeye çalıştım.”

Başarılı bir fotoğrafçı olmak için fotoğrafı çok sevmek gerektiğini, sonra da fotoğrafçının fotoğraf makinasını tüm özellikleriyle keşfetmesi, hatta fotoğrafçılık tekniğinin inceliklerini ve bu tekniklerin nasıl uygulanacağını öğrenmeye kendisini adaması gerektiğini söyleyen José J. Marti’nin en çok sevdiği fotoğraf sanatçıları arasında Korda, Ansel Adams ve Henri Cartier-Bresson baş sıralarda yer alıyor.

Türkiye’de hiç bulunmadığından hiçbir fotoğrafçının adını bilmiyor. Fakat tanışmak istiyor, çünkü onun için uluslararası projelerde çalışmanın hazzı hiçbir şeyde yok.

“Bir süre önce bir projenin farkına vardım ‘Düşler, yolculuğun başlangıcı’ (Sueños, principio de un viaje). Küba’da her iki yılda bir farklı uluslardan sanatçıları davet ettiğimiz önemli sanatsal bir etkinlik düzenleriz. 2000 yılında Meksikalı çocukların uçurduğu küçük uçaklar sergilendi. Çocukların fotoğraflarını, uçak ve havaalanlarının resimleriyle harmanladım ve bu da ‘Düşler’ (Sueños) adlı seriyi oluşturdu. Burada amaç; seyahat etmek, insanlarla tanışmak, arkadaşlıklar kurmak ve yeni şeyler öğrenmek.”

Son olarak, Türkiye’de yaşayan fotoğrafçılara da bir mesajı var,

Her şeyin ötesinde, kimsenin ilk bakışta göremediklerini görmeye ve bu isteği sürekli benle taşıyarak keşfetmeye devam ediyorum. Siz de sizi heyecanlandıran ve keşfedebildiğiniz her şeyi tereddütsüz fotoğraflayın ve şu meşhur sözü unutmayın: Asıl olan gözle görünmez, asıl olan sadece kalple görülür. İşte fotoğrafçı budur.”

Kontrast Sayı 27, Ocak-Şubat 2012

Berrin CERRAHOĞLU