Nuray BAYRAKTAR | Başkent Ankara’da Cumhuriyet Sonrası “Modern” Yaşam ve Mekansal Kurgu (37. Sayı)

Başkent Ankara, Cumhuriyetin modernleşme projesinin uygulama alanıdır. Modernleşme projesinin bir yanı doğrudan yeni yaşamsal öğretiler; diğer yanı ise toplumda yaygınlaştırılmaya çalışılan bu yeni yaşamsal öğretiler için kurgulanan yeni mekânlar ile ilişkilidir. Modern ve yeni bir yaşamın hayata geçirileceği yer olarak seçilen Ankara’da Cumhuriyet sonrası toplumsal yapıyı dönüştürecek çeşitli etkinlikler gerçekleştirilmiş, bu etkinlikler kentte büyük bir değişim başlatmıştır. Ankara’da başlayan bu değişimi en hızla benimseyen grup, çoğu İstanbul kökenli memur kitlesidir. Yeni bir yaşam biçiminin öncüsü olan ve Yeni Ankaralı olarak adlandırılan bu grup ile kentte yaşayan ve Eski Ankaralı olarak adlandırılan grup, Ankara’da kimi zaman birbirleri ile çatışan, ikili bir nüfus yapısının ortaya çıkmasına yol açmıştır (Nalbantoğlu, 1984).
Eski Ankaralıların davranışını belirleyen ilke, gelenektir. Yeni Ankaralılar ise değişimi anlamaya ve uygulamaya daha açıktır (Tanrıkulu, 1985). Bu grupların bir arada olmasını sağlayan temel unsur ise yaşanan Cumhuriyet coşkusudur.

Ankara’da modern ve yeni yaşama dair uygulamalar, özellikle 1950’li yıllara dek büyük önem taşımaktadır. Cumhuriyetin kurumsal ve mekansal olarak inşa edildiği bu süreçte modernleşmeyi esas alan resmi ideoloji bu etkinliklerin birer araç olarak kurgulanması konusunda -kaçınılmaz biçimde- ısrarcıdır (Gültekin ve Onsekiz, 2005).
Bu açıdan bakıldığında Ankara’da önce merkez Ulus’ta ve ardından kentin gelişimine bağlı olarak merkez özellikleri kazanmaya başlayan Kızılay’da modern ve yeni bir yaşamdan söz etmek mümkündür.

Ulus, Ankara’nın ilk merkezidir. Yeni Ankaralılar ve Eski Ankaralılar 1940’lı yıllara dek Ulus’u merkez olarak kullanmış, gündelik uğraşlarını burada sürdürmüş, çeşitli tören ve kutlamalarla Cumhuriyet coşkusunu burada birlikte yaşamışlardır. Ulus, politik ve bürokratik merkez özelliklerinin olmasının yanı sıra süreç içinde açılan sinema, restaurant v.b mekanlar ile aynı zamanda modern ve yeni yaşamın merkezi haline gelmiştir. Ulus’un böylesi modern ve yeni yaşamın bir merkezi haline gelmesinde Taşhan’ın yanında açılan ve II.Dünya Savaşı yıllarının en lüks sineması olan Yeni Sinema büyük önem taşımaktadır. İki katlı binadaki sinemanın mavi renkte geniş koltukları, locaları ve Atatürk için ayrılmış özel bir locası vardır.
1930’larda Ankara’da bulunan üç sinemadan birisi olan Yeni Sinema’da o dönemin en ünlü sanatçıları Marlene Dietrich, Robert Taylor, Walter Pidgeoun’un filmleri oynatılmaktadır (Tanrıkulu, 1985). Yaşlı bir madamın yer göstermekle sorumlu olduğu, haftada bir film değişen sinemada, ilk geceler Ankara’nın tüm tanınmış simalarını görmek mümkündür (Günver, 1990). Yeni sinema, tiyatro temsillerine de sahne olmuş, İlkbahar sonlarında İstanbul Şehir Tiyatrosu Darülbedayi büyük sanatçıları ile Ankara’ya turneye geldiğinde temsillerini Yeni Sinema’da vermeye başlamıştır (Canlı,1991).

1900’lerin başında bir-iki küçük konaklama yerinin bulunduğu Ankara’da, giderek bu tür mekanların çoğaldığı görülmektedir. 1928 yılında sayıları on kadar olan oteller sadece konaklama amacıyla değil, Ankara bürokratlarının ve ailelerinin bir araya geldiği, yemek yiyip sohbet ettiği, yabancıların uğradığı, resmi toplantıların yapılıp, politik kararların alındığı çok amaçlı mekanlar olarak kullanılmaktadır (Tanrıkulu, 1985).

Taşhan

Bu mekanlardan en önemlisi Taşhan’dır. 1930 sonrası Taşhan Palas adıyla 60 yatak kapasiteli bir otel olarak kullanılmaya başlanan Taşhan, o yıllarda Ankara’nın sosyal yaşamında büyük rol oynamıştır (Çağlayangil,1990). 1928 yılında Atatürk’ün isteği ile bir Rus göçmeni olan Karpiç’e Taşhan’ın avlusunda bir lokanta açtırılmış ve Ankara ilk kez örtüleri, peçeteleri ve çatal-bıçağı her serviste değişen bir lokantaya sahip olmuştur (Baydar, 1992).

Aynı yıl İstasyon Caddesi üzerinde Cumhuriyet yöneticileriyle yabancı ülke temsilcilerinin bir aradalığını sağlayacak bir yer olarak, Ankara Palas açılmış, otel bir süre sonra yönetici, bürokrat ve aydınlar için de vazgeçilmez bir mekân haline gelmiştir (Ergut,2005).

Ankara Palas’ta Bir Düğün

1930 yılında yeni aktivitelerle Ankara Palas’ın hizmet alanı genişletilmiş, otelde periyodik konserler verilmeye, pavyonunda her gece yabancı artistlerin yer aldığı programlar sergilenmeye, bir orkestra angaje edilerek, Yeni Ankaralıların, yabancı diplomatların, nadiren de olsa Eski Ankaralı zengin tüccarların katıldığı özel eğlenceler düzenlenmeye başlanmıştır (Tanrıkulu, 1985).

Ankara Palas Orkestrası

Cumhuriyet Baloları’nın da vazgeçilmez mekanı olarak Ankara Palas, gerek müdavimleri, gerekse hizmet üstünlüğü açısından özelleşmiştir. Mimarisi ile dönemin en önemli yapısı olan 120 yatak kapasiteli otelde her zaman sıcak su vardır ve restaurantında Avrupa mutfağının bütün yemeklerini bulmak mümkündür (Tanrıkulu, 1985).

Ulus’un yanı sıra yeni gelişen merkez olarak Kızılay da, 1930 sonrası Ankara’nın modern ve yeni yaşamına ev sahipliği yapmaya başlamıştır. 1939 yılında açılan Ulus Sineması , kentin Yenişehir’de açılan ilk sinemasıdır. Işık sistemi, sıcak ve soğuk hava tesisatı gibi bir çok yeniliği barındıran sinemada dönemin en beğenilen yabancı filmlerini izlemek mümkündür. Ulus Sineması’nın açılışı Ankara’da kültürel etkinliklerin Ulus’tan Kızılay’a kayması sürecini de başlatmıştır. 1943 yılında indirimli biletleri nedeniyle özellikle üniversite öğrencileri tarafından tercih edilen Ankara Sineması, 1949 yılında ise Ankara’nın en önemli protokol mekanlarından birisi olan Büyük Sinema açılmıştır.

Büyük Sinema

Ünlü film yıldızlarının galalara katıldığı, yerleri kırmızı halı ile kaplı, özel localara sahip 1600 kişilik Büyük Sinema’da ayrıca konserler ve toplantılar da yapılmakta, sinemanın üst katında bir madam tarafından işletilen Yeni Büyük Pastane yer almaktadır (Yavuztürk, 2009). Büyük Sinema 1950’li ve 1960’lı yıllarda sahne üstündeki “Halay Çekenler” panosu ve fuayesinin asma kat konsollarını çepeçevre dolaşan yağlı boya dizisi ile Ankara seyircisini, Turgut Zaim’in stilize, büyülü dünyasında bir süre de olsa yaşatmıştır (Katoğlu, 1991).

1940-1943 yılları arasında, Ankara’nın yüksek sosyetesi için vazgeçilmez iki gece kulübünden birisi de Kızılay’dadır (Özdenoğlu,1990). Bir binanın bodrum katında yer alan Süreyya , nezih, popüler ve güzel tefriş edilmiş bir mekandır (Sümer,2011). 1942 yılında açılan ve 1963 yılına dek hizmet veren mekana ancak özel kıyafetle girilebilmektedir (Baykaler,2011).

İzmir Caddesi’ne – eski adıyla Uçar Sokak- girerken solda yer alan Kutlu ve sağda yer alan Özen Pastaneleri de Kızılay’da bulunan çok sayıdaki pastanenin en önemlilerindendir. Özen’in salt pastane işlevinde olmasına karşın, Kutlu daha iddialıdır. Oldukça şık döşenmiş bu mekanda akşamları 16.30-18.30 saatleri arasında, viyolonsel ve piyano eşiliğinde oda müziği yapılmaktadır. Daha çok çiftlerin geldiği Kutlu’da ayrıca ayda bir Ahmet Muhip, Cahit Sıtkı Tarancı, Nurullah Ataç ve Ahmet Kutsi Tecer’in katıldığı şiir ve edebiyat tartışmaları yapılmaktadır( Sümer, 2011).

Ankara’nın Cumhuriyet sonrası gelişen modern ve yeni yaşamında gazinolar da önemli bir yer tutmaktadır. Safiye Ayla, Münir Nurettin Selçuk gibi sanatçıların konserlerini izlemenin mümkün olduğu (Poyraz,2011) ve 1960’lara dek eğlence için özellikle tercih edilen Gar Gazinosu, bahçesinin güzelliği, çiçeklerin arasındaki masaları, müdavimlerinin kibarlığı ile ünlüdür ( Baykaler,2011). Yemekleri Avrupa’da bile eşine zor rastlanabilecek vasıfta olan gazinonun müdürü her gün bir köşedeki masasında ailesiyle birlikte oturmakta ve servisi kontrol etmektedir. Ankara’nın aydınlarının müdavimi olduğu gazinoya dünyanın her yanından varyete artistlerinin geldiği de bilinmektedir (Günver,1990).

1930’larda radyonun yaygınlaşması da Ankara’da modern ve yeni yaşamı renklendirmiş, radyo giderek en etkin ev içi eğlencesi haline gelmiştir. Günde sadece birkaç saat yayını olan radyonun programı klasik müzik, ajans ve fasıllardan oluşmaktadır (Tanrıkulu, 1985).

Ankara Radyosu

Ankara Radyosu 1927 yılında Ankara Pastanesi’nin bodrum katında gürültülü bir stüdyoda yayına başladıktan ve birkaç yer değiştirdikten sonra 29 Ekim 1938 tarihinde yeni yapısında yayınlarına devam etmiştir(Baydar, 1992).

Ankara’nın modern ve yeni yaşamında ilk tiyatro temsilleri 1924 yılında Sadi Fikret topluluğunun oyunlarını Türk Ocağı’nın ilk binasında sergilemesi ile başlamış, 1926 yılında ise Darülbedayi sanatçıları temsiller vermek üzere Ankara’ya gelmişlerdir. Türk Ocağı binasının 21 Mart 1927 tarihinde yapımına başlanması ile de tiyatronun gelişimi hızlanmıştır. Ankara’nın ilk tiyatro binası olarak en son olanaklarla donatılmış, modern ve şık bir mekan olan Türk Ocağı, 1930 yılında açılışını yabancı bir grupla gerçekleştirmiş, ardından Darülbedayi’nin temsillerine ev sahipliği yapmıştır.

Açılış için kadrosunda zamanın en ünlü sinema ve tiyatro oyuncularının yer aldığı “Comedié Française” davet edilmiş, sanatçıların, özellikle Marie Bell’in kente yapacakları ziyaret basında oldukça geniş yer bulmuştur (Yavuztürk, 2009). 10 Haziran 1949 tarihinde ise Devlet Tiyatrosu , Opera ve Balesi Kuruluş Kanunu yürürlüğe girmiş ve aynı yıl Ankara Sergievi, Büyük Tiyatro’ya dönüştürülmüştür. Genel Müdürlüğü’ne Muhsin Ertuğrul’un atandığı Ankara Devlet Tiyatrosu bu binada perdelerini 1 Ekim 1949 tarihinde Ahmet Kutsi Tecer’in “Köroğlu Destanı” adlı yapıtıyla açmıştır (Canlı ,1991). Ankara Sergievi 1946-1948 yılları arasında opera binası olarak da kullanılmış, açılış 1948 yılında Cemal Reşit Rey’in Birinci Senfonisi ile gerçekleştirilmiş, solist olarak Liko Amar’ın yer aldığı programda üç eser ilk kez sahnelenmiştir. Opera binasında tümüyle sahnelenen ilk eser ise Bizet’in Carmen’idir (Yavuztürk, 2009).

Atatürk’ün daha 1921 yılında açılmasından söz ettiği Devlet Konservatuarı o zamanki adıyla Musiki Muallim Mektebi ise, Ankara’nın modern ve yeni yaşamında önemli bir kurum olarak 1924 yılında Cebeci’de birkaç eski Ankara evinde eğitime başlamıştır. Ankara’da toplanan Musiki Kongresi sonrasında, besteci Paul Hindemith, Konservatuar kurulmasında katkı vermek üzere Türkiye’ye gelmiştir. Hindemith’in “Türk Musiki Hayatını Kurmak İçin Teklifler” başlıklı raporunun ardından (Güldemir, 1990) 20 Mayıs 1940 tarihinde Devlet Konservatuarı Kanunu çıkarılarak Müzik ve Temsil Akademisi Devlet Konservatuarı adını almış, Temsil ve Müzik bölümleri olarak ikiye; temsil bölümü de Tiyatro, Opera ve Bale olarak üçe ayrılmıştır. Konservatuar öğrencileri ilk oyunlarını 11 Ocak 1940 tarihinde Cebeci’deki konservatuar sahnesinde sergilemişlerdir. 1941 yılında Devlet Konservatuarı gösterimleri Tatbikat Sahnesi adıyla profesyonel bir tiyatro kimliği kazanmış, Tatbikat Sahnesi iyi bir salona ancak 1947 yılında evkaf için yapılan tiyatro salonunun onarılarak Küçük Tiyatro adıyla kullanıma açılmasıyla sahip olabilmiştir.
Türk Operası’nın kurulması yönünde ilk adım ise 1934 yılında Atatürk’ün talimatıyla “Bay Önder”, “Taş Bebek” ve “Özsoy” oyunlarının operalaştırılması ile atılmıştır. 1947 yılında Konservatuarın o güne dek kurulmamış olan “Bale Bölümü”nün kurulabilmesi için de Dame Viuette de Valais Türkiye’ye davet edilmiş, Valais’in 1948 yılında İstanbul’da açtığı bale okulu ile Türk Balesi’nin temelleri atılmıştır. 1950 yılında bu bale okulu Ankara’ya taşınarak Konservatuar temsil bölümünün bir dalı haline gelmiştir (Canlı,1991).

Ankara, Cumhuriyetin modern ve yeni yaşama ilişkin kabullerinin hayata geçirileceği ve tüm yurda yayılacağı bir model kent olarak kurgulanmıştır. Toplumun iç dinamikleri ile gelişmediği, yukarıdan aşağıya empoze edildiği gerekçesiyle çokça eleştirilen bu durum süreç içinde evrilmiş, günümüzde yerini, farklı öğretilerin egemen olduğu yaşamsal ve mekansal bir dayatmaya bırakmıştır.

Bu yazı Ankara’ya ilişkin “ nostaljik” bir hatırlatmanın ötesinde, kentte Cumhuriyetin yaşamsal ve mekansal izlerinin yok edilmeye başlanmasına ilişkin bir eleştiriyi de barındırmaktadır. Aktarılanlar bu izleri korumaya çalışmanın, dahası Cumhuriyet sonrası Ankara’da yaşanan olağanüstü değişimi minnetle anmanın bir başka yolu olarak kabul edilmelidir.

Kaynaklar
• Baydar, Leyla; (1992),“Ankara- Atatürk Bulvarı”, Ankara Dergisi,C1 S.4, 45-56
• Baykaler, İlhami; (2011),“ Unutamazdınız O Güzellikleri ve Geceleri”, Bir Aşk Bir hayat Bir Şehir, Ankara’nın Mekanları, Zamanları, İnsanları, Der. Güven Tunç, 73-82
• Canlı, Gülsen; ( 1991), “Başkent Ankara ve Tiyatro, 1923-1950”, Ankara Dergisi, C1, S 2, 67, 86
• Çağlayangil, İhsan Sabri;(1990) “Geçmiş Yıllarda Ankara”, Başkent Söyleşileri, Kent-Koop Yayını.
• Ergut; Elvan Altan;(2005) “Ankara Bankalar Caddesi ve Ötesi”, TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi Bülten, S.31,28-29
• Güldemir, Ufuk;(1990) “Son Yüzyıl Ankarasında İlginç Olaylar”, Başkent Söyleşileri, Kent-Koop Yayını.
• Gültekin, Nevin; Onsekiz Dilşen; (2005), “ Ankara Kentinde Eğlence Mekanlarının Oluşumu ve Yer Seçimi”, G.Ü. Mühendislik Mimarlık Dergisi, C20, No.1, 137-144
• Günver, Semih; (1990),“2.Dünya Savaşı Yıllarında Ankara’da Diplomasi”, Başkent Söyleşileri, Kent-Koop Yayını.
• Katoğlu, Murat; (1991),“Ankara ve Turgut Zaim”, Ankara Dergisi, C1.S 3, 53-107
• Nalbantoğlu, Ünal; (1984) “Cumhuriyet Dönemi Ankarasında Orta Sınıf”, Tarih İçinde Ankara, Eylül 1981 Seminer Bildirileri.
• Özdenoğlu, Şinasi; (1990),“Yaşadığım Ankara”, Başkent Söyleşileri, Kent-Koop Yayını.
• Poyraz, İsmail;(2011), “ Ben Bugüne Alışamadım”, Bir Aşk Bir hayat Bir Şehir, Ankara’nın Mekanları, Zamanları, İnsanları, Der. Güven Tunç, 16-25
• Sümer , Ayhan; (2011), “Ankara Bir Umuttu. Yoktan Var Edilmiş Bir Şehrin Mucizesindeki Umut”, Bir Aşk Bir hayat Bir Şehir, Ankara’nın Mekanları, Zamanları, İnsanları, Der. Güven Tunç, 29-41
• Tanrıkulu, Deniz; (1985)“Ankara’da Eğlence Yaşamı 1928-38”, Mimarlık, 85/2-3,22-27
• Yalım, İnci; (2002), “ Toplumsal Belleğin Ulus Meydanı Üzerinden Kurgulanma Çabası”, Ankara’nın Kamusal Yüzleri, İletişim Yayıncılık,157-214
• Yavuztürk, Gülseren Mungan; (2009), “ Atatürk Bulvarı’nda Yaşam Sanatla Akarken”, Cumhuriyet Devrimi’nin Yolu Atatürk Bulvarı, Koleksiyoncular Derneği Yayını, 89-108

Fotoğraflar: VEKAM Arşivi

Kontrast Sayı 37, Eylül-Ekim 2013

Nuray BAYRAKTAR

Başkent Üniversitesi, Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi