Murat YAYKIN | Kitlelerin Tutumu ve Haber Fotoğrafları (38. Sayı)

Seksenli yıllar, Berlin Olimpiyat Stadyumu. ..
Alman gençler stadı doldurmuş, çünkü 20. yüzyılın en önemli filozof-sanatçılarından Frank Zappa konser verecek…
Ama bir sorun var; konser saati gelmesine rağmen sanatçı ortada yok.
Yarım saat, bir saat geçiyor, yok, yok, yok…
Tam iki saat sonra teşrif ediyor nihayet ağır adımlarla sahneye…
Çıkıyor, mikrofonun önünde durup seyirciye bakıyor…
Sonra eliyle bir Nazi selamı çakıveriyor birden;
“Heil Hitler!”
Stadyumda ölüm sessizliği… Berlinliler şaşkın…
Yavaş yavaş bir homurtu yükselmeye başlıyor.
Sahnedeki adamsa hiç oralı değil.
Tekrar çakıyor Nazi selamını.
“Heil Hitler!”
Seyircilerin küçük bir kısmı, aynı şekilde bağırarak cevap veriyor ona.
Ama sanatçı hala memnuniyetsiz. ..
Daha sert bir Nazi selamı veriyor ve bağırıyor avazı çıktığı kadar;
“Heil Hitler!”
Bu sefer seyirci hazırlıklı… Stadyumun yarıya yakını sahnedeki adamın söylediği şeyi bir ağızdan tekrarlıyor.
Ne var ki tatmin olmuyor Frank Z appa…
Karşısındaki binlerce kişiye ters ters baktıktan sonra yine veriyor o selamı, yine bağırıyor;
“Heil Hitler!”
Kitle artık ne yapması gerektiğini anlamış durumda, bir ağızdan;
“Heil Hitler!” diye cevap veriyorlar, bütün stadyumu inleterek…
Bir sessizlik oluyor.. .
Kısa ama gergin bir sessizlik.
Frank Zappa’nın sözleri bozuyor sessizliği.
“Ey! Almanlar gördüğüm kadarıyla siz hala akıllanmamışsınız.
Yok size konser, monser”.
Dönüyor arkasını, çekip gidiyor sahneden…

Bu satırları, aynı zamanda kitle kültürü ve davranışları üzerinden özellikle haber fotoğraflarından yola çıkarak yapmaya çalıştığım bir denemenin giriş yazısı olarak da sayabilirsiniz. Haber fotoğraflarının üretim ve kullanım biçimleri üzerinden manipülasyonlarının nasıl üretildiğini “Fotoğraf İdeolojisi” ve “Sanat, Teknoloji, Bilim ve Fotoğraf” adını verdiğim kitaplarımda ayrıntılarıyla anlatmıştım, bu yazıda yeniden değinmeyeceğim, ancak bu kez haber fotoğraflarını, izleyicisi ve kitle kültürünün tüketicileri üzerinden yorumlamayı denemek istiyorum.
Bunun bir deneme olduğunu, kesin yargılara varmayacağımı, daha çok sorgulamalar üzerinden bir zihin pratiğini hedeflediğimi baştan belirteyim.

Öncelikle şunu anımsatmakta yarar var; kitle iletişim teknolojilerinin ortaya çıkmasıyla kültürün kendisinin bir endüstri haline geldiğini biliyoruz. Bugüne gelindiğinde söyleyebiliriz ki artan oranda “bilinç endüstrisi” tarafından yayılan kitle kültürü, tüketicilerini manipüle ediyor, onlara sahte ihtiyaçlar sunuyor, sahte arzular dayatıyor.

Anlam ve içerik olarak çeşitli yöntemlerle manipüle edilen haber fotoğrafları tüketicilerini nasıl etkiliyor sorusundan başlayalım ve deneyelim:
Kitle kültürü, tüketicilerini, davranışlarına göre; metnin mesajlarını olduğu gibi kabul edenler, uzlaşmaya dayalı tepkileri kabul ederken belli bir iddiayı tartışanlar ve muhalif bir tavırla, altsınıf çıkarları için kapitalist sistemi toptan reddedenler diye sınıflayabilir miyiz? Stuart Hall’ün tezi şu; bu sınıflamayı kabul ediyorsak; bir mesajın alımlanması, söz konusu mesaja/metne ya da kitle iletişim aracına değil, izleyenin politik inançlarına ve genel toplumsal deneyimine bağlıdır. Haber fotoğraflarını da, kültür üretiminin bir parçası olduğu kabulüyle -tüketim toplumu insanlarını budala yerine koymadan- tartışabilecek miyiz bakalım?

Şu ana kadar çizmeye çalıştığım bakış açısı bizi algı kavramına götürüyor. Algıda gerçeğin bozulumuyla, gerçeğin bozulup algıya gönderilmesi aynı şeyler mi? Yukarıdaki sorular her iki önermenin de doğruluğunu göstermiyor mu? Evet, iktidar gerçeği manipüle ederek algı sistemlerimizi yönlendiriyor. Doğru. Peki, bu bizi aynı zamanda, sorgulamayan kitlelere, yani tüketim toplumunun çoğulculuğunun kabulüne götürmüyor mu? Oh! Ne ala. İktidar için biçilmiş kaftan, nasılsa kitleler sorgulamıyor. Oysa algı, bilincimizi oluşturan parçalardan biri değil mi?
Bilincimizi besleyememek ya da geliştirmek bizim kabahatimiz ya da başarımız değil mi? “Gerçeğin bozulumunu” sorgulamıyor muyuz, yoksa sorgulayamıyor muyuz? Peki biz ne yapıyoruz? İsterseniz özel bir gün seçelim ve kitlelerin tutumlarına bakalım.

10 Eylül saat 21:00. Türkiye- Romanya maçı oynanıyor. Kitleler televizyon başında. Aynı saatlerde Hatay-Antakya’da öldürülen 22 yaşındaki Ahmet Atakan’ın ölümünü protesto etmek için tüm ülke ayakta.

Polis direnişi gaza bulamış, plastik mermilerle direnişçileri vuruyor.
Birkaç saat öncesinden başlayalım.

18:54 – Antakya’da Ahmet Atakan’ın cenazesinin ardından Armutlu Mahallesi’ne giden gruba polis müdahale ediyor. Göstericilerin barikat kurduğu mahalleye polis TOMA ve Akrep’lerle müdahale ediyor.
19:02 – İstanbul’da Taksim Meydanı ve Gezi Parkı vatandaşların girişine kapatılıyor. Taksim Dayanışması’nın çağrısıyla meydanda toplanan göstericilere basın açıklamasına izin verilmeyeceği söyleniyor. Aynı saatlerde maçı izlemeye hazırlanan kitleler mekanlara dolmuş, coşkulu, maç saatini bekliyor.
19:05 – Polis, İstiklal Caddesi’nde toplanan gruplara biber gazıyla müdahale ediyor.
19:13 – Yüzlerce kişi Boğa Heykeli’nde toplanıyor. Göstericiler Kadıköy’den Taksim’e yürümeyi planlıyor. “Hepimiz Ahmet’iz Öldürmekle Bitmeyiz” sloganı atılıyor.
19:23 – Polis, Hatay’ın Armutlu Mahallesi’nde toplanan göstericilere müdahale ediyor.
19:25 – Polis, Cihangir’den İstiklal’e çıkmak isteyen kitleye biber gazı kapsülü ve ses bombası ile saldırıyor. Kitle dağılmıyor.
19:31 – Antakya’daki Gündüz Caddesi üzerindeki benzin istasyonu civarında konuşlanan çevik kuvvet, göstericilere biber gazı kullanıyor. Sivil polisler ise gazetecilerin ve diğer vatandaşların caddeye girişini engelliyor.
19:33 – Mis Sokak’ta barikat kuruluyor. Yaralılar ambulansla hastaneye götürülüyor.
19:30 – Batıkent’te 200 kadar direnişçi turnikelerden atlayıp metro ile Kızılay’a geliyor.
19:42 – Aydın’ın Didim ilçesinde toplanan göstericiler “Her Yer Taksim, Her Yer Direniş” sloganını atıyor.
19:43 – Polis, İstiklal Caddesi’nde toplanan kalabalığı dağıtıyor, eylemciler ara sokaklara kaçıyor.
19:47 – Antakya diken üzerinde. Patlamaya hazır.
19:47 – Kadıköy’den binen kalabalık bir grup, Beşiktaş vapurunda. “Diren Taksim, Kadıköy Geliyor” sloganları atılıyor.
19:56 – R.T.E stadında gazdan etkilenen Ümit Milli oyuncular maçı yarım bırakıyor.
20:01 – Kızılay Meydanı Güvenpark’ta toplanma başlıyor.
20:02 – İzmir, Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nde büyük bir kalabalık var. Karşıyaka’dan dolan vapurlar Alsancak yolunda.
20:16 – Kadıköy grubu Karaköy’e varıyor, Taksim’e çıkmadan önce diğer vapuru bekliyor.
20:17 – İzmir’de yaklaşık 10 bin kişi NATO Binası önünden ilerliyor “Antakya’da düşene, dövüşene bin selam” sloganları atılıyor.
20:27 – Samsun’da Emek ve Demokrasi güçleri platformunun çağrısıyla eylem yapan yaklaşık 200 kişi, Öğretmenevi önünde toplanıyor.
21:00 – İstanbul’da Taksim ve civarında gösteriler sürerken Gazi Mahallesi, İkitelli, Kartal, Sarıgazi’de eylemler gerçekleştiriliyor.
21:00 – Karaköy üzerinden Taksim’e yürümek isteyen gruba, Şişhane yakınlarında müdahale ediliyor.
21:00 – VE MİLLİ MAÇ BAŞLIYOR. Stadyum ve birahaneler tıklım tıklım.
21:01 – İzmir’de tazyikli su ve biber gazlı müdahale sürüyor. Kalabalık dağılıp yeniden toplanıyor.
21:02 – Kızılay dolmaya başlıyor, her yerden gruplar geliyor, polis anonsu başlıyor.
21:08 – Taksim Meydanı’na bağlanan Sıraselviler Caddesi’nde barikat güçleniyor.
21:14 – Ankara’da yapılan protestoya Anti-Kapitalist Müslümanlar da destek veriyor.
21:14 – Akrepler Taksim sokaklarına rastgele ateş ediyor. İstiklal Caddesi’nde havada biber gazı ve plastik mermi uçuyor.
21:16 – Ankara’da polis TOMA’larla kitleyi dağıtıyor. Kızılay’da gazdan nefes alınamıyor.
21:22 – Burak Yılmaz ilk golü atıyor, herkes oturduğu yerden fırlıyor, çığlıklar…
21:24 – Polis kitleyi İstiklal’den çıkarmaya çalışıyor. Gözaltılar başlıyor.
22:03 – Ankara’da da gözaltılar başlıyor.
23:04 – Mevlüt Erdinç, milli takımın 2. golünü atıyor, kitleler yerinde duramıyor.
23:14 – Eskişehir’de oturma eylemi devam ediyor.

Ben de bir futbol seyircisi olarak maçı seyreden kitlelerin coşkusunu anlayabileceğim ama aynı anda ülke çalkalanıyor, yaralılar, tutuklananlar var. Bu arada maçın 34. dakikasında “Her yer Taksim, her yer direniş” sloganı atanlar var. Belki maç bitimi futbol seyircilerinin bazıları direnişe katılmıştır ya da takip etmiştir, orasını bilemem, gözlemleyebilme şansım olmadı, ancak yanı başında olaylar olurken izleyici kitle maçtan kopmadı/kopamadı -en azından ruhen-.

Bunların haber fotoğraflarıyla ne alakası var? Ertesi gün gazetelere bakmak sorunun yanıtını verecek. İki haberin de fotoğraflarına baktığımızda yandaş medyada en az dört sayfa olan spor haberleri fotoğraflarının çokluğuyla dikkat çekiyor.

O yüzden birçok gerekçeli nedenden ötürü, görüntü asla basit bir gerçeklik değildir, ötekine göndermede bulunur. Söylenebilir olanla, görülebilir olan arasındaki birtakım ilişkilerdir. Görüntüler; görünür olan ile anlamını, ya da söz ile etkisini birbirine bağlayan ve birbirinden koparan, beklentiler üreten ve beklentileri yolundan çıkaran işlemlerdir (Görüntülerin Yazgısı – Jacques Ranciere-Versus). Kitle kültürünün “metin”lerinde ifadesini bulan ideolojilerin çoğu egemen ve hegemonyacı ideolojilerdir, dolayısıyla tam da bu yüzden “kitleler” sınıfla yakından bağlantılıdır.

Şimdi, artık denememi bir sona bağlamalı. Denememin başında iktidarın gerçeği manipüle edip algı mekanizmalarımızı yönlendirdiğinden ve kitlenin gösterdiği farklı tutumlardan bahsetmiştim. Acaba bildiğimiz eleştiri yönteminin dışında, yani kitle kültürü eleştirisi ve manipülasyona açık toplum eleştirisi yanı sıra, şöyle bir sorgulama yöntemini de beraberinde izleyebilir miyiz? İnsanlar ideolojileri ya da inançları doğrultusunda kamplaşmaya mı yönlendiriliyor? Haber fotoğraflarına ya da metinlere/mesajlara bakan insanlar, yalnızca kendi ideolojilerine, inançlarına dönük bir okuma mı yapıyor? Kamplaşmalar birbirine doğru geçişlilik içermiyor mu? İçeriyorsa bu geçişlilik nasıl olacak? Fotoğraflar, haberle tanışıklıktan öteye neden gidemiyor? Fotoğraflar, olayların (futbol, direniş vb.) görsel anlatımının, “nesnel” haber değerinin deposu olarak mı kabul görüyor? Seyirci olarak tepkilerimiz de mi belirsizleşti? Yoksa artık iktidar bizi izlemiyor da, biz mi iktidarı izler hale geldik?

Soruları çoğaltmak mümkün. “Yapmam gerekenleri kısmen biliyorum, ama yine de…” demek kötü. “Yaparım” dediğimiz için/”yaparım” dediğimiz halde, yapmadığımız çok şey var.

Bu yazı, tefrika halinde BirGün Gazetesi’nde yayımlanmaktadır.

Kontrast Sayı 38, Kasım-Aralık 2013

Murat YAYKIN
Gazeteci/ Yazar/ Fotoğrafçı /Sinema Yönetmeni

Bizi paylaşın..