II. Dünya Savaşı sonrası sanatın merkezi Avrupa’dan Amerika’ya kaymaya başlar. Bu kayışın yanında savaşın yıkımı ve varoluşsal sorgulamalar sanatçıları dış dünya tasviri yerine içsel dünyalarına yöneltti. Sanat, bir nesneyi ya da sahneyi betimlemekten çok, sanatçının duygusal ifadesine dönüştü. Figürler ortadan kalktı ya da parçalandı, yerini renk ve yüzey aldı. Sanat artık ne gösterdiğiyle değil, nasıl hissettirdiğiyle anlam kazanmaya başladı. Bu dönüşümün en çarpıcı örneklerini sergileyen sanatçılardan biri Jackson Pollock’du.
Pollock sanat hayatında önce figürü bozdu, sonra anlamı dağıttı, en sonunda ise resmi tamamen hareketin izine dönüştürdü. Bu yolculuğu, Number 1A, 1948 eseri ile nihai halini aldı. Tuvali duvara asmak yerine yere serdi. Fırça kullanmak yerine boyayı döktü, sıçrattı, akıttı. Böylece resim, yalnızca bir yüzey üzerine yapılan bir uygulama olmaktan çıktı. Bu teknik, daha sonra “drip painting” olarak adlandırıldı. Ayrıca Pollock’un, resimlerine çağrışım uyandıran başlıklar vermeyi bırakıp numaralandırmaya başladığı bir dönemdi. Sonraki yıllarda eşi, sanatçı Lee Krasner, bunun önemini; “Sayılar tarafsızdır. İnsanların bir resme, saf resim olarak bakmasını sağlarlar.” sözleriyle ifade eder.
Eser ilk bakışta rastlantısal gibi görünür. Ancak bu rastlantı, tamamen kontrolsüz değildir. Pollock’un hareketleri, ritmi ve müdahalesiyle şekillenir. Yani resim, ne tamamen planlıdır ne de tamamen tesadüfidir. İkisinin arasında, bir tür “kontrollü kaos” halinde var olur.
Başlangıçta Pollock’un yeni stili hemen takdir etmedi. Günümüzde soyut dışavurumculuğun simge eserlerinden biri olarak görülen bu eser ilk sergilemelerinde satın alınmadı. Bir süre sonra MoMA tarafından satın alındı ve hala MoMA koleksiyonunda yer almakta.
Pollock’un yaklaşımı sanatçının rolünü de yeniden tanımladı. Sanatçının bir şeyi çizen ve ya meydana getiren konumu, bir süreci başlatan, yönlendiren ve sürecin kendisi olan bir konuma getirdi. Bu yaklaşım bizleri bir çok yeni soruya yöneltti; sanat, eserin neresinde başlar ve neresinde biter? Sanat, ortaya çıkan görüntü müdür, yoksa onu ortaya çıkaran eylem mi? Ve belki de en önemlisi; sanatçının eseri üretirken gerçekleştirdiği eylemler eserden bağımsız mıdır?


