Eda ÇALIŞKAN | Görüntü Sihirbazları (44. Sayı)

Bu sayıda filmlerin kalbini sinematografik çerçevede okuyan, görüntülerle filmi var eden zor işin insanlarından, görüntü yönetmenlerinden bahsetmek istiyorum.

Genel anlamda tanımlamak gerekirse görüntü yönetmeni, filmin genel fotoğrafından sorumlu kişidir, yani görsel anlatımı etkileyen tüm unsurların teknik olarak, doğru zamanlama ile aktarımından sorumludur. Görüntü yönetmenliği yada televizyon dünyasındaki ismiyle resim seçiciler, yönetmenlerin aklını okuma yetisine sahip bir nevi sihirbazlardır aslında.. Neden mi? Hikayeyi yönetmenin ağzından dinleyerek, görüntülerle “bunu mu demek istemiştin yönetmenim?” diyecek kişilerdir de ondan. Görüntü yönetmenliğinde mühim olan doğru fotoğrafı bulmaktır. Doğru her zaman sahneye, duruma ve anlatım diline göre değişkendir. Matematiği karışıktır bu işin yani. Formüller havalarda uçuşurken bir yerinden yakalayıp doğru sıralamayı yapan kişidir pek tabi ki görüntü yönetmeni.. Burada usta görüntü yönetmeni sevgili hocam Aytekin Çakmakçı’nın şu sözleri de yerini bulmuş olacaktır, “iyi film doğru görüntüler toplamıdır”. Aslında görüntü yönetmenliği ve video editörlüğü içi içe geçmiş kavramlar olarak karşımıza çıkmaktadır.

Şüphesiz ki burada bahsettiğimiz ilahi bir algı birleştirme gücü olmasa da, birikimlerini birleştirebilme pratiği kazanmış bir deneyim döneminden bahsetmek mümkün, belki de işin sihrini anlatabilmek için. Kastedilen sihir, başkasının kafasında olup biteni görüntülere yansıtabilmektir. Yönetmenin dünyasına girip, evvela onun düşünce girdabında boğularak kendine bir yol bularak, sonrasında, bulduğu yola yönetmenin ve izleyicinin inanmasını sağlayandır…

Görüntü yönetmenliği sinemanın var oluşu olarak kabul edilen 1900’lü yılların başından beri önemle yerini korumuştur. Ancak önemi günümüzde algılandığı kadar net değildi ne yazık ki. Görüntü yönetmenliğinin, filmlerin görüntü yönetmenlerinin isimleriyle anılacak kadar ehemmiyet kazandığı sinemanın başlangıç yıllarında, kendi fotoğrafçıları ile çalışmaya kadar işi ileri götüren Hollywood ünlüleri tarih yapraklarında yer almaktadır. Görüntü anlatılmak istenilenlerin bir aynasıdır. Aynaya estetik yansımak oyuncular açısından da üzerinde çalışılması ve hassasiyetle durulması icap eden bir husustur. Bir görüntü yönetmeninin oyuncunun ışığını hissetmesi ve yaptığı uygulamaları buna göre düzenlemesi gereklidir. Zira insan aydınlatması zordur. Herkesin farklı kişisel özelliklerinin varlığı, insan yapısında uzuvların asimetrik oluşu bu işi daha da karmaşık hale getirse de iyi bir görüntü yönetmeni için bu iş şüphesiz tereyağından kıl çekmek kadar basittir.

Görüntü yönetmenleri açısından yaptıkları işlerde, görsel felsefenin yönlendirmeleri şüphesiz ki konu dışı bırakılamaz. Şöyle ki; tarih boyunca sinemanın bir takım evrelerden geçtiğini ve bu süreçte farklı akımların etkisiyle bugünkü haline, uzun ve yorucu bir yolun deneyimlenmesi ile varıldığını biliyoruz. Her sanat alanında olduğu gibi, sinemada da akımların, ülkenin ve toplumun içinde bulunduğu duruma bağlı olarak şekillenmesi hiç sürpriz değildir. İşte bu aşamada, görsel felsefe, kuvvetli bir anlatım aracı olan sinemada baş köşeye yerleşmiştir. Başlangıç yıllarında yeterince yaratıcı olabilme ortamı yakalayamayan sinema daha çok klasik anlayış ve bakış açısı ile yapılıyor olsa da, 1980’ler de ortaya çıkan punk kültürünün etkilerinin daha sonra karşımıza bilim kurgu filmlerinin tarifi güç ışık kullanımlarında kendini hissettirmesi bu felsefik ilhama en güzel örneklerden biridir. Yönetmenin dünyasını aşmamak şartıyla, filmin anlatımını üst seviyede destekleyen görüntü seçimlerinde görüntü yönetmenlerinin görsel felsefe anlayışları hep etkili olmuştur.

O halde, biliyoruz ki görüntü yönetmeni yönetmenin anlatım aracıdır. Yönetmenin filmini sinema diliyle anlatmasındaki en kilit kişidir görüntüleri seçen kişi… Sinema dilinin yapısı gereği, tüm sinematografik unsurların birleşmesine izin veren kişidir. Belki de filmin gizli kahramanıdır demek yerinde olacaktır…

Eda ÇALIŞKAN

Kontrast Sayı 44, Kasım-Aralık 2014