Eda ÇALIŞKAN | Film Şeridinde Akan Yaşamlar ‘Göç’ Yolundan Sinemaya Yansımalar… (45. Sayı)

Sinemanın gerçekliğinde, dönüm noktası niteliğinde bir karar olan “Mülteci Yaşam ve Göç” şüphesiz pek çok kez filmlere konu olmuştur. Teması mültecilik üzerine kurulu bir filmin, duygularında dram kırıntıları bulmak hiç sürpriz değildir. Bu seçimin zorluklarıyla başlayan olay örgüsü, kendini yaşamsal döngünün devam eden çarklarında umut besleyen karakterlerle gösterir. Sinemanın var oluşuyla beraber, yollarda olma hali her daim yönetmenlere ve izleyicilere çekici gelmiştir. Bunun sebebi, bu olgunun fazlasıyla yaşamdan olmasıdır aslında. Aidiyet duygusu, insanın var olabilmesi, sosyolojik anlamda soyunun devamının sağlanabilmesi adına ne denli önemliyse, yabancı olma hali de aynı ayarda zor bir seçimdir. Fazlaca duygu barındıran, anlamsal bütünde insan olabilme koşullarını baz alan bu hikâye, sinemanın büyülü atmosferinde hayat bulunca izleyen gözünde bir bilinmeyene yolculuktur. Her şey, insanlığın temel koşulu olan barınma duygusu ile başlar. Koşullarından memnuniyetsiz olma başta olmak üzere, insanların çeşitli nedenlerle yolculuğu, yer değiştirmeleri filmlerde konu edilmekle kalmaz, sinema dilindeki güçlü duygu anlatımı ile desteklendiğinde insanların zorluklarını ve seçimlerinin altında yatan dramatik nedenleri ön plana çıkartır.

1960’lı yıllar, göç adına devrim niteliğindedir. Köylerinden kasabalarına kadar gitmeye bile imkan bulamayan pek çok kişi, ülke değiştirmiş, henüz kendi ülkesinin büyük yerleşimlerinde olmayan bir çok yenilikle ilk kez karşılaşmış, ciddi bir adaptasyon süreci yaşamıştır. Büyükşehirler ve küçük yerleşimler arasındaki yaşamsal farklılıklar bu olguyu doğrudan tetikler. Özellikle Türk sinemasında 60’lı yıllarda, ülke içinde ve ülke dışına yaşanan göçler toplumsal hareketliliği yansıtmaktadır. Bu dönemin toplum yapısını yansıtmak adına, Halit Refiğ, Metin Erksan, Atıf Yılmaz gibi yönetmenler gerçekçilikle ilgili filmler yapmışlardır. Bu yönetmenler büyük ölçüde “İtalyan Yeni Gerçekçiliği” etkisi altındadırlar (Pişkin, 2010). 60’lı yıllarda çekilen göç filmlerinde göç olgusu, kahramanların karakteristik özellikleriyle bağdaştırılmış hatta ön plana geçtiği bile gözlenmiştir.

Örneğin; “Halit Refiğ’in “Gurbet Kuşları” (1964) filminde kadın sorunsalı göç olgusuna göre daha ön plandadır. Başlarda, taşı toprağı altın diye gelinen İstanbul ve Ankara gibi şehirler, sonraları yaşam nefesinin daralmaya başladığı metropollere dönüşecektir. “Gurbet Kuşları” filminde kişilerin toplumla mücadelesi etkileyicidir. İstanbul’a göç eden ve dağılan bir ailenin öyküsünü anlatırken Refiğ, aynı zamanda, göç olayının tarihsel, toplumsal kaynaklarına inip sorunun yorumuna da varıyor” (Scognomillo, 1988: 78-79). Özellikle, karakterlerin, şehirde kalmak ve şehirli olmak arasındaki mücadeleleri, bu ikilem arasındaki etkileşimleri yansıtılmış, esas drama bu temel üzerine oturtulmuştur. 1970’li yıllara damgasını vuran, köyden kente göçler Türk Sineması’nın Yeşilçam olgusunun kalbinde kendine yer bulmuş, yıllar süren bir saltanat yaşamıştır. Komedi filmlerine de can veren bu konu yıllar süren bir süreç yaşamıştır.

Ertem Eğilmez’in 1974 yılında çektiği, Kemal Sunal, Halit Akçetepe, Zeki Alasya, Metin Akpınar’ın başrollerini paylaştığı, “Köyden İndim Şehire” filmi bu yaşamsal farklılıkları nüktedan bir dille, traji komik bir edayla bizlere sunar.

60’larla başlayan 70’leri içine alan plak ve eğlence anlayışının farklılaşmasının izleyiciye aktarılması sinema için yeni bir misyon demekti. Göç filmlerinin perde arkasında, müzik endüstrisinde yaşanan değişimler ve aynı zamanda toplumun kültürel altyapısına etkileri de ayrı bir tartışma konusu olabilir. Göç edenler çok geçmeden kendi popüler kültürlerini özellikle müzik türünde ortaya koyarlar. Arabesk şarkıcı filmlerinin izleyici tarafından çekici bulunması, tüketiminin hızlı olması toplumun yapısına ilişkin ipuçları da barındırmaktadır. Bunu yakalamayı başaran bir çok yönetmen göç konusunu, dram dozu fazlaca arttırılmış filmlerle yansıtmakta oldukça cesur davranmıştır.

Başrollerinde Levent Kırca ve Ayşegül Atik’in oynadığı, Orhan Aksoy’un yönetmen koltuğunda oturduğu “Altın Şehir” (1978) filminde İstanbul’a Adıyaman’dan traktör almak için göç eden bir ailenin öyküsü komedi tınılarıyla anlatılmaktadır. Kadın, şarkıcı bir kızın yanında çalışırken kentlileşmeye özenip kentli olmaya çalışır. Film, 1970’lerde, 60’lar kadar olmasa da, göç olgusunun sürdüğünün bir göstergesidir.

Yılmaz Güney’in “Baba” (1971) filminde, Cemal ailesine bakabilmek için Almanya’ya gitmek istese de sağlık nedenleriyle kabul edilmeyince, patronunun oğlunun işlediği bir cinayeti üstlenmek zorunda kalır.

Türkan Şoray’ın “Dönüş” (1972) filminde Almanya’ya giden kocanın kültürel değişimi ve geride bıraktığı insanlarla beraber ağa köylü çatışması anlatılmaktadır. Orhan Aksoy’un “Almanyalı Yarim” filmindeyse (1974) zengin Alman ailenin kızı Maria’yla evlenen Murat’ın öyküsü ve kızın babası tarafından Murat’a hazırlanan trajik son işlenir.

Şerif Gören’in “Almanya Acı Vatan” (1979) filminde Almanya’da yaşayan bir kadının ruhsal çöküşü anlatılır. 1985 yılında, Ertem Eğilmez yönetmenliğinde çekilen “Arabesk” filmi, evinden kaçıp büyük şehire gelen bir kızın hikâyesi etrafında, bu göç olgusuna yine nüktedan bir gerçeklikle değinen filmlerdendir. Bu yıllar aynı zamanda, Almanya’ya göç konusunun da filmlerde birçok kez işlendiği bir dönem olmuştur.

90’lı yıllarda, büyük şehirlerin insan hayatındaki olumsuz etkileri yavaş yavaş fark edilmeye başlandığı için, göç filmleri çekiciliğini yitirmeye başlamıştır. Belki de çekiciliğini yitirmekten ziyade ‘yön değiştirmiştir’ daha doğru tabir olacaktır. Göç olgusunun nedenleri farklılaşmıştır.

1993 yılında, Sinan Çetin’in yönettiği “Berlin in Berlin” filmi Almanya’da yaşayan bir Türk aileyi konu almaktadır. Kültür farklılıklarını ön planda tutan film, başka bir ülkede Türk olarak yaşama mücadelesini ön planda tutmaktadır.

90’ların sonlarına doğru artık büyük şehirin karşı konulmaz çekiciliği değil, savaş, terör gibi nedenler insanları yer değişikliğine iten sebepler olarak filmlerde hayat bulmaya başlamıştır. Özellikle sinemanın maddi sıkıntılar yaşadığı bir dönem olması, daha popüler konuların işlenmesine neden olmuştur. 90’larda yaşanan kişilik çatışmalarının temel sebepleri arasında sayılabilecek göç hareketi, kendini göç ettiği ortamda yalnız ve yabancı hisseden kişilerin şiddet eğilimleri göstermesine neden olmuştur.

Yavuz Turgul’un “Eşkıya” (1996) filminin kahramanı, sevdiğini elinden alarak, köyden kente göç etmiş ve burada ekonomik anlamda başarıyı yakalamış arkadaşından intikam almak için büyük kente gelir. Baran karakteri bir anlamda bu anlatımın örneğidir.

Göç filmlerine dünya sinemasından da bir örnek gelsin….

Ünlü yönetmen Costa Gavras imzalı, “Cennet Batıda/Eden in West”, Avrupa’da yasadışı göçmen olarak yaşayan genç Elias’ın hikâyesini anlatıyor. Kaçak olarak, Fransa’ya giden bir gemiye binen Elias, tıpkı İlyada’da olduğu gibi, Ege Denizi’nden başlar yolculuğuna.

1960 –2000 sürecinde, sinemada fazlaca yer bulmuş göç konusu, insanın hayatla mücadelesi devam ettiği sürece güncel kalacaktır. Bitirirken konuya ilişkin düzenlenmiş festivalleri listelemek istedim..

Zeytinburnu/Stocholm Göç Filmleri Festivali, Zeytinburnu Belediyesi 08-12 Kasım 2010. Ayrıca festival çerçevesinde “GÖÇ FOTOĞRAFLARI SERGİSİ” düzenlendi.
Malatya Uluslararası Film Festivali, 18-24 Kasım 2011, Malatya’da düzenlendi.
Festival of Migrant Film (GÖÇMEN Filmleri Festivali), 12-20 Haziran 2010, Slovenya.
4.Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali, 7- 13 Kasım 2014 tarihleri arasında İstanbul’da “Herkes İçin Adalet” düşüncesi ile gerçekleşen festival, bu yılki temasını “Göç” olarak belirlemişti.
UNHCR Refugee Film Festival (BM Mülteciler Yüksek Komiserliği Mülteci Filmleri Festivali), Festival 2006 yılından bu yana BMMYK’nın Japonya temsilciği tarafından Tokyo’da gerçekleştiriliyor. Bu festivalle mültecilerin ve ülkesinde yerinden edilmiş kişilerin dünyasını çevreleyen sorunlar konusunda Japon toplumunda bir bilinç yaratmak hedefleniyor.
Verzio International Human Rights Documentary Film Festival (VERZİO Uluslararası İnsan Hakları Belgesel Film Festivali), Macaristan’da 2004 yılından beri düzenlenen festivalin programı, sivil savaşlar, politik baskı, terörizm, azınlıklar, mülteciler, kadın hakları, kaçakçılık ve çocuk hakları gibi konuları kapsıyor.
Helsinki Mülteci Filmleri Festivali
Fisahara International Film Festival (FİSAHARA Uluslararası Film Festivali), Batı Sahra Uluslararası Film Festivali (FiSahara), her yıl Güneybatı Cezayir’de yer alan Sahrawi mülteci kamplarında gerçekleştiriliyor.
Sınırdaki Kadınlar: Kadın ve Göç Programı, Pera Film Tarafından, Uluslararası Göç Örgütü işbirliğiyle gerçekleştirildi.

Kaynakça:
1- http://www.sgdd.org.tr/Goc-Filmleri
2- Pişkin, G. (2010), e-Journal of New World Sciences Academy, Volume: 5, Number: 1, Article Number: 4C0025
3- Scognamillo, G., (1998), Türk Sinema Tarihi, Kabalcı, İstanbul

Eda ÇALIŞKAN
edacaliskan@yahoo.com

Kontrast Sayı 45, Ocak – Subat 2015