Eda ÇALIŞKAN ARISOY | Kameranın Hızı, Duruşun Adı, Belgenin Yazı… (47. Sayı)

Sinema hayatın bir duruşunu simgeler… Olgu ile algı farkı sinema döngüsünün her izleyen için farklı bir pencereden açılıyor olması anlamına gelir. Bir nevi dramaturjik çözülmelerin hissi müdafaasını kişi, sinemanın büyülü dünyasında karşılaştırmalı yaşar. Drama sonuç olarak, sosyolojinin ve psikolojinin bir yansıması olarak izleyicisine ulaşır. Sinemanın dramatik altyapısını tanımlamak, o filmin his duraklarını sorgulamak anlamına gelir. Birden fazla duygunun bir arada barınması, sinemayı zenginleştiren başlıca unsurdur.
Peki nedir bu sinemasal dramaturji..?

Dramatik öykülemenin, görsel yansımasıdır. Sinemada dramaturji, daha çok görsel anlatımın sosyoloji, psikoloji gibi öykülemeyi oluşturan temel prensiplerin estetik paydada birleşmesidir. Bu tür bir anlatımın eksikliği en çok belgesel filmlerde kendini gösterirken, belge film ve belgesel film arasındaki en temel fark, dramaturjisi tam anlamıyla kurulamamış filmleri hedef alan bir yaklaşımla karşımıza çıkar.

Toplumsal ve sosyolojik olaylar, evrimler, geçişler kuruluşundan bu yana sinemanın konusu olmaktan hiç vazgeçmemiştir. Zira sinema insan yaşamının içinden çekilip alınanların ta kendisidir. Madem insanı hedef alan, insan üzerinden görsel devinimlerle bize ulaşan bir sanat dalından bahsediyoruz, o halde insan psikolojisini de atlamak doğru olmaz. Aidiyet duygusu, var olma, kimlik arayışı, kişilik yansımaları gibi temel psikolojik olgular sinemada fazlaca yer bulmuştur. Bunların yanı sıra göç olgusu, aile filmleri dönemi, yaşam koşulları gibi pek çok sosyolojik açılım da sinemada anlatım amacı olmuştur. Sinema sanatı, “auteur” olarak adlandırdığımız bağımsız yönetmenlerin egemenliğinde çoğunlukla bir duruşu simgelemiş, bir yaklaşım, anlatım aracı olarak söz hakkı edinmiştir. Bağımsız yönetmen kendinden yazar; yaşamıştır, yaşamak istemiştir belki de… belki biraz da o pencerenin önünde olmasının sorumluluğudur… Açacaktır o pencereyi bize, açmalıdır… Sinema perdesinden akan dramayı, yönetmen anlatır bize. Yönetmenlerin anlattıkları hayali bile olsa gerçek gelir bize, burada da dramatik altyapının dizilimi, dramaturjinin temel bileşenleri büyük rol oynar…

Sinemanın toplumsal boyutu söz konusu olduğunda, duruşu olan, ayakları yere basan tanımlar akla gelir. Dramaturjik açılımları sinema dilinde yapılabilen, ardına bakmadan ilerleyen işler ve bu işlere imza atan yönetmenler… Duruş sineması 1968 yıllarına dayanır. Genç Sinemacılar, o yıllarda başlattıkları bu harekette, sinemanın toplumsal yapısından ayrı düşünülemeyeceğini, toplumsal içeriklerin olumlu ve olumsuz yönleriyle her daim sinemanın içerisinde olacağını savunmuşlardır. Genç sinemacıların sinemasal faaliyetleri pek uzun sürmediyse de, bu alanda bir öncülük ettiği de gerçektir. Sinemada duruş bağımsız yönetmenlerle başlıyor.
Yalnız yönetmenler değil sinema yazarları, eleştirmenleri ve görüntü yönetmenleri de var; sinemada derdini sinematografiyle, görüntünün gücüyle anlatmaya çabalamış sinemacılar… Önceleri politik sinema adı altında başlayan, sonraları bağımsız sinema olarak kendine yön bulan duruş sineması, toplumsal direnişin, toplumsal konuların, halk olmanın bütünlüğünü yansıtmanın, birlik beraberlik olmanın önemini vurgulamaktadır. Drama olmadan dert anlatılmayacağı aşikârsa, kendini filme akıtan yönetmenlerin toplumsal olgulara bir yerinden değindiğini anlamak güç değildir. Sahicidir çünkü onlar… bizden, yaşanmışlıklardan… umuttan, umutsuzluktan… gazdan, tozdan…

İnsanlar yaşadıkça yönetmenler anlatacak, Yaşanmışlıklar arttıkça görsellik zenginleşecek…
Kimi üzücü, kimi yaralayıcı ama en önemlisi hareketli görüntünün peşinden yıllara devir olarak…

Kaynakça
Sözen, M., (2013) Sinemasal Dramaturji ve Örnek bir Çözümleme, ART-E, Sayı:11, ISSN 1308-2698, Isparta
http://www.kameraarkasi.org

Kontrast Sayı 47, Mayıs-Haziran 2015

Eda ÇALIŞKAN ARISOY
edacaliskan@yahoo.com