Bir Sanat Eseri Görünür Olmak Zorunda mıdır?

Dünya Savaşının yıkımı ve insanlığın o güne kadar gördüğü en acı sahnelerin yaşanması, Avrupalı sanatçıları yeni anlam arayışına itti. Fransız sanatçı Yves Klein de bu anlam arayışına çıkan sanatçılardandı. 1948 yılında “Monoton – Sessizlik Senfoni” adlı tek bir notadan oluşan müzik projesiyle gündeme geldi. Bu çalışması onun monokrom resim üzerine yoğunlaşmasında ilham kaynağı oldu. Yine bu yıllarda Japonya’ya giderek sonraki çalışmalarını etkileyecek olan Zen felsefesi ve Judo pratiği üzerine çalıştı. Özellikle Zen felsefesinin, boşluğu ve hiçliği varoluşun temel unsurları olarak kabulü ve var olanı yok etmeyen bir boşluk anlayışı onu çok etkiledi. 1955 yılında Fransa’da açtığı “Uluslararası Klein Mavisi” sergisi ile izleyiciyi mavi renkli sonsuz boşluğun içine çekmeyi hedefledi. Ardından Paris’te 1001 balon uçurma etkinliği düzenledi. Benim eserim dediği sonsuz boşluğun simgesi olan gökyüzüne 1001 adet mavi balon bırakarak hem bir görsel şov hem de izleyicilere sanatın içinde olma deneyimini sundu. 

Eserlerinde mavi rengi sonsuzluk ve boşluk ile ilişkilendiriyordu ancak aynı dönemde boşluk ve sonsuzluk kavramlarını mavi ile ifade etmenin yanında farklı bir ifade arayışı içine de girdi. Bu arayışı doğrultusunda 1958’de Paris’te Iris Clert Galerisi’nde “Le Vide” (Boşluk) adını verdiği yeni bir sergi açtı. Yaklaşık 3500 davetli açılışa katıldı ancak içeriye girdiklerinde sadece şaşkın bir şekilde etrafa bakındılar. Duvarlarda hiçbir tablo yoktu, hiçbir heykel bulunmuyordu, galeri duvarları tamamen beyaza, pencereler ise maviye boyanmıştı ve bir köşede duran boş bir vitrin vardı. Ortama yalnızca ışık ve sessizlik hakimdi. Davetiye metninde şu cümleler yer almıştı:

“Iris Clert sizi tüm duygusal varlığınızla, belirli bir duyarlılık döneminin berrak ve olumlu olayını onurlandırmaya davet ediyor. Algısal sentezin bu gösterimi, Yves Klein’ın kendinden geçmiş ve anında iletilebilir bir duygu için resimsel arayışını onaylar. (Açılış, 3, Beaux-Arts Caddesi, 28 Nisan, 21:00-24:00). Pierre Restany”  

Klein, madde ve boşluk, görünen ve görünmeyen arasındaki ilişkiyi irdeleyerek, izleyiciyi sanatın sınırlarını yeniden düşünmeye davet etti ve sanatın yalnızca fiziksel nesnelerle sınırlı olmadığını, izleyicinin algısı ve deneyimiyle şekillenen bir olgu olduğunu vurguladı. Ayrıca sanat, sadece görünene ve fiziki varlığa değil görünmez olana, ruha, düşünceye de işaret edebilirdi. Klein için bu boşluk, yokluk demek değildi. Onun için görünmeyen şeyler, en az görünenler kadar güçlü bir varlığa sahipti. Sanatın özü, nesnede değil, izleyicinin deneyiminde, düşüncesinde ve hayal gücünde saklıydı. Böylelikle sanat düşünce ve deneyime dönüşmekteydi.

Sergi açıldığında tepkiler ikiye bölündü. Kimileri bunun sanatla dalga geçmek olduğunu savundu, kimileri ise sanatta yepyeni bir başlangıcın işareti olarak gördü. Özellikle Paris’de Klein’in bu radikal çıkışı uzun süre tartışıldı. Bazı eleştirmenler tarafından da sanatın ticarileşmesine karşı bir duruş olarak değerlendirildi. Sergi davetlileri arasında yer alan Albert Camus,  ziyaretçi defterine  “boşlukla, tam güçle” yazdı. Sanat eleştirmeni Jean Grenier sergiyi boşluğun büyüleyiciliği ve tek rengin ölçülemez gücü olarak değerlendirdi. 

Klein yapmaya çalıştığını başararak, mekan ve nesneden bağımsız, düşünce biçimi ile bir sanat eseri oluşturulabileceğini gösterdi. Sergi izleyiciye sanatın özünü ve anlamını yeniden düşünmeye davet eden bir deneyim yaşattı. Bizleri ise modern sanattın en temel sorularını yeniden ele almaya çağırırken yeni soruları da düşünmeye itti: Sanat gerçekten nedir? Nesnenin varlığı sanatın neresindedir? Mekan ve nesneden azade bir eser üretilebilir mi? Bir sanat eseri görünür olmak zorunda mıdır? Boşluk gerçekten boş mudur, yoksa izleyicinin zihninde kendiliğinden dolan bir alan mıdır? Nesne varlığı bulunmadan sanat üretilebilir mi?

Bizi paylaşın..