Altan BAL | Fotoğrafta Biçim (III) (19. Sayı)

Fotoğrafta biçim üzerine sesli düşünmeye, belki de mızmızlanmaya bu sayıda da devam edeceğiz. Ama önce İnce Elek köşesine yeni başlayanlar için, biçim konusunda konuştuklarımızın kısa bir özetini geçmek istiyorum.

Biçim konusunda beyin fırtınası yaptığımız ilk yazımızda, fotoğraflarımızın ne kadar güçlü olacağını, fotoğraf çekmeden önce, çekerken ve çektiğimiz fotoğraflar arasından seçim yaparken içerik ve biçim konusunda yaptığımız seçimler belirler; içerikten bağımsız, bir takım kurallara uyacağız diye yapılan seçimler fotoğraflarınızı alışılmış, normal olarak anılmasından başka bir şeye yaramaz demiştik. Geçen sayıda ise fotoğraflarımızı etkili yapanın, içerikten bağımsız kompozisyon kuralları değil, anlatmak istediğimize dair yaptığımız seçimler olduğunu belirtip, bu seçimler üzerine sesli konuşmaya devam etmiştik. Gördüğümüz fiziki dünyayı, algıladığımız gibi fotoğrafa çeviremeyeceğimizi, beynin duyu organlarıyla algıladığı fiziki dünyanın fotoğrafa çevrilmesinde verdiğimiz kararlar fotoğrafın biçimsel gücünü belirler, dedikten sonra bu kararlardan deklanşöre basma ânı, yani kritik an hakkında konuşmuştuk.

Görsel algımızın sonuç fotoğraftan bir farkı da fiziki dünyayı kadrajsız algılamamızdır. Fotoğraf çekmeden bir saniye öncesine kadar kadrajsız olarak algıladığımız herhangi bir durumu vizörü gözümüze dayadığımız an kadrajlı görmeye başlarız. Kadrajımızın sınır çizgileri ve o çizgilerin içinde kalanlar, sizin fotoğrafınızın biçimini oluşturur. Etkili bir kadraj, “Seyirciye, gördüklerimizden neyi göstermek istiyoruz?” ve “Ne anlatmak istiyoruz?” sorularına verilen cevaplar sonucunda oluşur. Doğru kadraj diye bir tanım yoktur. Önemli olan, sizin kafanızdan geçenlerdir ve bunu etkileyici bir şekilde seyirciye iletmektir. Kadrajımızın içindeki lekeler, şiiri oluşturan kelimeler gibidir. Rastlantısal olarak kadraj içinde olmamalıdırlar. Çekerken veya çekilmiş fotoğraf arasından seçim yaparken, fotoğrafçı istediği için seyirciyle buluşabilir. Nasıl etkili bir şiiri oluşturan mısralar için bu kelime gereksiz veya yeri yanlış diyemiyorsak, fotoğrafın kadrajı içinde aynısı geçerlidir.

Fotoğraf çekerken yaptığımız bir seçim de fotoğrafı çektiğimiz açıdır. Günlük hayat içinde algımız işlevseldir. Mesela, “Bardak” dediğim zaman birçok insanın ilk aklına gelen görüntü, günlük hayat içinde bardağı kullanırken gördüğümüz görüntüdür. Bu görüntü ya üstten ya da yandan olan bardak görüntüsüdür. Bardak denilince çok az kimsenin göz önüne bardağın altı gelir. Oysa etkili bir fotoğraf için işlevsel olmak yetmez. Aynı zamanda fotoğrafımız estetik bir gücü olmalıdır. “Estetik” kelimesi, aklınıza yalnızca güzel kavramını getirmez umarım. Mantık ve “etik”le beraber “estetik” felsefe disiplininin bir başlığıdır ve “güzel” kelimesine hapis olmayacak kadar zengin bir içeriğe sahiptir. Estetik kavramı üzerine konuşmayı bir sonraki İnce Eleğe bırakıp, tekrar çekim açısına dönelim.

Çekim açısı, kadraj ile beraber izleyiciye neyi, nasıl göstereceğimizi belirler ve sınırlandırır. Bu yüzden fotoğraf çekerken veya seçerken rastlantılara bırakılmayacak kadar önemlidir. İçerikle bütünleşecek şekilde belirlenmelidir.

Her fotoğraf için aklımızdan geçen “Deklanşöre ne zaman basmalıyım?”, “Nasıl bir kadraj yapmalıyım?”, “Neden bu açıdan fotoğraf çekiyorum?” sorularına verdiğimiz cevaplar, fotoğraflarımızın biçiminin nasıl olacağını belirler. Ortaya çıkan bir fotoğraf, herhangi bir kompozisyon kuralının bir sonucu değil, fotoğrafçının o fotoğrafı seyirciyle buluşturana kadar sahip olduğu tüm birikimlerin bir sonucudur.

Altan BAL

Kontrast Sayı 19, Eylül-Ekim 2010