AES+F Group | Bitmeyen Yeniden Yorumlar (52. Sayı)

Yirminci yüzyılın gerçek dünyası tarafindan üretilen sanal dünya katlanarak büyüyor, aynı petri kabındaki bir organizma gibi.

Rusya
aesf-group.com

En Dikkate Değer Çalışması
• Action Half-Life, • Last Riot, • Allegoria Sacra, • The Feast of Trimalchio, • King of the Forest,

Stil
• Tek. Neo-Barok

Ayrıca Bkz.
• Nicolas Poussin, • Eugène Delacroix, • Michelangelo, • Giovanni Bellini, • Gaius Petronius, • Star Wars, • Half-Life, • Americasarmy.com

2007 yılında yapılan 10. İstanbul Bienali’nin [1], Antrepo No.3’teki en önemli ve güçlü isimlerinden olan “Teknolojik Neo-Barok” AES+F Grubu [2], aynı yıl 52.Venedik Bienali’ne de 3D bilgisayar animasyonu bir filmle katılmıştı. Grup kendilerini Post-Sovyet sanatçılardan (Ilya Kabakov gibi) ayrı tutarak, herkesi kavrayan küresel imparatorluk çocukları olarak tanımlıyor; tabi kendilerine has Rus sanatı diliyle…

AES Grubu, 1987’de, Moskova doğumlu mimarlık ve grafik temel eğitimli üç sanatçı; Tatiana Arzamasova, Lev Evzovich ve Evgeny Svyatsky tarafından kuruldu. Popüler moda fotoğrafçısı Vladimir Fridkes, 1995 yılında aralarına katıldıktan sonra grubun ismi AES+F olarak değiştirildi. AES+F, fotoğraf, bilgisayar tabanlı durağan ve hareketli görseller, video ve film sanatı alanlarına odaklanıyor ve aynı zamanda çizim, resim ve heykel [3] gibi geleneksel yöntemlerden de faydalanıyor.

Bu provokatif Grup, eserlerini üretirken, sadece diğer sanatçılardan değil aynı zamanda sanal ve dijital dünyadan, politikadan, savaşlardan, video oyunlarından, modadan, bilim kurgudan da besleniyor. Tüm bu beslenmeden ortaya çıkan projelerin tamamında ortak olan şey “şiddet” olarak ön plana çıkıyor; aslında proje öncesi yumuşak bir şeyler yapma isteğiyle masaya otursalar da, ortaya çıkan sonuç herşeye rağmen çok sert ve baskın oluyor; bu da sanırım sınırları zorlamayı sevdiklerinden olsa gerek…

İyi bilinen bir bilgisayar oyunu olan Action Half-Life’a [4] konu ve başlık benzerliği olan projelerinde oyunda anlatılanlarla fotoğraflar birebir uygunluk gösterir. Yarı-insan, yarı-robot, yarı-yaşam, yarıölüm; gerçeklikle sanal arasında…

Fotoğraf çekimleri Sina Çölü’nde yapılan projenin, mimari ve silah görselleri ise 3D Max ile yapılmış. Aynı zamanda, George Lucas’ın eseri Star Wars’dan bazı sahnelerin (parodisel olarak) üstüne kurulan bu proje, Episode 3 ve Episode 1 ile başlatırlar. AES+F, imajlarını, rönesans ve erken barok ustalarının yaptığı gibi önce eskizlerle çalışırlar, daha sonra da dijital boyama ile sonlandırırlar.

AES+F’nin bu “gösterisini” diğer çalışmaları gibi oluşumu ve içeriği açısından bir bütün olarak değerlendirmek gerekir. Hem grafik çalışmasından fotoğraflara hem heykellerden 3 boyutlu dijital görünüşlere hem de iyi yapılandırılmış 3D bir bilgisayar oyunundan başlayıp, çağdaş sanatçı kim/kimin için savaşıyor cevabına kadar… [5]

AES+F tarafından yazılan proje Craig Beaty tarafından düzenlenir. “20. yüzyılın gerçek dünyası tarafından yaratılan sanal dünya petri kutusundaki bir organizma gibi, gitgide hızlanarak gelişiyor. Kendi sınırlarını aşıp yeni bölgelere geçerken kurucularını da içine alır ve kesinlikle yeni birşeylere dönüşür. Bu yeni dünyada gerçek savaşlar www.americasarmy.com’daki bir oyun gibidir. Hapishane işkencesi, daha çok modern dünyanın Valkürler’inin (İskandinav mitolojisinde Odin’in yardımcısı olan ve ata binen savaşçı bakire) sadist deneyimleri gibi görünür. Teknolojiler ve malzemeler, yapay çevreyi yeni bir çağın fantazi manzarasına dönüştürür. Bu cennet, zamanın donduğu ve geçmişin geleceğe komşu olduğu ve mutasyona uğradığı bir dünyadır. Buranın sakinleri cinsiyetsiz ve daha çok melekler gibidirler. Çok sade, belirsiz ya da erotik imgelemler üç boyutlu perspektifin yapay değişkenliğinde doğal görünür. Yeniçağın kahramanları, son ayaklanmanın katılımcıları olarak sadece tek bir kimliğe sahiptirler. Ayaklanmada herkes kendisi ve diğeri ile savaşır. Kurban ve saldırgan, kadın ve erkek arasında pek bir fark yoktur. Bu dünya ideolojinin, tarihin ve ahlak sisteminin sona ermesini kutlar.’’

Bu şekliyle anlatılan projenin konseptindeki dijital sanal dünyalar; kahraman çocuklar gibi bilgisayar oyunlarından esinlenmeler, aynı Action Half-Life’da olduğu gibi burada da göze batmaktadır.

Nicolas Poussin
Last Riot The Cathedral, 2007

Projede, siyasi ve politik göndermelerin yanında (fotoğraflarda görülen beyzbol sopası örneği gibi); sanat tarihi ve çağdaş kültür eleştirilerini de görmek mümkündür. “Son Ayaklanma”da Fransız barok sanatçısı Nicolas Poussin’nin figürlerinin projeye ustaca aktarıldığını ve bu figürlerin (genç kahramanların) americasarmy’deki askerler gibi davrandığını farkedersiniz. Action Half-Life’dan farklı olarak, görünmeyen düşman burda ortaya çıkıyor ama kan yine hiçbir sahnede yoktur. Yine iki projede de görünen masumiyet ve vahşet, ana görsel olarak izleyiciyi içine alır.

Bu kadar çok yapaylık ve sanallığa rağmen bu çoklu eklektik yapının garip bir çekiciliği vardır. Gerçekle sanal dünyaların karışımı olan bu yapı, AES+F’nin tüm projelerinde görülebilir. Last Riot’da, bir görsel içinde birden fazla alıntı veya göndermeyi görebiliriz. Nü görsellerin, Rönesans’ın ustalarının eserlerine; vücudu kumaşla örtülü çocuğun, “pieta”ya [6] ; bazı sahnelerin, Fransız Romantizm sanatçısı Eugène Delacroix’ın çalışmalarına veya “masum vahşilerin” Dying Slave’e [7] gönderme yapması gibi…

Allegoria Sacra, Giovanni Bellini, 1490-1500
Allegoria Sacra, The Battle, Dijital Kolaj, 2011

Giovanni Bellini’nin Kutsal Alegori’si (Allegoria Sacra-Sacred Allegory) [8], konusu hala çözümlenmeyi bekleyen sırlar barındırır. Erken Hristiyanlık dönemi figürleri ve mitolojiden alıntılar bu düşsel peyzaj içinde kurgulanmış bir atmosferde bir araya gelir. Aziz Sebastian, Madonna, kentauros [9], ağaç etrafında oynayan çocuklar, bir sarazen [10], elinde kılıç tutan ve Pavlus’a (Apostle Paul) [11] benzeyen bir adam, Eyüp (Job) Peygamberi anımsatan çıplak yaşlı adam… Bu eser, Grup’un hep ilgisini çekmiş; Last Riot ve The Feast of Trimalchio’nun ardından 3. projeyi düşünmeye başladıklarında Allegoria Sacra’nın (Kutsal Alegori) gizemli görüntüsünün, kendilerinin modern dünya görüşüyle uyuştuğunu düşünür ve bununla ilgili olarak çalışmaya başlarlar.

Allegoria Sacra, Panorama #2, Dijital Kolaj, 2012

Bellini’nin kahramanlarını, havaalanlarında tesadüfen karşılaşan yolcularda görüyoruz. Biz, insanların ruh ve bedeni terk edilmiş ve henüz bulunamamış bir yerdeki özel kulübünün bir parçası haline geliriz. Herkes kendi işinde, kendi ile meşgul olması aslında bizi birleştiren bir şeydir. Havaalanı aslında bir araftır [12]. Havaalanını, gerçekliğin dönüştüğü ve şekil değiştirdiği bir boşluk veya uzay gibi düşünüyoruz; pisti, Bellini’nin resmindeki Styx nehrine; uçakları ise tarihi ve mistik bir zanaat haline dönüştüğünü. Bu projemizde, Allegoria Sacra’da, çeşitli kültürlerden ve ülkelerden gelen günümüz insanlarının görüntülerini kullanarak, Bellini’nin mecazi kahramanlarını korumak istiyoruz.”

Nero saltanatının melankolik şairi, Gaius Petronius Arbiter’in eseri “Satyricon”daki en meşhur bölüm, ‘‘The Feast of Trimalchio” (Cena Trimalchionis – Trimalchio Festivali) dir. Arbiter sayesinde Trimalchio, lükslük, zenginlik, oburluk ve doyumsuzlukla özdeşleşmiştir. Bir ironi olarak da “Arbiter”, eğlencenin, zevkin ve zerafetin, hakemi anlamına gelir. Trimalchio, kölelikten başlayıp görgüsüzlüğe uzanan hikâyenin ana kahramanıdır. Petronius’un öyküsünün ana teması da bunun üstüne kurulu olan görgüsüzlüğün ve dizginsiz zevklerin gereksizliğidir. Şairin kurgusu ve ironileri o kadar güçlüdür ki, okurken kendinizi olayların içinde yaşıyormuş gibi hissedersiniz. Bu sıradışı sanatçının ölümü de sıra dışı olmuştur. Büyük bir davette herkes dans edip, zevk ve sefa içinde eğlenirken; bileklerini keserek intihar etmiştir.
AES+F de, Arbiter’in dünyasındaki bu yaklaşımı ustaca kurgulamış ve diğer projelerinde de olduğu gibi, geçmişin hayatını günümüze uyarlamıştır. Egzotik, lüks bir otelde misafirlerini ağırlar. Otel, golf sahaları, kayak merkezi ve tropik bir sahile sahiptir. Burası her yaştan, sosyal kökenden ve türden insanları misafir eder. Çalışanlar (köleler) ise temizlik görevlileri, masörler, bahçıvanlar ve garsonlar, bu sektörde çalışan, genç ve çekici tüm kıtadan temsilcilerdir. Tüm bu ustaca tarif ve anlatılar, kısa insan varlığının çöküşü ile tezat teşkil eder.

AES+F’nin eski çağ figür ve efsanelerinden esinlendiği diğer bir projesi, orta çağ Avrupa’sının mitolojik bir yaratığı olan, “King of the Forest/ Ormanın Kralı” (Erlkönig, the Ogre) dir. Konusu, Ogre’nin kaçırdığı ve sarayında tutsak ettiği güzel çocuklar üstüne kurulan mit, tarihte J-W Goethe veya Michele Tournier gibi birçok yazar tarafından da kullanılmıştır. Grup bu projesini, Amerika, Mısır, Rusya gibi farklı ülkelerde gerçekleştirmiştir. Proje ismini ‘‘yazarın görevi mitleri ölümden kurtarmaktır” diyen Fransız yazar Michel Tournier’in Kızılağaçlar Kralı’ndan almıştır. Romanın başkahramanı Abel Tiffauges, kökeni yıldızlar evreninde olan, zamandan bağımsız insanüstü bir varlıktır.

AES+F, projesini üç bölümde ele alır: İlk bölüm, (Michel Tournier eserinden) “Le Roi des Aulnes”, Tsarkoye Selo’da (St. Petersburg) 2. Catherine Sarayında kurgulanmış, spor ve bale okullarından, model ajanslarından yaşları 3, 5, 11 arasıda değişen 100lerce çocuk kullanılmıştır. 2.bölüm olan “More Than Paradise”’da ise 500’den fazla çocuk Kahire’deki saray-cami olan Mohammed Ali’de yer almıştır. İkinci bölüm daha farklı bir bakışa yönelmiş, medya tarafından bizlere gösterilen ‘‘İslam Dünyası’’ imajı konu edilmiştir. 3.Bölüm (Grup bölümleri devir olarak isimlendiriyor) ise 2003’te gerçekleştirilen ve Amerika’da geçen “King of the Forest: New York’tur.

[1] – Bienale, “Last Riot” (Son Ayaklanma) adlı projeleriyle katıldılar.

[2] – Bienaldeki proje açıklamalarından; “Yirminci yüzyılın gerçek dünyası tarafindan üretilen sanal dünya katlanarak büyüyor, aynı petri kabındaki bir organizma gibi. Kendi sınırlarını aşarak yeni alanlara giriyor ve kurucularını özümseyerek yepyeni bir şeye dönüşüyor. Bu yeni dünyada gerçek savaşlar, www.americasarmy.com’daki bir oyuna benziyor. Hapishane iskenceleri daha çok modern çağın ‘valkyrie’lerinin sadist eylemlerini andırıyor.”

[3] – Bir Türk kızı ile Neo-Nazi bir çocuğun da heykellerinin bulunduğu “Europe, Europe” projesinde olduğu gibi…

[4] – Half-Life, Valve Software tarafından geliştirilen ve Sierra Studios tarafından 19 Kasım 1998’de Microsoft Windows işletim sistemi için dağıtılmaya başlanan, birinci şahıs nişancı türünde bir aksiyon oyunudur. Orijinal kopyalarının 14 milyon adet satışı ile, sahte kopyalarından bile fazla satılmış tek bilgisayar oyunudur. Bir ironi olarak Half-Life da, Doom ve Quake gibi oyunların yanı sıra Stephen King’in Sis isimli romanı ve çeşitli kaynaklardan esinlenerek hazırlanmıştır.

[5] – AES+F, bu projesi için asıl sorulması gerekenin: “Bu çocuklar kime karşı kimin için savaşıyorlar?’’ deseler de, cevapları da aslında bir soru: ‘‘Çağdaş sanatçılar kimin için savaşıyorlar?”

[6] – Kucağında ölü İsa Mesih’i tutan Meryem Ana heykelidir.

[7] – ‘’Ölmekte Olan Köle’’, İtalyan rönesans sanatçısı Michelangelo tarafından yapılan bir heykeldir.

[8] – Giovanni Kutsal Alegori de (Uffizi Galerisi, Floransa) ele aldığı manzarada ilk kez gizemli bir düşsellik yaratmış, onun bu tavrını benimseyen öğrencisi Giorgione bu alanda ustalaşmıştır.

[9] – Yarı-insan, yarı-at biçimli (boğa kıyıcıları) kentauroslar, boğaların at sırtında avlandığı Teselya’daki atlı av kültüründen doğmuş olabilir.

[10] – Sarazenler (Latince: Sarecenus): Haçlı Seferleri sırasında Avrupalı savaşçılar kendilerini batı olarak lanse etmiş ve Müslümanlara da bu adı takmışlardır. Genel olarak Hristiyan olmayan anlamına gelir. Kelimenin etimolojik kökeni Sina’da yaşayan bir Arap kabilesine dayanır. Başka bir görüşe göre ise, Yunanlar, Arapça’daki şark (doğu) sözcüğünü dillerine “sarakenoi” olarak geçirmişlerdir. Bu sözcük önce Arapları sonra tüm Müslümanları betimleyen Sarecen’e dönmüştür

[11] – Pavlus (Yunanca: Παῦλος Paulos; d. MS 5 Tarsus – ö. 67 Roma) ya da Tarsuslu Pavlus, Pavlik Kiliselerin kurucusu Hristiyan misyonerdir. Miladi birinci asırda yaşamış Roma vatandaşı Farisi, Yahudilerindendir. Asıl adı Saul’dur. Luka’nın kaleme aldığı İncil’de önemli bir yere sahiptir. Yeni Ahit’teki on dört mektuptan oluşan, Pavlus’un mektupları olarak da bilinen bölümler onun tarafından kaleme alınmıştır.

[12] – Din kitaplarında adı geçen, cennet ile cehennem arasında bulunan bir yer.

Kontrast Sayı 52, Kış 2017-18

Alper GÜLDEMET