Umut NAZLIOĞLU | Sinemada Yeniden Yorumlar (52. Sayı)

The Magnificent Seven

Akira Kurosawa, sinema tarihinde filmleri en çok yeniden yorumlanan ve esinlenilen yönetmenler arasında yer alır. Filmleri farklı dönemlerde ve farklı tarzlarda birçok kez yeniden yorumlanmış ayrıca Yıldız Savaşları ve Bir Zamanlar Batıda gibi çok sayıda filme de ilham kaynağı olmuştur. Kurosawa’nın en önemli filmlerinden olan “7 Samuray”, bir köy halkının her sene haydutlar tarafından ürünlerinin çalınmasından bıkarak köylerini savunacak samuraylar kiralamaya karar vermesi üzerinden gelişen bir hikayeyi anlatmaktadır. Film, samurayların farklı sebeplerle bir araya gelişi, köylüleri mücadele için örgütlemeleri ve haydutlarla mücadeleleri ekseninde gelişmektedir. Hikaye 16. yüzyıl Japonya’sında geçse de farklı türlere ve kültürlere adapte edilmeye uygun yapısıyla sonradan bir çok yeniden yapıma da konu olmuştur. Bu yapımlar arasında konuyu steampunk teması ile birleştiren bir anime serisi (Samurai 7) ve filmden esinlenerek yapılan bir bilgisayar oyunu dahi bulunuyor. 1960 yılında çekilen Magnificent 7 (Muhteşem Yedili) filmi ise tüm uyarlamalar arasında en bilinenidir. Muhteşem Yedili filmi temelde 7 Samuray’da anlatılan hikayenin western dünyasına adapte edilmiş halidir. Hikayenin bu uyarlamasında köylülerin sorunları temelde aynı olmakla birlikte bu kez onları savunacak samurayların yerini kovboylar almıştır. 2016 yılında bir kez daha sinemaya uyarlanan “Muhteşem Yedili” her ne kadar karakterler ve olay kurgusunda farklılıklar içerse de aslında orijinal filmden çok 1960’da çekilen önceki uyarlamanın bir yeniden yorumudur. Bu kez önceki Muhteşem Yedili filminde olduğu gibi büyük bir hikaye adaptasyonuna gidilmediği söylenebilir. Bu son filmde hikaye, günümüz Hollywood sinemasının normlarına uygun modern bir western haline getirilmiştir. Aslında her uyarlamada hikayenin temel unsurları değişmese de önceki filmden bazı öğeler çıkarılıp yerine yenileri eklenmektedir. Bu şekilde anlatılan hikaye de her yönetmen ve senaristin yaklaşımı ve kattığı yorum doğrultusunda biraz farklılaşmakta ve ilk halinden giderek uzaklaşmaktadır.

Remake Remix Rip-Off

Belgesel tarzdaki bu film 70’li ve 80’li yıllar Yeşilçam sinemasındaki yeniden yapım ve kopyalama kültürünü odağına almaktadır. Filmde ele alınan dönemin şartlarının teknik ve maddi olanaksızlıkları ve sınırlı sürelerde tamamlanması gereken film projeleri, sinemacıları yeni ve özgün senaryolar yaratmak yerine Hollywood filmlerinden uyarlamalar yapmaya yönlendirmiştir. Ülkemizde bu konudaki yasal düzenlemelerin de o dönemde henüz yeterince yerleşmemiş olması, sinemacılara istediği filmden istediği sahneyi alıp kopyalamak ve değiştirmek konularında, günümüzde artık telif hakları nedeniyle fazla mümkün olmayan geniş bir özgür alan sağlamıştır. Bu sayede popüler filmlerden sahnelerin bazen yeniden canlandırılarak (The Exorcist filmindeki şeytan çıkarma sahnesinin yerli uyarlaması Şeytan’daki adaptasyonunda olduğu gibi) bazen de belirli sahneler kopyalanıp yeniden montajlanarak kullanılması (Dünyayı Kurtaran Adam’da Yıldız Savaşları filminden sahnelerin kopyalanmasında olduğu gibi) yoluna gidilmiştir. Söz konusu filmler her ne kadar başlangıçta orijinallerinin birer kopyası olması düşüncesiyle çekilmiş olsalar da yapımcı şirketlerin ticari kaygıları, siyasi baskılar, sansür, öykünün Türk seyircisinin beklentilerine uygun şekilde yerelleştirilmek istenmesi, maddi ve teknik olanaksızlıklar gibi unsurların bir araya gelmesi orijinallerinden oldukça farklı işlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bunda elbette tüm bu kısıtlamaların film ekiplerini yaratıcı çözümler bulmaya zorlamasının da rolü büyüktür. Günümüzde bazıları kült mertebesine ulaşan ve hem Türkiye’de hem de yurt dışında hatırı sayılır bir hayran kitlesine ulaşan bu uyarlamaların yapım sürecini anlatan belgesel aynı zamanda seyirciyi ‘sinemada orijinalite’ kavramının sınırları üzerine düşünmeye yönlendiriyor. Belgeselde yeniden yapım ve uyarlamalar üzerinden dönemin Türk sinemasının sorunları ele alınırken aynı zamanda günümüz sinemasının sorunları ile paralelliklere de değinilmektedir.

The Five Obstructions

1967 yılında Jørgen Leth, “The Perfect Human” isimli mükemmel insanın nasıl davranması, nasıl görünmesi gerektiğine dair basit sorular sorarak mükemmellik kavramını sorgulayan deneysel bir kısa film çeker. Lars Von Trier, hayranı olduğu bu filmin inzivaya çekilmiş olan yönetmenine yapımından yıllar sonra tekrar ulaşarak, aynı filmi beş kez tekrar yönetmesini ister. Ancak bu kez film Trier’in kendisine koyduğu farklı kısıtlamalar ve engeller doğrultusunda çekilecektir. Trier, Leth’ten her seferinde son derece zorlayıcı ve yapılması güç bir film isteyerek onun mükemmellik zırhını düşürerek filmdeki “mükemmel insan” kavramını bu kez onun üzerinde sınamak istemektedir. Diğer yandan Leth her seferinde, Trier’in önüne koyduğu engellere rağmen başarılı bir film ortaya çıkardıkça iki yönetmen arasındaki gerilim yükselir. Aslında Trier’in bir dönem öncüleri arasında yer aldığı Dogma 95 akımında da yaptığı gibi kendi kendine bile sınırlamalar getiren bir yönetmen olduğu düşünüldüğünde, bu yaklaşımı da şaşırtıcı gelmiyor. Sinemada kısıtlamalar ve yaratıcılık arasındaki ilişkiyi ve aynı konunun farklı anlatım biçimleriyle ne kadar farklı şekillerde yorumlanabileceğini görmek açısından ‘5 Engel’ dikkatle izlenmeyi hak eden bir filmdir.

Be Kind Rewind

VHS video kaset kiralayan demode bir dükkanı işleten iki arkadaşın hikayesini anlatan film bir kaza sonucu ellerindeki tüm kasetlerin silinmesi ile başlıyor. Bu şanssız olay sonrasında karakterlerin “Hayalet Avcıları” filmini kiralamak isteyen müşteriye filmi teslim edebilmek için kendi olanakları ile basit bir el kamerası ve sıfıra yakın bir bütçeyle filmi baştan çekmeye karar vermeleri ve çektikleri bu filmin gördüğü büyük ilgiyle birçok Holywood yapımını baştan çekmeye girişmeleri ile gelişen olaylar anlatılıyor. 2001 Bir Uzay Efsanesi, Bayan Daisy’nin Şoförü, Aslan Kral, Hayalet Avcıları, King Kong gibi klasikleşmiş pek çok filmden sahnelerin mizahi bir yaklaşımla yeniden yorumlanmasını anlatan film, sinemada yeniden yorumlama konusuna absürt ve mizahi bir yaklaşım getirirken, aynı zamanda yeniden yapımların da ne kadar sınırlı şartlarda çekilirse çekilsin orijinali kadar eğlenceli ve ilgi çekici olabileceğini vurguluyor.