Fotoğrafta Osmanlıdan Cumhuriyet’e Geçiş Dönemi | Engin ÖZENDES

 

Yeni Bir Döneme Doğru

Osmanlı İmparatorluğu 20. yy.’a savaşlarla girdi. Bu savaşlarda ve Kurtuluş Savaşı’nda fotoğraf çekenlerin hemen tamamı orduda görevli askerlerdi.

Esat Nedim Tengizman (1898-1980) 1921’de Başkumandanlık fotoğraf subayı olarak görev aldı. Emekli olunca, Cumhuriyet gazetesi ve Hayat mecmuasında çalıştı. 1982’de kendi çektiği fotoğraflardan Atatürk Albümü yayımladı.

Etem Tem (1901-1971) I. Dünya Savaşı’nda Kafkas Cephesi’nde çok sayıda fotoğraf çekti. Kurtuluş Savaşı’nda Doğu Cephesi fotoğrafçılığı yaptı. Savaş sonrasında basın fotoğrafçılığı yaparak çalışmalarını sürdürdü. Etem Tem’in en bilinen fotoğrafı Mustafa Kemal’in Kocatepe’deki fotoğrafıdır.

Burhan Felek (1889-1982) 1914 yılında askerliği sırasında Karargâh Genel Fotoğrafçısı oldu. 1915 yılı sonlarında Çanakkale Savaşı’nın cephe fotoğraflarını çekmek üzere görevlendirildi. 1917’de Fotoğraf Rehberi adlı kitabı yayımlandı. 1918 yılında kısa bir süre foto-muhabiri olarak Tasvir-i Efkâr gazetesinde çalıştı. Uzun seneler Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin İstanbul Şubesi başkanlığını yaptı.

Arif Hikmet Koyunoğlu (1888-1982) 1912’de Balkan ve 1914 yılında da Birinci Dünya Savaşı’na katıldı. Kafkas cephesinde ordu kayak birliklerinin fotoğraflarını çekti. 1915’te İstanbul Bâbıâli’de, “Yeraltı” fotoğrafhanesini açtı.

27 Ağustos 1916’da ilk fotoğraf derneği Osmanlı Fotoğraf Cemiyeti kuruldu.

Cumhuriyetin İlk Yılları

Osmanlı döneminde sahipleri Hristiyan olan stüdyolara Cumhuriyet’in ilanından sonra her geçen gün sayısı artan Müslümanlar’ın açtığı stüdyolar eklendi. Bu dönem ile gelen resmi evraklara fotoğraf yapıştırılması zorunluluğu da bu stüdyoların açılma nedenlerinin başında gelmekteydi.

Osmanlı döneminde açılan ilk yerleşik Müslüman stüdyo, Rahmizade Bahaeddin Bediz’e (1875-1951) aitti. 1909 yılında Girit’teki stüdyosunu Hamza Rüstem’e devrederek İstanbul’a gelen Bediz, 1910 yılında bugünkü İstanbul Vilayeti’nin karşısında Resna Fotoğrafhanesi’ni açtı. Fotoğrafhanenin ünü, temiz iş yapmanın ve titiz çalışmanın bir sembolü haline geldi.

Demokratik döneme geçiş sürecinde tüm alanlarda olduğu gibi, fotoğrafçılıkta da büyük bir değişim yaşanmaya başlandı. Ve fotoğraf bir devlet politikası olarak gündeme geldi. 1932 yılında açılan Halkevleri’nin çalışmaları fotoğrafın yaygınlaşmasına çok büyük katkıda bulundu.

Kemalist devrimleri, genç Türkiye’nin gelişen ve yenileşen yüzünü tüm dünyaya tanıtmak için Vedat Nedim Tör (1897-1985), 6 Ekim 1933’te Matbuat Umum Müdürlüğü (Basın Yayın Genel Müdürlüğü) görevine atandı. Tör bu görevi sırasında Halkevleri’nde amatör fotoğraf yarışmaları düzenleyerek, Türkiye’de fotoğrafçılığın yaygınlaşmasına da katkıda bulundu. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında; değişen toplum anlayışını, yapılanma hizmetlerini, kültür ve sanattaki yeni gelişmeleri ve yeni yönetim biçimini geniş halk kitlelerine ulaştırabilmek, diğer ülkelerden kabul görmek, bu yeni başlayan dönemin iyi anlatılabilmesinden geçiyordu. Bu anlatımı en güçlü duruma getirecek olan nesne ise yaygınlaştırma ve çoğaltma özelliklerini bir arada taşıyan fotoğraftı.

Tör, ilk yayın olarak bir dergi çıkarmayı planladı. Sonunda La Turquie Kemaliste’in ilk sayısı, 1934’te Devlet Matbaası’nda basıldı. Tör, dergide kullanılmak üzere güzel fotoğraf arayışı içindeydi. 1926’da Viyana’dan İstanbul’a gelmiş olan ve Beyoğlu’nda fotoğrafçılık yapan Othmar Pferschy (1898-1984) ile tanışmaları böyle oldu.

Othmar Pferschy’nin fotoğrafları, yeni dönemi dünyaya göstermek amacıyla hazırlanan ve baskısı Münih’te Türkçe, Fransızca, İngilizce ve Almanca olarak yapılan Fotoğrafla Türkiye adlı albümde (1936), La Turquie Kemaliste dergisinin pek çok sayısında, pullarda, kartpostallarda, kâğıt paralarda, kitaplarda, broşürlerde, takvimlerde ve pek çok tanıtıcı yayında kullanıldı.

Bu yıllar Türkiye’de fotoğraf; insan ve doğa ilişkileri, ören yerleri, kentlerin değişen ve çağdaşlaşan yüzü gibi, özellikle yalnız güzeli araştırma ve saptama sorumluluğunu üstlenmekteydi. Othmar, kent ve mimari fotoğraflarında; devasa binaları, modern fabrikaları, okulları, üniversiteleri, sağlık kuruluşlarını, sokakları, caddeleri, stadyumları, parkları, meydanları görüntüledi. İnsan ve yaşama ilişkin fotoğraflarında ise 19 Mayıs törenlerini, köylüleri, işçileri, ata binenleri, tenis oynayanları, eskrim yapanları, laboratuvarda çalışanları, daktilo yazanları, piyano çalanları vb. büyük bir titizlikle saptanmış anlarda, kusursuz bir teknikle, mükemmel bir estetikle yansıttı.

Şinasi Barutçu (1906-1985), gerek yayınlarıyla, gerekse dernek çalışmalarıyla Türkiye’de fotoğrafın yaygınlaşmasına önemli katkılarda bulunan kişilerden biriydi. Resna Fotoğrafhanesi’nden yetişen Barutçu, 1932 yılında Gazi Terbiye Enstitüsü’nde fotoğraf hocalığına atandı. 1945 yılında yalnız iki sayı yayınlanabilen Foto dergisini çıkaran Barutçu’nun fotoğrafla ilgili beş ayrı kitabı vardır.

Cemal Işıksel (1905-1989), Mustafa Kemal’in fotoğraflarını ilk kez 1924’te Ankara Garı’nda çekti. Ziyarete gelen yabancı devlet adamlarını da fotoğrafladı. 1925 yılında Vakit gazetesinde foto muhabirliğine başladı. Bunu sırasıyla; Ulus, Hakimiyet, Milliyet ve Cumhuriyet gazeteleri izledi. Ankara’da bir apartman dairesini yedi yıl süreyle Atatürk fotoğraflarından oluşan bir sergi yeri haline getirdi. 1969’da bu görüntüleri Atatürk Fotoğrafları adlı albümde topladı.

1930’lu yıllarda Namık Görgüç, Faik Şenol, Ali Ersan Selahattin Giz, Hilmi Şahenk, Cemal Göral, Müeddep Erkmen gazetelere ara sıra fotoğraf satarak çabalarını sürdürmekteydiler.

1940’da Münif Fehim, Hüsnü Cantürk, Suat Fenik, İlhan Arakon, İhsan Erkılıç Eminönü Halkevi’nde bir sergi açtılar.

1940’lar kuşağının temsilcileri, bir yandan fotoğrafın o dönemde gerekli olan belgesel yanı ile ilgilenirlerken, fotoğraf sanatını da Türkiye’de başlatmanın yollarını araştırdılar. Bu yolun öncülerinden Baha Gelenbevi (1907-1984), ilki 1939 yılında Eminönü Halkevi’nde olmak üzere, 14 sergi açtı.

Bu kuşağın isimleri arasında Limasollu Naci, Fikri Kaftan, Hamza Rüstem, Kemal Mete ve Hilmi Kılınçöte’yi sayabiliriz. Kıbrıs’ın Limasol kasabasında doğan Naci, Antalya’da Fikri Göksay’ın atölyesinden yetişmiştir.

Türkiye’de fotoğraf eğitimi, Şinasi Barutçu’nun Almanya’dan gelip, 1932 yılında Gazi Eğitim Enstitüsü’nde yazı, grafik sanatlar ve fotoğraf öğretmeni olarak çalışmasıyla, Güzel Sanatlar Akademisi’nde fotoğraf konusundaki ilk çalışma, 1940’lı yıllarda Zeki Faik İzer’in Fransa’da öğrendiği fotoğraf bilgilerini aktarmak üzere fotoğraf hocası olarak atanmasıyla başladı.

Türk fotoğrafının gerçek kimliğine kavuşma ve dışa açılma döneminin başlangıcı 1960’lı yılların başına rastlar.