Özcan YURDALAN | Geldiği Gibi (24. Sayı)

Adına “fotoğraf” dediğimiz ve görüntünün teknik kaydından ibaret olan yöntemin “uygarlık” tarihinde önemli bir dönemeç olduğu sıkça söylenir. Bilimsel gelişmelerle ve teknik ilerlemeyle sınırlı tutulan “uygarlık” algısı, haliyle bu müthiş buluşu baş tacı eder; etmekle kalmaz, piyasa talebi durmaksızın arttığı için yüksek değer biçer. Lakin, fotoğraf ne sadece teknik kayıttır ne de piyasa için bir tüketim nesnesi…

İster bu kaygıları taşıyarak fotoğrafla uğraşalım, isterse alabildiğine dar kalıplara sıkıştırılmış hayatlarımızda küçük bir ışık, bir renk yakalama arzusuyla fotoğraf çekelim fark etmez. Fotoğraf aracılığıyla sanat yapanlar da, fotoğrafla haber ve bilgi taşıyanlar da, karnını bu işten doyuranlar da, hoşça vakit geçirmeye çalışanlar da aynı kaptayız sonuçta. Elimizde bir üretim aracı var ve bu araç, yepyeni bir iletişim mecrası olduğu kadar fikrî mülkiyet tanımının da, sanat kategorisinin de yeniden sorgulanabileceği ilginç bir alana işaret ediyor; sanatın ve moral mülkiyet değerlerinin altını üstüne getirebilecek olmadık çıkıntılıklar yapıyor.

“Fotoğrafçının imzası” meselesinden başlayarak “elektronik ortamda görüntünün mülkiyeti” konusunu nasıl bereketli bir alan olarak ele alıp enine boyuna tartışabilirsek, aynı biçimde sanatın sorgulanmasına ve bambaşka bir sanat algısı inşa etmeye kadar pek çok ilginç mevzuya da fotoğraf aracılığıyla merdiven dayayabiliriz.

Kısa süre önce başlayan süreç, gerek fotoğrafın mülkiyeti konusunda, gerekse fotoğraf vasıtasıyla yapılan sanat konusunda önemli ipuçları barındırıyor. Profesyonel galerilerin fotoğraf sanatçılarının işlerini sergilemeye başlamaları, bazı yeni yetme yerli koleksiyoncular ile bir kısım ciddi yabancı koleksiyonerlerin ilgisini çekmeleri dikkate değer; yabancı müzayedelerde memleketten fotoğraf sanatçılarının işlerinin görülmesi de önemli bir gelişme. Fotoğraf için sanat pazarı daha yeni kuruluyor ve bu pazarda hakkıyla tezgah açan, ürün sunan, müşteri arayan fotoğraf sanatçıları bütün gayretleriyle galericileri, menajerleri, simsarları iteleyerek bambaşka bir dünyanın kapılarını zorluyorlar. Fotoğraf âlemi için küçük; ama fotoğraf dünyamız için büyük bir adım. Önümüzdeki zamanda ne olup bittiğini göreceğiz. Bu gelişme ne kadar sürer, nereye, nasıl varır bilemiyorum; ama fotoğrafik görüntünün esas meselesine dair tartışmaları da besleyeceğini düşünüyorum.

“Esas mesele” diye aklımca tanımladığım mevzuyu “fotoğrafik görüntünün dili” diye özetleyebilirim.

Var mı böyle bir şey? “Fotoğrafın bağımsız dili” olabilir mi? “Genel olarak görüntünün dili”nden söz etmiyorum ama; o başka, “fotoğrafın dili veya dilleri” başka. Fotoğraf gibi, cisimlerden yansıyan ışığı yakalayarak suret üreten bir başka teknik daha olmadığına göre, fotoğrafı mesela bir güzel sanatlar alanı olarak resimle, grafikle açıklamanın doğru olmadığını düşünüyorum. Peki fotoğrafı resim bilgisiyle açıklayamazsak eğer, dilbilgisiyle açıklayabilir miyiz? Yani bir fotoğrafta yer alan imgelerin temsil ettiklerinin sözel dildeki karşılığını usturuplu biçimde yanyana dizerek anlam aramak doğru bir yol mudur?

Fotoğraf bağımsız bir ifade aracı veya dil olabilir mi? Doğrusunu isterseniz bu soruya olumlu bir cevap veremiyorum. Benim aklım, “fotoğrafik imgelerin sözel karşılıklarıyla kurulabilen bir anlamlar bütünü” olarak fotoğrafı ancak anlayabiliyor. Yani ben fotoğrafta gördüklerimi söze tercüme ederek anlayabiliyorum. Bu söylediklerimin ilk bakışta çok yavan geldiğini, hele “sanat” gibi “yüce” mertebelere herhangi bir göndermede bulunmadığını biliyorum. Ama fotoğrafı sanatsal kılan unsurun da bizde sıkça yapıldığı gibi bir fotoğrafa bakarak şerbetli cümleler kurmak, duygusal püskürmeler gerçekleştirmek olmadığını biliyorum. Yani bir fotoğraf, bakana ne kadar şiirli laflar ettirebiliyorsa o kadar başarılıdır diyemiyorum. Kahve falı bakmak ile fotoğrafa bakmak arasında bir fark olsa gerek. Hayalgücüyle birlikte çenesi en kuvvetli kişi, en iyi fotoğraf seçicisi, eleştiricisi sayılmaz sanırım. Hele fotoğraf okumanın haber kanallarında yapıldığı gibi “o an, o an” diyerek haber fotoğraflarının üstünü belagat ile sıvamak olmadığından eminim. Hiç değilse o anlar izleyiciye ucuzundan katharsisler yaşatma gayretiyle tüketilmese…

Velhasıl meramım şudur ki, fotoğraf ister kendi başına bağımsız bir dile sahip olsun, isterse kendini var edebilmek için sözel dilden medet umsun, her ikisinde de bağımsız bir dizgeler bütününe, anlam kodlarına ihtiyacı var. Teknik bir kayıttan ibaret olmayan fotoğrafçılığın kendi bağımsız dilini taşıyabilmesi için, muhatabı olan insanın iç dünyasında birtakım kapıların veya kanalların açılması ayrıca zaruri. Yok değilse, fotoğraf da resim gibi, grafik gibi iki boyutlu düzlem üstüne yapılan yerleştirmeler aracılığıyla bir anlam yaratma sanatıysa eğer, o vakit yormayalım kendimizi, şimdiye kadar geldiği gibi gitsin.

Kontrast Sayı 24, Temmuz-Ağustos 2011

Özcan YURDALAN