Timurtaş ONAN | Portfolyo – Bir Paris Müptelası (36. Sayı)

Paris benim fotoğraf sanatını sevmeme neden olan şehirlerin başında gelir. Robert Doisneau, Eugene Atget ve Henry Cartier Bresson gibi fotoğrafçıların Paris fotoğrafları beni çok etkilemiştir. Şimdi o fotoğraflardaki Paris yerini steril ve turistik bir şehire bırakmış. Her şeye rağmen geçmişte yaşanmış, dünyaya örnek olmuş tarihsel olayların ve başlangıç yeri Paris olan sanat akımlarının mirası bu şehire sinmiş.

Paris, herkesin bildiği tüm ihtişamı ile önümüzde uzanıyor, her yer müze ve anıtlarla dolu. Baudelaire, Rimbaud, Verlaine gibi edebiyatçıların, Albert Camus gibi filozofların yaşadığı, Empresyonizm, Kübizm gibi bir çok sanat akımının ve fotoğrafçılığın başlangıç noktası olan; Jean Luc Godard, Francois Truffaut, Claude Chabrol gibi büyük yönetmenlere ev sahipliği yapan bu şehir hakkında çok şey yazılabilir ama ben ne yazık ki sadece fotoğraf çekebiliyorum.

Geçen yıl eşim Sennur ile ünlü Pigalle semtine yakın bir otelde kalıyorduk. Sacré-Coeur Bazilikası otelimizin penceresinden görünüyordu. İlk gün Montmartre adlı efsanevi ressamlar tepesinde bulduk kendimizi. Picasso, Salvador Dali, Claude Monet gibi ressamlar bu bölgede yaşamışlardı. Notre Dame kilisesi, Louvre müzesi gibi şehrin önemli simgelerini ziyaret ettikten sonra Musee d’art Moderne de efsanevi Jean Michel Basquiat sergisini gezme fırsatını bulunca çok mutlu olduk.

Pariste beni neler etkilediyse o yönde devam edip kendi bakış açımla ve kendi anlatım biçimim ile fotoğraflamaya çalışıyorum bu şehri. Gündelik yaşamdan imgeler benim için çok önemli. Sokaklarda yürürken Atilla İlhan’ın “Biraz Paris” Nazım Hikmet’in “Paris Üzerine Bilmeceler” adlı şiirleri havada uçuşuyor. Metroda bir müzisyen akordiyonu ile Astor Piazzola’dan melodiler çalıyor. Bir Paris müptelası olduğuma eminim artık.

Yılmaz Güney’in, Ahmet Kaya’nın ve birçok ünlünün gömülü olduğu ihtişamlı Pere Lachaise Mezarlığı’na gidiyoruz. Bulmamız zor olsa da Gaspard-Félix Tournachon’un namı diğer Nadar’ın mütevazi mezarını ziyaret ediyoruz. Jim Morrison’u da unutmadık tabi.

Paris’in en iyi tarafı her yere yürüyebiliyorsunuz. Örneğin Saint Germain den Notre Dame’a çıktınız. Nehir boyu yürüyerek Jardin des Tuileries, Concorde Meydanı, Musee d’Orsay, Pont Alexandre köprüsü ve Le Grand Palais’in önünden geçerek Champs-Élysées’ye. Arc de Triomphe’un önünden Trocadero’ya ve Eyfel’e doğru yürümek mümkün. Saint Germain harika galerileri ve güzel kafeleri ile sanat kokuyor. Beyoğlu’nun da rant uğruna alışveriş merkezine dönüştürülmeden önce Saint Germain gibi olma ihtimali vardı. Seine nehri boyunca dizilmiş kitapçılarda Paris’in kültürel geçmişine ait fotoğrafları ve kitapları bulabilirsiniz. Tüm kafelerde, duvarlarda harika afiş çalışmaları bulunuyor. Dükkânların üzerindeki ve tabelalardaki orijinal kaligrafik yazılar bize geçmişi yaşatıyor.

Şehir merkezi dışında kentin fotoğrafçılar için enteresan olan bir yeri daha var. Cam ve çelikten yapılma gökdelen ve modern binaları, alternatif heykelleriyle Paris’in iş merkezi La Défense. Geleceğin dünyasını sunuyor size.

Yirmi beş gün boyunca fotoğraf peşinde koştuktan sonra artık İstanbul…
Tüm çarpık kentleşmesi ile önümde uzanıyor şimdi, ama özlemişim.

Timurtaş ONAN
Fotoğraf Sanatçısı, Yönetmen
www.timurtasonan.com

Kontrast Sayı 36, Temmuz-Ağustos 2013