Mehmet ÖZER | Portfolyo – Ölüm Bizi Kovalar Biz Kömür Sökeriz Ocaklarda (41. Sayı)

“Ve halk üzülecek
‘Ne acı,’ diyecek, ‘Ne acı’.
Unutulacak ama her şey, haftasına varmadan
Ve milletvekili
Ve maden ocakları sahibi
Ve papaz efendi
Ve gazeteler
Ve yalan haberlerle zehirlenmiş kamu
Devam edecekler zehirlerini, kinlerini biriktirmeye
Gelecek ilk büyük maden grevinde boşaltmak için.
Bu akşam kadınlar maden ocağının başında bekleşe dursun
Tanrı bile görmüyor, tanrı bile
İkiyüzlülüğünü ve utancını bu oyunun.”
Joe CORRIE

13 Mayıs 2014 tarihinde Manisa’nın Soma İlçesinde yaşanan maden ocağı faciasında, yüzlerce maden işçisi katledildi. Yüzlerce madencinin hayatı gelip durunca yürek kapımıza, dikkat kesildik işçi katliamlarına. Joe Corrie şiirinden aktardığım gibi, haftasına varmadan unutuldu Soma. Şimdi Şırnak’tan ölüm haberleri aldık. Yine ocakta göçük vardı, grizu vardı. Kapıda ağıtlar, umutlu bekleyişler ve içeride birbirine sarılarak ölen işçi bedenleri.

Yeni Çeltek’te maden ocağında, Kozlu maden ocağında ölen madencileri gördüm.

Kömürleşmiş bedenleri ve yeraltındaki galerilerde yankılanan feryatları kaldı.

Bir de Zonguldak limanındaki Madenci Anıtı’nda yer alan yüzlerce madencinin isminin yer aldığı duvara, yeni isimler eklendi. Ve biz unuttuk onların hayatlarımıza dair öykülerini. Her gün madenlerde, göçük altında kalan madenci haberleri, gazetelerin arka sayfalarında yer alıyor. Olağan şeyler gibi.

Hayat akıp giderken bizim için, madenci ailelerinin yaşamında duruyor zaman. Hep o anı düşünüyorlar o son anı, bizim asla bilemediğimiz o an…

Her gün, gün dönerken ya da yeni bir gün doğarken vardiya değişimlerinde yüzünü yatırıp pencerenin pervazına yol gözlüyor. Ekmek ölümün ağzında. Her gün eşi, sevdiği erkeği, ölümün aç ağzından içeri giriyor ve bir avuç kömürden, ak ekmeği getiriyor sofraya.

Her gün hoşçakal demek ardından dualar etmek, her gün bir soluk ses dökmek ardından. Sabah alacaşafakta seçilen gölgelerde aramak sevdiceğini, kapı çalındığında, ya da bahçe kapısından küçük kızın “Anne, babam döndü!” sevinç çığlığı. Yüreği hep seste, kapıda, yolda. Her gün böyle sürüyordu hayat.

Ama şimdi baretin duvarda asılı, mendilini yıkamadılar, ter kokan mendilin hasret kokusuna dönüşüyor.

Şimdi sefer tasın boş duruyor. Çizmelerin çamurlu elbiselerin kömür kokuyor.

Çocukların ödevi yardımını bekliyor. Yüreği tökezlese de çocukların, hayat bilgisi dersinden pekiyi alıyorlar. Ekmeğimiz sıcak değil ve özlem kokuyor. Vardiya otobüsleri sensiz.

Aşağıya, daha aşağıya, daha derine iniyor damar. Yeryüzünün kalbine gömüldünüz.

Kömür kara, siz yarasınız hayatımızda.

Yaramız hep kanar, sen yoksun senin mezarın yok. Biz bir yeraltı mezarına ağlarız.

Duvarlarda asılı fotoğrafın. Çaylar soğuk, sigaralar uçucuna ekleniyor, kahvede oyunlar sensiz, yerin boş.

Arkadaşlık günleriniz anlatılıyor iç çekerek, acı tütünle bastırarak yürek sızısını.

“Bağırsam neye yarar, nasılsa duymazlar.
Ben bir kömür ocağının onulmaz göçüğüyüm,
İçimde cesetler ve daha ölmemişler var.”
Metin ALTINOK

Kontrast Sayı 41, Mayıs-Haziran 2014

Mehmet ÖZER
AFSAD Toplumcu Gerçekçi Belgesel Fotoğraf Atölyesi