İbrahim DEMİREL | Portfolyo – Kalenin Bedenleri (37. Sayı)

Ankara, bozkırda yeni bir başkentken, henüz metropolleşmeden önce, eski Ankaralılar, Ankara Kalesi’nin çevresinde ikamet ederlerdi. Kale, Hamamönü gibi semtler, Ankara’nın en eski yerleşim yerlerindendi. Zaman içinde göçlerle sosyolojik profili değişen Ankara Kalesi’nin yeni sakinleri artık Anadolu’nun köylerinden çeşitli nedenlerle ve büyük umutlarla Başkent’e gelenlerdir. Başkent’in eskimeye yüz tutmuş, hatta eski sakinlerince terk edilmiş bu mahallelerinde çoğunluğu eski ahşap evlerde, Arnavut kaldırımlı daracık sokaklarında yaşam kavgası, ekmek kavgası, varoluş savaşı bütün acımasızlığıyla sürmektedir. Şehir cömert ve misafirperver değildir; onlara geldikleri yerlerde bıraktıkları olanakları sunmamaktadır. Eldeki, avuçtaki satılıp savılıp şehire göçülmüştür. Başını sokacak bir dam bulunsa, köydeki evlerine benzemez, yıkık, dökük de olsa kira demektir. Etinden, sütünden, yumurtasından yararlanılan hayvanlar artık yoktur. Buğdayını, ekmeğini temin ettiği tarlası geride kalmıştır. Çoluk çocuk beslenme, kira, elektrik, su, ısınma, barınma, ulaşım gibi giderlerin karşılanması köyden daha pahalıdır. Çocukların eğitimi ise şehirde ayrı bir yatırım haline gelmiştir. Yaşam oldukça maliyetlidir. Umutlar suya düşer, yaşam standardı köydekinden daha yüksek olan şehirde onlar kendi standartlarının da altına düşmüştür. Geri dönüş de söz konusu değildir. Katlanma çaresizliğe katık edilir, yaşama tutunmaya çalışılır. Kadınlar uzak semtlerde ev temizliğine giderken erkekler geçici, günlük işlerde ekmek parası kazanmaya çalışır. Eğitimleri, ilköğretimden sonra sona erdirilen çocuklara da köydeki çobanlığın yerine mendil, su, simit satmak düşer. Bazıları erken büyümüştür bu koşullarda, bir yetişkin edasıyla sigarasını tüttürerek poz verir size. Hanede çocuk sayısı çoktur, kız çocukları yine köydeki gibi kardeşlerine annelik yapmaya devam eder.

Kale duvarları tarihtir, turizmdir, kültürel zenginliktir ama içinde yaşayanların yoksulluklarını saklamaya yetmez. Lüks restoranlar, restore edilerek sanat, kültür faaliyetleri için hizmete sunulan tarihi evler, turist grupları, meraklı konuklar arasında sonu gelmeyen bir yaşam savaşı verilir.
Başkent’te yaşam standardı yüksek akranlarının olanaklarından mahrum çocuklardan bazıları, Kale’ye gelen yerli-yabancı ziyaretçilerin yolunu keser, onlara Kale’nin tarihini anlatmaya, gönüllü rehberlik yapmaya çalışırlar. Köyden göçüp büyük kentte ayakta kalmak zordur. Onları ayakta tutan tek umut, bir gün bu yaşamdan kurtulma olasılığıdır. Her şeye rağmen, çocuklar orada da çocuktur. Bir balon, bir su tabancası, bir sakız, bir simit, bir dondurma, bir pamuk helvadadır mutlulukları; arkadaşlarıyla oynadıkları oyunlardadır, sek sekte, körebede, saklambaçta..
Bir anda unutuverirler acılarını, açlıklarını, yokluklarını; yüzleri güler, siz yeter ki fotoğraflayın, ölümsüzleştirin o anlarını. Objektifinizi onlara doğrulttuğunuzu fark ettiklerinde poz verirler size; sevinçli, mutlu, neşeli oldukları ender anlardır bunlar, görüntüleyin, bir an kadar kısacık çocuklukları sonsuza uzasın karelerinizde.

İbrahim DEMİREL
Fotoğraf Sanatçısı

Kontrast Sayı 37, Eylül-Ekim 2013