Çiğdem ÜÇÜNCÜ | Portfolyo (54. Sayı)

Çiğdem Üçüncü, 1986’da Hanau, Almanya’da doğdu. 2013 yılında Braunschweig Sanat Üniversitesi’nden mezun oldu. Performans, tiyatro ve fotoğraf çalışmaları ile çeşitli projeler ve sergiler gerçekleştirdi. Çiğdem Üçüncü 2014 yılından bu yana İstanbul’da bağımsız fotoğrafçılar tarafından kurulan “NarPhotos” fotoğraf kolektifi bünyesinde çalışmalarına devam ediyor. Konuları ağırlıklı olarak göç, kimlikler, kadın hakları, etnik azınlıklar ve kentsel dönüşüm üzerine hikayelere odaklanıyor. Çiğdem Üçüncü belgesel fotoğraf üretiminin yanısıra fotoğraf ve sahne sanatları üzerine düzenli olarak atölyeler düzenlemektedir.

Arap Baharı ardından başlayan Suriye İç Savaşında binlerce insan hayatını kaybetti, milyonlarca insan yerlerinden edildi. Birleşmiş Milletler raporu 6 buçuk milyon Suriyeli’nin evsiz kaldığını ve 5 milyona yakın kişinin iltica hakkı beklediğini açıklıyor. 1951 yılında yapılan Cenevre Sözleşmesi ile mültecilerin koruma altına alınmasını garantileyen Türkiye bugün en fazla Suriyeli mülteciyi kabul eden ülke. Savaş beş yıldır devam ediyor. Savaş bitip ülkelerinin durumu düzelince geri dönecekleri düşünülen Suriyeli mülteciler bugün geçici olarak yerleştirildikleri şehirlerde bir yandan iltica hakkı için mücadele ederken, bir yandan günlük hayatlarını devam ettirmeye çalışıyorlar. Büyük bir kısmı Türkiyede yaşadıkları yaşamsal ve sosyal sorunlar yüzünden risk alarak şişme botlarla Akdenizi geçerek Avrupa’ya gitmeye çalışıyor.

Abeer, savaş yüzünden memleketinde yaşayamaz duruma gelince İstanbul’a gelen, buradan Almanya’ya göçen mültecilerden biri.

“Yanıbaşımızdaki şehirde uçan uçaklar, patlayan bombalar hepsini gördüm… herşey yerle bir oldu.” (Abeer, Aralık 2015, Almanya) Üç oğlu Aws (7), Hommam (16) ve Baara (18) ile birlikte İstanbul’a gelen, burada Bayrampaşa’da bir odada yaşayan Abeer, Türkiye’de geçirdiği iki seneden sonra çocuklarının geleceği için, eğitim ve sosyal hakları için Almanya’ya gitmeye karar verir.

Aileden bir birey iltica hakkına kavuşunca diğer bireyler de bu haktan yararlandığı için oğlu Hommam’ı amcasıyla birlikte önceden gönderir. Hommam ve amcası Nordrheinwestfalen’da geçici olarak mültecilere hizmet veren bir otelde yaşamaya başlarlar. Abeer Suriye’de kalan büyük oğlu Baara ardında, küçük oğlu Aws yanında onu Almanya’da bekleyen oğlu Hommam’a doğru yolculuğa çıkar. Akdenizde gelecek umutları için hayatlarını kaybeden insanlarının arasından Almanya’ya varır. Onu bekleyen yeni işlemler, kontroller… önünde adapte olması gereken yeni bir hayat ve kültür ile yolculuğu devam ediyor.

“Savaş başladığından beri yaşamıyorum ben. Yaşamam gerektiği için yaşıyorum.Çocuklarım için. Hiç birşey beni mutlu etmiyor. Buraya kadar gelebildiğim için memnunum. Çocuklarımı getirebildiğim için, onların geleceği için. Kendim için bir dileğim yok huzurlu olmak dışında. Evimde herşeyi kendim hazırlamak, Almanca öğrenmek istiyorum. Buradaki insanları, onlarla konuşmayı seviyorum. Kalbimde acıları saklıyorum. Çocukları… sadece Suriye’deki değil dünyanın her tarafında acı çeken çocukları… Kendi çocuklarımı… Onlara verebileceğimin en iyisini verdim. Hayat da onlara cömert davrandı.“ (Abeer, Aralık 2015, Almanya).

Eylül 2015 – Ocak 2016 tarihleri arasında Abeer’in yolculuğunu fotoğraflarla anlatmaya çalıştım. Bu yolculuk sırasında Midilli ve Almanya’daki kamplarda evlerini terk etmek zorunda kalan insanların hayatlarına tanıklık ettim. Üç farklı fotoğraf çalışmasından derlediğim seçki bu insanların mücadeleleri hakkında bir fikir vermeye çalışıyor.