İrem Karagöz Terzi’nin “Düşünce Durakları”

Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Resim Yüksek Lisans Programı’na devam etmekte olan İrem Karagöz Terzi’nin “Düşünce Durakları” resim sergisi Ankara Kuğulu Sanat Galerisinde.

Küratörlüğünü Kıymet Giray’ın yaptığı sergi 4 Mart – 5 Nisan 2024 tarihleri arasında Tunalı Hilmi Cad. No: 104 Kat:-1 Kavaklıdere Ankara adresinde görülebilir.

Bellek Serisi 18, Tuval Üzerine Akrilik Boya, 100×100 cm, 2023
Renkli Zıtlıklar II, Tuval Üzerine Akrilik Boya, 120×60 cm, 2023
Algoritmik Formlar, Tuval Üzerine Akrilik Boya, 100×100 cm, 2024
Renkli Algoritma, Tuval Üzerine Akrilik Boya, 200×150 cm, 2022
Algoritmik Formlar 03, Tuval Üzerine Akrilik Boya, 25×25 cm, 2024

İrem Karagöz Terzi

1995’te Konya’da doğdu.
2014 yılında Konya Çimento Güzel Sanatlar Lisesi’ni tamamladı.
2022’de Selçuk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nden mezun oldu.

Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Resim Yüksek Lisans Programı’na devam etmektedir.

Tuval üzerine yaptığı çalışmaların yanı sıra, dijital sanatlar alanında da çalışmalar üretmektedir. Akademik ve sanatsal faaliyetlerini Ankara’da sürdürmektedir.

Katıldığı Sergi ve Atölye Çalışmaları

2023 Samsung dArt Platformu 100 Yılın Sanatı Sergisi, Santral İstanbul Enerji Müzesi, İstanbul Bilgi Üniversitesi

2023 100. Yılın Gururu Sergisi, Bodrum Belediyesi Artemisia Sergi Salonu, Bodrum/Muğla

2022 Doğuş Otomotiv Plus x İrem Karagöz Terzi Dijital Sergi, Galataport İstanbul

2022 39. Dyo Resim Ödülleri Sergisi, Sergileme Ödülü, Yaşar Eğitim ve Kültür Vakfı, İzmir

2022 Ankara Keçisinin İzinde Sergisi, Başkent Kültür Yolu Festivali, Ankara

2022 BASE 2022 Seçkisi, Akaretler Sıraevler, İstanbul

2022 Uluslararası Ch. Kalpak Sanat Çalıştayı, Şarköy/Tekirdağ

2022 Fresh Ankara Sergisi, Başkent Kültür Yolu Festivali, Ankara

2022 Doğuş Grubu Sanata Bi Yer Doğa Nerede? Sergisi, Han Spaces, İstanbul

Kıymet Giray ~ DÜŞÜNCE DURAKLARI

Sanatın tarihinin en önemli akımlarından olan Optik Art ya da kısaltılmış adıyla OpArt, 1960’lardan başlayarak kendi içinde gelişimini uluslararası sanat etkinlikleriyle belirler ve çağdaş sanat müzelerinin temellerinin atıldığı yıllardan bugüne yerini alarak, çevresinde toplanan sanatçılar tarafından temsil edilir.

Optik yanılsamaların yarattığı görsel imgelerin, pozitif negatif değişimlerinin sınırsız deneyimlerini belirleyen sanat eserleri, yeni bir kavramın sanatta temsili olarak yüzyıla damgasını vurur. OpArt sanatçıları resimlerde, çizimlerde ve serigrafi baskılarda, görsel algının dinamik doğa serüveninin görsel zenginliğini keşfederler.

Algısal soyutlamalar olarak, 21. yüzyılın sanatında da yerini koruyan renk, çizgi ve geometrik formların sınırsız tekrarının başat olduğu geometrik sistemler, şaşırtıcı bir etki yaratmak için, aldatıcı derecede basit şekillerle örülen sanat eserlerine dönüşür. Tekrarlardan oluşan bu kompozisyonlardaki renk, çizgi ve biçim arasındaki yıkıcı ve karşıt olarak da uyumlu ilişkilerdeki olağanüstü karmaşıklık, canlı algısal soyutlamalara dönüşür. Hipnotik, şaşırtıcı, muhteşem kavramları farklı eserlerde farklı anlamlarla bir araya gelir. Hipnotiktir, çünkü görsel algının sürekli olarak tetiklenmesini sağlayan pozitif negatif görüngüler ve titreşimler sersemleticidir. Aynı zamanda denge bozucu olduğu kadar, şaşırtıcı ve bir o kadar da mükemmeldir. Şaşırtıcıdır, çünkü tıpkı minimalist formların hiç bozulmadan, sarsılmadan, anla sınırlı izlekleri inanılmaz tekrarlarla süregider. Sonsuzluk kavramıyla birleşen sınırsız geometrik alanların ve çizgi sarmalı olan tekrarların statik enerjisi mükemmeldir.

Hipnozlayan, şaşırtan ve mükemmel olan çizgi ve nokta algoritmalarıyla kurulu olan kompozisyonlar, 20. yüzyıl hayatının vazgeçilmezi olan barkodlarla aynı zamanda ortaya çıkar. Tüketim dünyasının mallarını anında tanımlayan barkodların, ilerleyen teknolojik atılımlar içinde insana ve hayatına ait olan her şeyi ve her kareyi barkodladığını düşünürsek, OpArt’ın manifestosu olan tüketim dünyasına başkaldırısını anlamak da olasıdır.

Bilindiği gibi, uyarıcı optik etkiler yaratmak için geometriyi, renk ve algı teorilerini kullanan Bridget Riley ve Victor Vasarely’in resimleri, 1960’lı yıllarda OpArt adlı bu sanat hareketinin en önemli eserleri olarak sanat dünyasında yerlerini alır. Ayrıca, renk etkileşimi teorileri en iyi bilinen “Meydana Saygı” resim serisine ışık tutan, OpArt’ın temelini oluşturan Josef Albers, OpArt sanatçıları arasında öncü ve atılımcı bir önem taşır.

OpArt’ı tanımlayan kuramların en önemli örneklemeleri olan bu sanatçılar ve sanatlarının özgün estetik değerleri, genç sanatçılar arasında yer alan İrem Karagöz’ün sanat anlayışının belirlenmesinde ve gelişmesini belirleyen özel ilgi alanlarında yeniden yaşam bulur.

21.yüzyılın bilgisayar ve yapay zeka teknolojisiyle bilimsel alanlarda çığır açan gelişmeler, bilgisayar sanatı kavramını tartışmaya açarken, OpArt’ın bu alanın en ilgi çekici sanat hareketi olması da; kuramları, manifestoları, teknik donanımları ve renk seçkileriyle kaçınılmaz olur.

1950’li yıllarda ortaya çıkan bilgisayar yazılımının, her alanda olduğu gibi, görsel ve plastik sanatlar alanında da kullanılmaya başlanması, sanatçıların bu alana yönelmelerine neden olur. Çoğalarak yenilenen bilgisayar yazılımlarının sanatçılar ya da ekipler tarafından kullanılması, sanatın yeni kavramlarını ortaya çıkarır. Kullanım sınırları genişleyen yazılım sistemlerinin teknolojik olanaklarının sanatçılar tafrafından kullanılması; sanatçı ve bilgisayar yazılımcılarının kolektif çalışmalarının ivme kazanmasına neden olur.

21.yüzyılın sanat akımlarını derinden etkileyen hatta biçimlendiren dijital sanat, güncel sanatın bilgisayar yazılımları ve donanımları ile geliştirilen yeni anlatım biçemlerini yaratmasıyla, beraberinde yeni tartışmaları da başlatır. Elektronik teknolojinin gelişimiyle tetiklenen dijital teknolojiler, gelişen yazılım sistemleri, yüzyılın sanatının ilk deneyimleriyle tanışırken; dijital sanatın ne olup olmadığı üzerine kuramlar da yazılır. Ancak dijitalleşen sanat durdurulamaz bir hızla yaygınlaşır; ışığın, elektriğin, enerjinin, simülasyonun, manipülasyonun, sanal gerçekliğin, zaman ve mekân kavramının farklı boyutlarda algılanmasının örneklerini denemeye devam eder.

Teknolojinin hızlı adımlarla ilerlemesi, yeni yazılım güncellenmeleri “Yapay Zekâ/Artificial Intelligence” kavramını, sanatla da yüz yüze getirir. Gelişen teknolojilerin dayandığı sınır olan yapay zekâ olgusunda, sanat eserini oluşturma sistemi temelinde makine öğrenimine dayandığı fikri üzerine inşa edilmektedir. Makine öğrenimi, kendisine verilen verilerden hareket ederek ve tabii ki de öğrenerek tasarımlar yapılmasıdır.

Örneklemek gerekirse, bir algoritmanın resim çizmesi isteniyorsa eğer, yazılıma tarzlarını belirlediğiniz alt bellek olarak milyonlarca resmi tanıtmanız yeterli olabilir. Genetik/Organik Sanat, Fraktal Sanat, Matematik Sanatı olarak da tanımlanan, Yapay Zekâ Sanatı ve temelinde oluşturulan yapay bellek, bu örneklemelerden yeni deneyimler üreterek, kullanacağı algoritmanın sınırları içerisinde, istenilen bir kompozisyonun taslaklarını sınırsız olarak deneyimleyebilir.

İrem Karagöz’ün eserlerini izlerken, bütün bu gelişimlerin üzerinden yürümek gerekecektir. 1960’lardan bugüne gelişen sanat hareketleri içinde ilerleyen sanatın, izlerinden ilerler İrem Karagöz. O, OpArt’ın kuramlarını belirleyen bir genç sanatçıdır. Optik veya Retinal Sanat’ın verileriyle incelenecek sistemler yerine; geometrik şekillerin sınırsız tekrarlarıyla, görsel algının geçici yanılsamalarıyla, gözdeki algısal tepkilerin jeneratörleri olarak var olan az renk, çok çizgi ve asal geometrik kompozisyonlar kurar. Tekrarlanan çizgi dokusu izleyicinin zihnini tetikler. Düşünce duraklarını zenginleştirir.

İrem Karagöz, siyah ve beyazın başat olduğu resimleriyle, tuval üzerinde titreşir gibi görünen ritmik çizgilerin kombinasyonlarını gri ton aralıklarıyla kurar. Monokrom kompozisyonların derinlemesine incelenmesiyle, geometrik sistemlerin açılıp kapanan yelpazeleri arasında asal renkler olan mavi, kırmızı ve sarılar yalnızca noktalanarak asgari armonileri belirler. Kompozisyonlarını görsel algının temelleriyle olan derin ilişkisini irdeleyerek tamamlar. Zevk, endişe ve hatta baş dönmesi uyandıran ve algoritmaların bilgisayar ortamındaki yazılım dili olarak düzenlenen, Alman kuramcı Max Bense tarafından önerilen Enformasyon Estetiği Kuramı’nı tanımlayan kompozisyonlar oluşturur.

Bizi paylaşın..