Beyaz Bakışın Arkasındaki Sanat

DEBORAH ROBERTS
Roberts,  1962 yılında ABD’nin Teksas eyaletinin Austin kentinde doğdu, aynı kentte yaşamaya ve çalışmaya devam ediyor. Ressam olarak başlayan sanat hayatı 2000’lerin başında değişim geçiriyor.

Deborah Roberts, popüler kültürden etkilenmemiş temel bir yüz bulduktan sonra kolajı karma tekniklerle birleştiren figüratif çalışmaları, siyahi öznelliğin karmaşıklığını betimliyor ve ırk, kimlik ve cinsiyet politikaları temalarını araştırıyor.  İdeal güzellik ve giyimin toplumsal tanımlarını ve sosyal medyanın klişelerini çürüterek, ırkın inşasını ve Batı kültürüne özgü ırkçı bakış açısını sorguluyor. Kolajları ve metin tabanlı çalışmaları, yalnızca kabul görmüş birleşik benlik tipolojilerine bir eleştiri getirmekle kalmıyor, aynı zamanda farklılığın anlatılmamış değerini de teyit ediyor.

Sanatçı, A look inside adını taşıyan ilk büyük Avrupa solo sergisini 2022 yılında gerçekleştirir. Kağıt ve tuval üzerine çalışmaları, internetten edindiği buluntu görselleri, izleyicileri katmanların ardını görmeye davet eden çarpıcı kompozisyonlarda elle boyanmış detaylarla birleştiriyor. Sanatçı, temsili imgelerin yanı sıra, dil ve dil sistemlerinde yerleşik ırkçılığı ve ırksal önyargıları açığa çıkaran sözcükleri yan yana getirdiği metin çalışmaları da yapıyor.

Roberts, sürekli beyaz arka plan kullanıp sürekli beyaz bakışın varlığını gösterirken, Before the next teardrop falls çalışmasını her figürü siyah bir arka plan kullanarak yerleştrir. Genç siyahi erkek çocuklarının yaşadığı görünürlük eksikliğine işaret ediyor. Bu çalışmada, özne yalnızca bir hapishane mahkumunun çizgili tulumu ve rahatsız edici bir çığlıkla tanımlanıyor. 

Roberts, çalışmalarıyla ilgili açıklamasında “Farkında olsam da olmasam da, ötekilik sanat kariyerimin başlangıcından beri bilincimin merkezindeydi. Irk ve güzellik hakkındaki ilk ideallerim, Rönesans sanatçılarının resimleri ve moda dergilerindeki fotoğraflarla şekillendi ve birbirine bağlandı. Bu imgeler efsanevi, kahramanca, güzel ve güçlüydü ve tanıdığım hiç kimseye eşit olarak tanınmayan belirli bir statüyü temsil ediyordu. Bu imgeler, kendime ve diğer Afrikalı Amerikalılara bakış açımı etkiledi ve bu da beni, kimliklerimizin toplumsal güzellik yorumlarıyla nasıl hayal edilip şekillendirildiğini araştırmaya yöneltti. Kimliğinin parçalanması, ötekileştirilmesi ve insan dışı bir statüye indirgenmesi eylem gerektirir. Bu, beni sanat tarihi ve popüler kültürde imge üretimine eleştirel bir şekilde dahil olmaya ve nihayetinde bu imgelerin kadın figürü üzerindeki güç ve otoritesiyle boğuşmaya yöneltti.” diyor.

————

Bizi paylaşın..