Murad SEZER | Ulusal ve Uluslararası Medyada Fotoğraf Editörlüğü (44. Sayı)

On yıl öncesine kadar sadece gazete, dergi ve haber ajanslarında yer alan fotoğraf editörlüğü konumu, günümüzde bunlara ek olarak farklı medya kanallarında da yer almaktadır. Bunları; internet haber siteleri, elektronik dergi ve gazeteler, televizyon kanallarının haber merkezleri, reklam ajansları olarak sıralayabiliriz.

Türk medyasında fotoğraf editörlüğü çok tartışılan ve eleştirilen olgulardan biridir. Bunun nedeni; fotoğraf editörlüğü kavramının medya yöneticileri, fotoğraf editörleri ve fotoğraf üreten kişiler tarafından yanlış yorumlanmasıdır. Bu bağlamda, Türk medyasında gerçek anlamda fotoğraf editörlüğü görevi yapanların sayısının bir elin parmaklarını geçmediğini söylemek abartılı olmayacaktır. Medya kanallarının çoğalması ile birlikte, fotoğrafın kullanım alanları da çoğalmış ve farklılaşmıştır. On yıl öncesine kadar sadece gazete, dergi ve haber ajanslarında yer alan fotoğraf editörlüğü konumu, günümüzde bunlara ek olarak farklı medya kanallarında da yer almaktadır. Bunları; internet haber siteleri, elektronik dergi ve gazeteler, televizyon kanallarının haber merkezleri, reklam ajansları olarak sıralayabiliriz.

Öncelikle farklı medya kanallarından örneklerle uluslararası medyadaki fotoğraf editörlüğünün işleyişine bakmakta yarar var. Böylelikle medyadaki bu önemli konumun ülkemizde neden yanlış yorumlandığını daha iyi anlayabiliriz. Dünya medyasının önde gelen tüm gazeteleri, dergileri ve haber ajanslarında olduğu gibi, CNN ve BBC benzeri haber kanalları ve bunların web sayfalarında da fotoğraf editörleri görev yapmaktadır. Gazete, ajans ve haber kanallarındaki fotoğraf editörleri, haber merkezi ile sahadaki foto muhabiri arasındaki iletişimi sağlamakla ve onları yönlendirmekle birlikte, habere en uygun fotoğrafı seçmekle de sorumludur.
Ayrıca, foto muhabirini gündem hakkında bilgilendirmek, “manşet” olacak haber ya da haberlere fotoğraf üretilmesi için ekibini görevlendirmek ve yönlendirmek, gelen fotoğrafları seçmek ve yayına hazır hale getirmek (resim altı bilgilerini denetleme, gerekirse photoshop uygulaması ile tonlama ve kadrajlama, eğer arşiv fotoğrafı gerekiyorsa ilgili fotoğrafların arşivden bulunarak yayına hazır hale getirme vb…) editörün başlıca görevlerindendir.

Uluslararası medyada Associated Press (AP) ve Reuters’te geçen 17 yıllık kişisel deneyimime dayanarak, bir haber ajansındaki işleyişi ve fotoğraf editörlerinin görevlerini şöyle özetleyebilirim.

Uluslararası medyanın önde gelen haber ajansları Reuters, AP ve AFP (Agence France-Press) global ve bölgesel haber merkezlerinden yönetilmektedir. Bu ajanslardaki editörleri, haber editörü ve haber merkezi editörleri olarak ikiye ayırabiliriz. Şef fotoğrafçılar ve kıdemli fotoğrafçılardan oluşan haber editörleri; ülke ofislerindeki fotoğrafçıları görevlendirmek, çekilen fotoğrafların ön elemesini yapmak, fotoğrafçıları çekim aşamasında yönlendirmek ve yazılan haberlere uygun fotoğrafların haber merkezine ulaştırılmasını koordine etmek ile görevlidirler. Haber merkezi editörleri ise bürolardan ve fotoğrafçılardan gelen işlenmiş, resim altları yazılmış fotoğrafların son kontrollerini yaparak abonelere servis etmektedirler. Örneğin Reuters’te fotoğrafçılar özel durumlar hariç tüm fotoğraflarını Singapur’daki Uluslararası Fotoğraf Masası’na (Global Picture Desk) göndermektedir. Tüm fotoğraflar buradan, resim altları kodlanarak haber-fotoğraf eşleştirilmesi ile abonelere servis yapılmaktadır. Yani uluslararası bir haber ajansında fotoğraf editörü sadece fotoğrafları seçmekle kalmaz haberleri takip edip, foto muhabirini çekim konusunda yönlendirmek durumundadır. Bir fotoğraf aboneye gönderilmeden önce en az üç farklı editörün kontrolünden geçmektedir. Burada öncelikle, fotoğrafın haberle eşleşmesi amacıyla resim altına gerekli bilgilerin yazılıp yazılmadığı, photoshop uygulanıp uygulanmadığı ve güncelliği kontrol edilmektedir.
Bir fotoğrafın yayına verilme aşamasında bu kadar titiz davranılmasının nedeni ise ajansımızın abonelerine ve kamuoyuna doğru-gerçek haber fotoğraf vermek ilkesidir. Photoshop ile fotoğrafın gerçekliğinin değiştirilmesi, resim altı bilgilerinde hata ve fotoğrafın çekildiği tarihin yanlış yazılması hiçbir şekilde tolere edilmemektedir.

Türkiye’de ise maalesef bu titiz çalışmayı, medyanın genelinde görebilmek mümkün olmuyor. Daha önce de belirttiğim gibi Türkiye medyasında gerçek anlamda fotoğraf editörlüğü yapan kişi sayısı bir elin parmaklarını geçmemektedir. Türkiye’de fotoğraf editörü denince aklıma gazetelerin haber masasına bürolardan gelen fotoğrafları izleten kişi gelmektedir. Ne yazık ki çoğu fotoğraf editörü, gazeteye girecek fotoğraf konusunda son sözü söyleyebilecek yetkide değildir. Genellikle bu yetki ya da yetki ağırlığı yazı işleri müdürü ya da ekibindedir. Görselliğin ön planda olduğu spor sayfalarında dahi fotoğraf editörü bulunmamaktadır. Dijital fotoğraf ve dijital medya öncesinde olduğu gibi bugün de bu yetki sayfa sekreterlerinin elinde bulunmaktadır. Fotoğraf editörü uluslararası medyada haber merkezinin ortak oya ve güce sahip bir üyesi iken, Türkiye’de editörler yardımcı eleman konumundadır. Dergilerde ise durum gazetelere oranla daha farklıdır. Görsel yanı ağır bastığı için dergilerin fotoğraf editörlerinin haber masasında daha baskın olduğunu söyleyebiliriz. Özetle dünden bugüne medyamızda haber fotoğrafı; hayatında fotoğraf çekmemiş, foto muhabirlerinin çalışma koşullarına empati kuramayan, fotoğraf bilgi ve eğitimi olmayan kişilerce değerlendirilmiş ve değerlendirilmektedir.

Reuters adına Türkiye’de, İstanbul ve Ankara’da yerleşik, toplam üç fotoğrafçı çalışmaktadır. Tabii ki bu sayı Türkiye gibi büyük ve gündemin hızla değiştiği bir ülkede yeterli olmamaktadır. Bu nedenle zaman zaman yerel ajanslar, gazeteler ve serbest fotoğrafçılardan destek almaktayız. Ancak çoğu zaman Reuters standartlarına uygun fotoğraf bulmakta sıkıntı çekmekteyiz. Çoğu kaynak, fotoğrafları resim altı bilgisi olmadan göndermekte ve fotoğrafın çekim tarihinin doğruluğuna özen göstermemektedir. Bir de buna fotoğraf kalitesinin, çekim ve teknik olarak düşüklüğü eklenince işimiz daha da zorlaşmaktadır. Fotoğrafa photoshop ile aşırı tonlama müdahalesi, filtreler bizim için kabul edilebilir değildir. Ancak bazen serbest fotoğrafçı ya da başka bir kaynak fotoğrafını beğendirmek amacıyla pozlama sorunlarını gidermek adına, photoshopa başvurmaktadır. Bu da bizi fotoğrafın kaynağından orijinalini görmeye zorlamaktadır.
Bir de “telif hakkı” sorunu mevcuttur. Yayınladığımız her fotoğrafa fotoğrafı çeken kişinin adını yazmak, herhangi bir nedenle foto muhabiri/fotoğrafçı bunu istemese bile ismini arşiv kayıtlarımızda bulundurmak zorundayız. Dijital fotoğraf ile birlikte fotoğrafı çeken kişinin, kaynağın gerçekliği de sorun olmaya başlamıştır. Özellikle foto muhabirlerinin çektikleri fotoğrafları kendi aralarında paylaşmaları bizim için büyük risk taşımaktadır. Bu nedenle güvenmediğimiz, tanımadığımız hiçbir kurum ya da kişiden fotoğraf almamaya özen göstermekteyiz. Ajansımızın photoshop ve “telif hakkı (copyright)” hassasiyetleri ve Türkiye’de bu iki konunun çok önemsenmemesinin benim işimi en çok zorlaştıran ögeler olduğunu söylemeliyim. AP ve Reuters’ten önce Türkiye’de günlük gazetelerde çalışmış olmam benim için çok büyük bir avantajdır. Bu nedenle, çoğu Reuters’ın abonesi olan gazetelerin ajansımızdan beklentilerini çok iyi biliyorum ve bu beklentilerin sağlıklı karşılanabilmesi için üst yönetimime sağlıklı geri bildirimlerde bulunabiliyorum.

Reuters’in Türkiye’de foto muhabiri bulundurmasının en öncelikli nedeni, Türkiye’deki uluslararası olaylardan dünyanın diğer ülkelerindeki abonelerine fotoğraf iletmektir. Bu nedenle, Türkiye’deki yerel sayılabilecek haberleri çoğunlukla fotoğraflamamaktayız. Devlet adamları ya da politikacıların başka illeri ziyaretleri, basın toplantıları, futbol ve basketbol liglerindeki karşılaşmaların çok önemli bir bölümünü izlememekteyiz. Ancak yabancı bir devlet adamının Türkiye ziyareti, milli maçlar ya da Türk takımlarının Avrupa Kupaları’ndaki karşılaşmalarını mutlaka gündemimize almaktayız. Daha önce de belirttiğim gibi Reuters adına Türkiye’de ben dâhil üç foto muhabiri görev yapmaktadır. Türkiye’nin gündemi yoğun, coğrafi olarak büyük bir ülke olması nedeniyle şef fotoğrafçı olarak ofiste editörlük görevi de benim sorumluluk alanıma girmektedir. Ben genelde serbest fotoğrafçılardan ya da yerel ajanslardan aldığımız fotoğrafları seçmekte ve yayına hazır hale getirmekteyim. Öte yandan gündemi izlemek, kendi fotoğraf gündemimizi oluşturmak, Türkiye’deki haber merkezi ve muhabirlerle koordinasyon, görev dağılımı gibi işler de benim sorumluluklarım arasındadır. Diğer çalışma arkadaşlarım çoğunlukla kendi fotoğraflarını seçip yayına hazır hale getirdikten sonra Singapur’daki merkeze göndermektedirler. Gazetecilik ve ajans deneyimleri onlara doğal olarak bu hakkı vermektedir. Ben onları görevlendirme, ajansımızın gündemi ile ilgili bilgilendirme, özel haberler öncesi hazırlık aşamasında yönlendirme gibi konularda liderlik yapmaktayım. Bu arada olabildiğince fotoğraf da çekmeye çabalamaktayım. Yani klasik anlamda masa başında oturan bir fotoğraf editörü değilim. Reuters genelinde benim gibi ülke şef fotoğrafçısı olan diğer meslektaşlarım da benim gibi hem editörlük, hem de foto muhabirliğini bir arada yürütmektedirler. Bu biraz kişisel tercih, biraz da görevli olduğunuz ülke ofisinin şartlarına bağlıdır. Örneğin Almanya ve Rusya gibi dünyaca önemli merkezlerdeki Reuters bürolarının fotoğraf merkezlerinin kadroları diğerlerine oranla daha kalabalıktır. Bu ülkelerdeki fotoğraf editörleri sadece masa başı çalışmaktadır. Fotoğrafçı geçmişleri olsa dahi fotoğraf çekmeyip sadece yöneticilik yapmaktadırlar. Benim bu iki görevi birlikte üstlenmem Türkiye bürosunun yapısından kaynaklanmaktadır. Doğrudan kendi tercihim olsaydı, işin doğrusu sadece fotoğraf çekmeyi yeğlerdim.

Pulitzer ödülünün kariyer sürecine etkisi oldu mu?

Pulitzer ödüllü ilk ve -şu an için- tek Türk gazeteci olmamın fotoğraf editörlüğü konumum ile doğrudan bir ilgisi yoktur. Ödülü Associated Press (AP) adına çalışırken kazandım.
Ödül, olsa olsa Reuters’in bana bu pozisyonu teklif etmiş olmasına katkıda bulunmuş olabilir. Böylesi prestijli bir gazetecilik ödülüne sahip olmak tabii ki gurur verici ama asla bir terfi ya da yeni bir iş bulma garantisi değildir. Ödülün bana en büyük katkısı yurt içi ve dışında bilinirliğimi arttırmış olmasıdır. Bir foto muhabiri fotoğraf çektiği sürece yaşar, iyi fotoğraf çektiği gün de başarılı sayılır. Başarılarımız bir anlamda günlük değerlendirilmektedir. Dün kazanılan büyük bir ödül, bugün çekemediğiniz ya da kötü çektiğiniz bir fotoğrafın telafisi asla olamaz. Ödül öncesi de, sonrası da bunun bilinciyle çalıştım ve çalışmaktayım. Yirmi beş yıldır profesyonel olarak haber fotoğrafı çekmekteyim. Birçok uluslararası politik ve sportif olayı izledim. Dört kıtada onlarca ülkede fotoğraf çekme olanağı buldum. Özellikle AP’de çalıştığım dönemde sık sık Ortadoğu’daki çatışma bölgelerinde görev yaptım. Tüm bunları düşündüğümde, beni yine de Türkiye’de yaşamış olduğum olayların etkilediğini fark ettim. Bunların ilki ve en önemlisi 1999 Marmara depremidir. Deprem olduğunda bir yurtdışı görevdeydim. Ancak bir gün sonra Türkiye’ye dönebildim. İstanbul’a ulaştıktan sonra, havalimanında elimde iki valiz, evimin ve yakınlarımın akıbetinden habersiz bir süre dondum kaldım. Sonrasında, kesintisiz bir ay ofiste diğer fotoğrafçılardan gelen fotoğrafları seçtim ve yayına hazır hale getirdim. Zaman zaman ofiste sabahladım, bazen de ofisin yakınındaki bir otelde geceledim. İlk fırsatta Avcılar, Yalova ve Gölcük’e gittiğimde duygusal olarak çalışmakta zorlandım. Eğer deprem benim şehrim ve bölgem dışında olmuş olsaydı hiçbir şekilde zorlanmazdım. Bunu, daha sonraki yıllarda savaş ve çatışma bölgelerine gittiğimde daha iyi fark ettim ki başkalarının acısına bakmak daha kolay olmaktaydı.

Murad SEZER
Reuters Haber Ajansı
Türkiye Fotoğraf Editörü
mursez@gmail.com

Kontrast Sayı 44, Kasım-Aralık 2014

Bizi paylaşın..