Faruk ATALAYER | Estetik Gerçek ve Fotoğraf (26. Sayı)

Geleneksel olanı idealize eden, egemen kılmaya çalışan, “gibi olmalı” diye sınır çeken her dogma; mollalığın, tutuculuğun değişme, gelişme, müdahale, girişme eylemliliğine karşı duyduğu öfke çığlıklarıdır. ‘Fotoğraf fotoğraf gibi olmalı’ denklemi, megalomanyakça bir hezeyanı yansıtır.
(Atalayer, F. Fotoğraf Seminer Notları, 1996. Eskişehir)

Kuşkusuz hem felsefe, hem bilim, hem de inanç alanlarında gerçek hep tartışıldı, tartışılıyor ve tartışılacak. İnsanın dışında, insana karşın, kendi yasaları ile olan, bulunan, uzay ve zamanda yer tutan her şey som gerçektir. Ama insanın bu som, doğal gerçekleri algılaması, tüm duygusal, inançsal, mantıksal, felsefi bilişlerinden ne kadar yalıtılırsa yalıtılsın, İNSANA GÖRE (gözlemleyene göre) bir algılamadır.
Bu algılama, salt insana göre bir anlama, anlamlandırma, betimleme ve bilmedir. Bilgi ve bilme gerçekliğiyle ilişkili en gerçekçi, en mekanik tanım: insanın koşullanıp güdülendiği algı, yargı, vargı işlevlerinin işleyişine ve işlemlerine göre bilmesi, anlaması, anlamlandırmasıdır. Yani, nesnel gerçeklerin insandaki izdüşümleri, yansımaları, insanın beyin donatıları ile sınırlı ve onlara göre bir kopyalamadır. Bunu en iyi “insanın dışında var olan gerçeklerin, insan tarafından 1:1 olarak deneylenmesi, yinelenmesi, kopyalanması olanaksızdır” nitelemesi belirtmektedir. Yani insan, kendi dışındaki gerçekleri kendine görebilir. Fotoğrafın gerçekliği de böyle bir şeydir.

Estetik bilgi ve ona ilişkin gerçekler ise hem bilimsel, hem inançsal, hem de duyusal bilgiden çok farklıdır. Estetik bilgi bilimlerin, özdekle, enerjiyle, gerçeklerle olduğu gibi benzer, en yakın olma veya inançsal betimlemelerin aslına uyma, süt be süt aynı olma, değişmeme nitelikleri gibi bir iddia taşımaz. Aksine, insanın (kaynağı, birikimi ne olursa olsun) beğeni ve güzele ilişkin algılama, yargılama ve vargılamasıyla açığa çıkan bilginin gerçekliğidir. O, evrenden, doğadan edinilene insanın kattığıdır. Bu açıdan, insanın dışındaki özgül (spesifik) gerçeğin değil, insana özgü, özgül bilgilerin gerçeklikleri, estetiğin ilgi ve eylem alanını oluşturur. Fotoğraf ne ağaçta yetişir, ne de toprakta. İnsan yoksa fotoğraf da yoktur. Fotoğraf bilgidir. Fotoğraf, çekenin felsefeden inanca, ahlaktan estetiğe kadar YAPABİLDİĞİ SEÇMEYE bağlı olarak, doğaya kattığı yapay bilgi gerçekliğidir. Fotoğraf, öğrenmeden sunmaya kadar, süreçler zinciri olarak yapay gerçeklik içeren, insanın bir estetik değer yaratma alanıdır. Vesikalık fotoğraf bile, kullanımın dışında, GÜZEL ve ÇİRKİN arasında estetik bir değeri yansıtır. Güzel fotoğraf yaratıcılığı ne yoktan var etmedir, ne de mistik “peri/mausa-yazgı/kader” çiftleşmesidir. O bir insani değer üretme eylemliliğidir. Hangi amaçla ve hangi kültür düzeyinde olursa olsun, her deklanşöre basım, sonuçta, daima estetik bir değer yaratır. Estetik değerler, GÜZELDEN ÇİRKİNE pek çok ölçü derecelendirmesini kapsar. Belgeselden haber fotoğrafa, portreden dijital fotoğrafa kadar her çekimin güzel ile çirkin arasında, estetik bir değeri daima vardır. İnsanda, hangi sınıftan olursa olsun, fotoğrafik dil, DAHA GÜZEL OLSUN özünü hep ayaklandıran bir özelliğe sahiptir.

İnsan beyninde, duyu organları ile aktarılan imler, imgeler, onu kuşatan doğasal, toplumsal, zihinsel ortamlardan yansıyanlardır. İnsan beynindeki her izdüşümün, her imgenin, her kopyanın, her yansımanın; doğal, ya da yapay, kültürel bir kaynağı (genetik olarak taşınan bilgiler dahil) daima vardır. Dolayısıyla, insanın gerçeklere ilişkin genel bilgisi, doğasal, toplumsal ya da kültürel gerçeklerin (olumlu veya olumsuz), insana göre yansımalarıdır. Her anlamda, algılananlar, insanın belleyip, koşullandığı us süzgecinden geçenlerdir. İnsan, beyninin algılama biçimine göre bilgi edinir ve yansıtır. Estetik bilgi, bu genel bilgiden de farklı olan: duyusal, bilimsel, inançsal, siyasal vs tüm bilgilerin, GÜZELE ilişkin bir bireşimi olan bilgidir. Fotoğraf üretme süreçleri, bireysel bir emeği zorunlu kılar. Fotoğraf özelleşmeyi, özgünleşmeyi ve özgürleşmeyi gerekli kılar. Fotoğraf plastik sanatlar içinde, emeği, bilinci ve kişiliği geribeslemeden öte, etkileyip belirleyen ender bir estetik dil dirimliliğine sahiptir. Çünkü bireysel seçicilik, görüntü avcısının kazanması gereken temel niteliklerden biridir. Fotoğraf dilinin estetik gerçekliği, her seviyede kolay algılanan öğelerinin matematiksel bir toplamı değildir. Tersine, fotoğrafı fotoğraf yapan şey, biçim-öz öğelerinin üst seviyede, yalın ve estetik bir bireşim bütünlüğü oluşturmasıdır. Ölçüleri, kolaylıkları, ileti üstünlüğü, her müdahaleye şans tanıması, fotoğrafa estetik iletişimde KENDİNE ÖZGÜ bir anlatı dili ayrıcalığı sağlar. Fotoğraf, günlük görüntü bombardımanında ve kirliliğinde; kayıtdışı kalan, silinen, fark edilmeyen, ilgi alanına girmeyen görsel incelikleri, kendine özgü estetik gerçekliği içinde, eşzamanlı ve gelecekli olarak sunma dilidir.

Sıradan düz insan algısı, gözlemi, deneyimi; nasıl bir gerçeklik bilişimi ve bilgisi içinde olacakları belli, özümsenip benimsemiş düz algı, gözlem, deneyim ve yansıtmalardır. Onların gerçekleri; izin sınırları kadar olup, belleyip, koşullandıklarıdır. Estetik gerçek, böyle kalıplı bilişim değerleri değildir. Hele egemenliğin dayatıp sunduğu, kendi felsefe ve ideolojisine uygun güzele ilişkin bilgileri hiç değildir. Estetik bilgi, olanla da, dayatılıp sunulanla da ilgilidir. Onlarla ilgilidir (bilir, yararlanır, kullanır vs.), ama onların yinelenmesi/tekrarı asla değildir. Deklanşör sayısının artmasıyla, farklı ve benzersiz olanı AVLAMA SEÇİCİLİĞİ doğru orantılıdır. Olanları, çekilenleri tekrardan kurtarıp arındıran en etkin dil, fotoğrafın estetik dilidir. Fotoğraf, diğer sanat-tasarım dillerinden farklı olarak, ön bir tasarımdan daha çok, ön deneyimlerin bireşim sezgilerine, yönlendirilip açığa çıkarılmış dürtülere, estetikleşmiş tepkilere dayanır. Ayrıca kurguya, düzenlemeye, ön planlamaya ve tasarlayışlara da olanak sağlar. Bu açıdan fotoğraf dili, kişiyi SEÇME-FARKETME ETKİNLİĞİNE zorlar. Çünkü fotoğraf, ağırlıklı olarak SEÇME, FARKETME, AYIRD ETME tutumlarına dayanan, kişiselleştikçe özgünleştiren estetik bir dildir. Fotoğraf; donatısı, insan emeği ne olursa olsun ışık ile vardır. Işık yoksa fotoğraf da yoktur. Fotoğraf, insanın ışıkla dansı, ışıkla sevişmesidir. Işığı tutuklamanın, ışığın ritmini nesnelleştirmenin, ışığı yeniden üretmenin, ışığa boyut, değer, anlam yüklemenin en çıplak en arı, en estetik dili, fotoğraftır. Emek, bilgi, araç ile doğaya yapılan her müdahale, bir insani yaratım, bir yeniden üretimdir. Ama estetik yaratıcılık gerçekliği; estetik emek, estetik bilgi ve araçların ince, duyarlı, üstün kullanımıyla nesnellik kazanır. Fotoğrafın dili, bireyin emeğini daha özel, daha özgür, daha özgün olmaya zorlar. Çünkü her çekim, “daha güzel, daha başarılı” ardıl çekimleri sürekli tetikler.”

YOKSA “MAYMUNLAR DA FOTOĞRAF ÇEKER” BUDALALIKLARINA İNANANLARDAN MISINIZ?

Faruk ATALAYER
(*) Anadolu Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi. Öğretim Üyesi

Kontrast Sayı 26, Kasım-Aralık 2011