Aysel ALTUN | Katsuo Takahashi (28. Sayı)

Fotoğrafın olmazsa olmazını “insanlık, güzellik ve bağlam” olarak tanımlayan; hâlâ analog makine ile siyah-beyaz fotoğraflar çeken belgeselci Katsuo Takahashi, Tokyo‘da yaşamaktadır.

Belgeselciliğini “Konuyu anlamak ve fotoğrafçı ile öznesinin iletişimini vurgulamak” olarak belirtip; “Fotoğraf çekerken objektifimi insanların ifadelerine, ifadeleriyle anlatmak istediklerine yöneltiyorum, o zaman siyah beyaz fotoğrafın daha etkili olduğunu görüyorum” şeklinde ifade etmektedir.

Analog fotoğraf makinesi kullanan ve filmin yıkanmasından baskısına kadar tüm karanlık oda işlemlerini kendisi yapan Takahashi; “Haber fotoğrafçısı değil, belgesel fotoğrafçı olduğum için bugüne dek hiç bilmediğim, görmediğim, bir başkasının hemen gerçekleştiremeyeceği farklı konuları araştırıp bulmayı seviyorum. Fotoğraf çekiminde ışık ve gölgenin etkisiyle hissettiklerimi ifade etmeye çalışıyorum.” demektedir.

Siklon fırtınasının hemen ardından bu doğa felaketini fotoğraflamak için Burma’ya gider ve hükümetin tüm baskısına karşın direnen, zorlukla hayatta kalan ve felaketin tüm zorlu koşullarına karşın kendisine yardım eden insanları tanır. Onlar için bir şeyler yapmak isteğiyle, Japonya’ya döner dönmez sıkı bir araştırmaya girişir ve Burmalı göçmenlerin yalnızca Çin, Thailand ve Malezya’da değil, Japonya’da da çok sayıda olduklarını saptar. Onları, bulundukları bütün ülkelerde hiç de kolay olmayan yaşam koşulları içinde fotoğraflayıp Burma’nın içinde bulunduğu berbat durumu açığa vuran Takahashi, bu belgeselden sonra, güvenlik nedeniyle kendisini tanıtım şeklini değiştirir.

Analog makine kullanan biri olarak sayısal fotoğraf konusundaki düşüncelerini şu şekilde belirtmektedir; “Haber ve tanıtım fotoğrafçıları işlerinin hızı gereği sayısal fotoğrafı tercih ediyorlar. Belgesel fotoğrafçılar arasında az da olsa hâlâ film kullanmayı tercih edenler mevcut. Bana kalırsa sayısal fotoğraf ile analog fotoğraf; gerek konuya yaklaşım biçimi, gerekse kullanım özellikleri açısından farklılıklar gösteriyor. Ben, analog fotoğraf makinesi kullanan birisi olarak, deklanşöre basmak için gereken bedensel hareketi bile kullanılan makinenin yönlendirdiğini düşünüyorum. Sayısal fotoğraf makinesine oranla çok daha az sayıda, daha yavaş ve daha çok düşünülerek basılıyor. Görüntünün işlenmesi açısından da birbirinden çok farklı gereçler.”

Doğu kültürü ile yetişen Takahashi bunun, fotoğraflarına yansıması konusunda şöyle demektedir: “Kültürel farklılığın fotoğrafıma etkisi konusunda benim bir şeyler söylemem zor. Bununla birlikte şunu söyleyebilirim ki, konuyu doğrudan göstermektense, dolaylı yoldan göstermeye çalışıyorum. Konuyla izleyici arasına bir soluklanma alanı koyuyorum genelde. Örneğin, ölümü anlatırken kan ya da cesedi göstermek yerine, ölen kişinin hayattayken kullandığı bir şeyi ya da sevgilisinin fotoğrafını çekerek ölüm duygusunu ifade etmeye çalışıyorum. Bu yaklaşım biçimimde, bir parçası olduğum doğu kültürüne ait, doğaya tapınma ve reenkarnasyon gibi değerlerin etkisi olabilir.”

Fotoğrafı özel ve imtiyazlı bir yöntem olduğu için değil, ifade yöntemlerinden biri olduğu için ve yalnızca fotoğrafla anlatılabilecek bir konuya, yani, diyalog kurdukça fotoğraf  üretilebileceğine inandığımdan seçtim” diyen Takahashi ”izleyenlere o kaçınılmaz anı sunma”nın tartışmasız fotoğrafın gücünden kaynaklandığına inanmaktadır.

Kaynak: Yukie Mashima tarafından Aralık 2011 tarihinde Takahashi ile yapılan söyleşi.

Kontrast Sayı 28, Mart-Nisan 2012

Aysel ALTUN

Bizi paylaşın..