Yiğit KOÇBAY | John BERGER – O Ana Adanmış (43. Sayı)

“İnsanlar görünün tazeliğinden, bir şeyi ilk defa görmenin yoğunluğundan dem vururlar; ama ben, bir şeyi son defa görmenin daha yoğun olduğuna inanıyorum.”

Çeviri: Yurdanur Salman, Gürsoy Sökmen / Metis Yayınevi / Nisan 2009/181 sayfa

Görmenin önemini vurgulayan ve bu konuda eserleri bulunan John Berger “O Ana Adanmış” kitabında görme kültürü üzerine düşüncelerini bizimle paylaşıyor. Kitapta yazarın farklı zamanlarda yazdığı 19 adet denemesi birleştirilip Metis Yayınları tarafından bizlere sunuluyor.

John Berger, her yazısında sanatın insan üzerindeki farklı etkilerini ön plana çıkarırken, ünlü sanatçıların eserlerini, o eserlerin yapılış amaçlarını ve neden bu çalışmaların birer sanat eseri olduğu sorularına da eleştiri yoluyla cevap arıyor. Kitap boyunca cevaplandırılmaya çalışılan temel soru ise“bakmak ve görmek” arasındaki fark. Berger, bu soruyu kimi zaman Rene Magritte’in bir resminde, kimi zaman Paul Strand’ın bir fotoğrafında, kimi zamanda İstanbul’a yaptığı bir geziyi anlatırken cevaplamaya çalışıyor.

“Kısa süre önce babam öldüğünde, tabutun içinde birkaç çizimini yaptım” cümlesi ile kitaba başlayan Berger ilk bölümde çizimle fotoğraf arasındaki farkı anlatırken, görmenin gücü hakkında da konuşuyor.

İkinci bölümde ise ilkel ve profesyonel sanatçı tanımları, birbiriyle kıyaslanması, ilkelin neden daha vurucu olduğu sorularının cevabı veriliyor. Yazının dayandığı ana fikir ise kalıp kırmak üzerine.

Sonraki birkaç bölümde yazar, dünyaca ünlü resim, heykel ve fotoğraf sanatçılarının (Rene Magritte, RalphFasanella, Francis Bacon, Rodin, AugustSander, Paul Strand gibi) temel dayanağını anlatarak sanatın fikir yönünü ön plana çıkarıyor. “İnsan mutsuz bir maymundur. Ama böyle olduğunu biliyorsa, mutsuz değildir.
Öyleyse insanın bilemeyeceğini göstermek gereklidir. İnsan mutsuz bir maymundur ve bunu bilmez. Bu iki türü birbirinden ayıran beyin değil algılamadır. Bacon’un sanatının dayandığı aksiyom budur” cümlesi Bacon eleştirisinden alınan bir bölümdür.

Daha sonraki bölümlerde ise görüntülerin toplum üzerindeki etkilerinden ve tüketim toplumuyla ilişkisinden bahsediyor. “Fotoğraf, zamanı enlemesine keser ve o anda gelişmekte olan olay ya da olayların kesitini açığa çıkarır” cümlesi bunu vurgular niteliktedir.

Son bölümlerde ise Berger, yaptığı seyahatlerden edindiği izlenimleri anlatıyor. Yazarın bu bölümde olayı ve mekânı anlatmada kullandığı betimlemeler o anı bir fotoğraf karesi şeklinde gözümüzün önüne getiriyor.
“Bir tarlanın eşiği yeşil, ulaşılması kolay, üstündeki otlar henüz yükselmemiş, mavi gökyüzünün kapladığı sarısı dupduru yeşile dönüşmüş, dünyanın çanağının içerdikleri yüzey rengi, bekleyen tarla, gökle deniz arasındaki eşik, önünde ağaç desenlerinden oluşan bir perde, kenarları kavrulmaya açık, köşeleri yuvarlanmış, güneşe ısınarak yanıt veren, içinden zaman zaman bir guguk kuşunun sesinin geldiği duvarda bir eşik, görülmez, dokunulmaz zevk kaynaklarını sakladığı bir eşik, her zaman tanıdığım bir tarla başımı koluma dayamış uzanmışım, dört bir yanda durulacak bir sınır var mı diye bakıyorum. Çevredeki tel, ufuk.”

Berger’in kitabının beni cezbeden en önemli tarafı kitabın tek boyutlu olmaması. Kitap boyunca resim, heykel, fotoğraf alanlarında yapılan eleştirileri okurken bununla bağlantılı olarak kent yaşamı, popülerlik gibi güncel konularla sanatın ilişkisi de kuruluyor ve aynı zamanda hayatın içinden izlenimler sunuyor.

Uzun lafın kısası “O Ana Adanmış” kıyısından köşesinden sanatla ilişkisi olan herkes için tam bir başucu kitabı. Tekrar tekrar okunarak hayata farklı bir gözle bakmanıza katkısı olacak bir kitap. Deneyim ve görüşlerini bizlerle paylaştığı için kendi adıma John Berger’e teşekkür ediyorum.

Son olarak yazımı, kitabın sunuş kısmında Semih Sökmen’in John Berger’den alıntıladığı bir bölümle bitirmek istiyorum. “Bugünkü sistemin seyirliğinde zorunluluk yok artık. Dolayısıyla hiçbir deneyimde iletilmiyor.
Geriye kalan paylaşılabilecek tek şey, seyirlik; kimsenin oynamadığı, herkesin seyrettiği oyun. İnsanlar eskiden hiç olmadığı kadar, kendi varoluşlarına ve acılarına, tek başlarına zamanın ve evrenin uçsuz bucaksız arenasında bir yer bulmaya çalışıyorlar. ”

İyi Okumalar…

Kontrast Sayı 43, Eylül-Ekim 2014

Hazırlayan: Yiğit KOÇBAY