Özcan YURDALAN | İletişimin Kıldan İnce Mecrası (50. Sayı)

Evet aynen öyle.

Her marifeti bir yana, en hasından arızalarıyla birlikte bir iletişim aracıdır fotoğraf.

Bir bilgiyi, duyguyu iletebilir olmasından başka haber taşıma yeteneğiyle de öne çıkar. Kıymetlidir. Kıymeti kişisel bir tanıklığın öznel ifadesi olmakla sınırlı kalmaz, aynı zamanda bir saklama ortamı sunmasıyla da belirginleşir. Yaşanmışlıkların görsel kodlarla saklanabildiği özgün bir depolama ortamı.

Öznel veriler üreterek, kişisel yorumları ve tanıklıkları iletebilen ve saklayabilen “fotoğrafçılık” giderek yaygınlaşıyor, hayatımızdaki yeri büyüyor. Bu büyüme, yüzeysel bir ilginin gelip geçici karşılığı olarak kalmıyor, fotoğraflara duyulan ilgi zaman geçtikçe derinleşiyor ve yapısal özellikler kazanıyor; vazgeçilmez bir günlük faaliyet haline geliyor.

Fotoğrafçılık her şeyden önce çağımızın en sevilen kolektif eğlence aracı ve sosyalleşme vasıtası oldu.
Ayrıca sanatsal uygulamalar için de geniş imkânlar sunuyor. İletişim desen hakeza.

Bulunmaz bir nimet yani, tıpkı fasulye gibi.

Fotoğraflar artık konvansiyonel üretim ve dağıtım biçimlerini terk etti. Bu terk ediş teknolojik gelişmeler sayesinde oldu. Görüntü üretebilen yeni aletler fotoğraf çeken ile fotoğrafa bakan arasındaki ilişkiyi yeniden tanımladı. Bilgiyi üreten ile alımlayan arasındaki trafiğin değişebilirliğini, haber/bilgi akışının iki taraflı işleyebildiğini görebiliyoruz artık. Cep telefonlarıyla birleşen görüntü üretme ve dağıtma aygıtlarını kullanarak iletişimin kâh bir yanında kâh öte yanında konumlanıyoruz, bu müthiş deneyimi bizzat yaşayabiliyoruz.

Bu sayede iletişimin bir tür demokratikleşme haline tanık oluyoruz. Ancak bu yeni durumun bir yanılsama olma riskini de dikkate almak gerekiyor. İki açıdan: ilki, iletişim mecralarında dolaşan fotografik enformasyonun güvenilir olup olmadığı. Hepimizin bildiği gibi bir enformasyonun, haber niteliği kazanabilmesi için belirli üretim işlemlerinden geçmesi gerekiyor. Fotoğrafla üretilen bir tanıklığın bu vasıfları yoksa sıradan bir görsel kayıt olmaktan ileri gidemiyor. İkincisi ise, görsel iletinin bağlamından kopup kopmadığı. Bu mesele de ilki gibi tamamen fotoğrafçının sorumluluk alanına giriyor.

İletişim bilindiği gibi anlık bir temasın değil bir sürecin adı. İster görsel ister sözel olsun, bir verinin üretim işlemlerinden başlayarak, gönderenden alıcıya aktarılma sürecine iletişim deniyor.
Kuşkusuz iletişimin tek öznesi haber mahiyetindeki iletiler değil ancak ilk akla gelen bu. Dolayısıyla iletişim sürecinden karşılıklı bir anlaşılma hali yaratabilmesi bekleniyor.
Gösterenin–gösterdiklerinin–, söyleyenin –söylediklerinin– bağlamını kaybetmeden iletilmesi ve bu sayede anlaşılmaya dayalı bir ortaklaşma zemini yaratılması. Mesele bu. İletişimin içeriği haberleşmeden ibaret olmasa bile oldukça ağırlık taşıyor.

İletişimin sürdürülebilir olması ve işlevli kılınması için bir kodlar sistemine ihtiyaç var. Yani gönderen ile gönderilen arasında ortak bir dil inşa edilmiş olması gerekiyor. Bu noktadan kaptırarak yol alıp gitmek beni de bu yazıyı da aşar ama görsel iletişimin kodları başlığı altında birbirinden çok farklı kuramlar olduğunu biliyorum.

Bu yazının akışından da anlaşılacağı gibi, bireysel ya da kamusal bir araç olarak fotoğrafı haber taşıma, tanıklık paylaşma ve belgeleme yetenekleriyle bir iletişim mecrası olarak ele alıyoruz.

Tarihine baktığımız zaman, fotoğrafların elden ele dolaşmaya başladığı günlerden itibaren bilgi taşıma özelliğine sahip olduğunu görüyoruz. Fotoğrafçılar sokağa çıktıktan, hayata baktıktan, uzak diyarlardan görüntüler getirmeye başladıktan sonra kamusal bir algı yarattılar. Bir kanaat oluşturdular:

Dış dünyayı öncelikle görerek algılıyor, bilgileniyor, bu sayede yargılar geliştiriyoruz. Hal böyle olunca insan türünün en güçlü bilgilenme organı sayılan “göz” ile fotoğrafçılığı özdeşleştirilen bir algı doğdu. Fotoğraflar da fotoğrafçının gözleriyle gördüklerini bize getirdiğine göre, inanılır ve güvenilir bilgiler taşıyor olmaları gerekiyordu. Gördüğüne inanan insan, fotoğrafçının gördüğünü gösteren fotoğrafları da gerçeğin kanıtı saydı. Fotoğrafın iletişimdeki rolü bu temel kabul üstünden yükseldi. Yazının sonuna ulaşabilirsek eğer, bu kanaatin günümüzde nereye geldiğini, fotografik iletişimde nasıl kıldan ince kılıçtan keskin bir dizi etik vasıf aranmaya başladığını göreceğiz.
Az sabır.

Kanaatlerimiz bir dizi karmaşık sistem içindeki algılama mekanizmaları ve toplumsal yargılarla birlikte oluşuyor. Bu süreç işlerken fotoğrafa da hala önemli bir pay biçiliyor. Fotoğraf aracılığıyla iletilen bilgiler, görmeyle ilişkisi sayesinde inandırıcılık açısından diğer bilgilenme mecralarına göre üstünlükler taşıyor.

Kişisel bakış temelli öznel bir ifade/iletişim aracı olan fotoğrafçılık bütün arazlarıyla birlikte kendi tarihini inşa etmeye devam ediyor. Burada haber taşıyabilen, belgeleme yapabilen bir iletişim mecrasından söz ediyorsak eğer Felix Guattari’nin sözlerine kulak vermek gerek:

“Bir haber, önce olayın seçimi ve sınırlarının belirlenmesine bağlıdır. Bir olay esas itibariyle duygusal boyutlarla kendini gösterir, değerler süzgecinden geçmiştir, ancak farklı özgün bir bakış açısıyla değerlendirilebilir. Haber gazeteciliği vardı elbette! Ancak gazeteciler, nesnellik örtüsü altında, özgünlüklerini yok etmezler” der.

İletişim mecralarının ekseninde duran “haber” ile “enformasyon” arasında bir fark olduğunu bilerek meseleye bakacak olursak eğer şöyle bir tablo çıkıyor karşımıza: Ülkemizde haber ve belgesel çalışmalarını ciddiyetle sürdüren fotoğrafçıların -niyetlerinden bağımsız olarak- enformasyonla sınırlı iletilere sahip görsellerle yetindiklerini düşünüyorum.
Burada yine Guattari’ye kulak verecek olursak düşünürün günümüzde klasik yapısıyla “haber”in bile yetersizliğe işaret ettiğini görüyoruz:

“Haber hiç bir şeydir! Aslolan, sadece yorum, sunum, habere ritmini ve varlığını veren estetik boyuttur.
Yani ilgiye ulaşma, uyandırma, bir sorgulama başlatma kapasitesidir. Bu tamamen bir sanatçının çalışmasıdır”

Guattari’nin bu sözlerini, iletişim alanını mekanik bir bilgi aktarımı, sıradan bir haber paylaşımı olarak değerlendiren, fotografik sanat algısını “fine art” la sınırlı tutan yaklaşımları dikkate alarak aktardım.
Öte yandan iletişim mecrasının güvenilir olması ve fotoğrafçının sorumlulukları da özel bir öneme sahip.

Haber ve bilginin iletilmesi, kamusal bir konu. O nedenle iletişim alanındaki her görselin taşıdığı bilgilerin fotoğrafçısına yüklediği yükümlülükler söz konusu. Bunların başında ürettiği bilginin ve tanıklığın sorumluluğunu alarak bilginin doğruluğuna dair güvence verebilmesi geliyor.

Şimdi fotografik iletişimin haber ve belgesel fotoğraf alanında küresel değerleri temsil ve inşa edebilen bir kurumun, World Press Photography (WPPh)’nin 2016 yılı basın fotoğrafçılığı yarışmasına katılım için koyduğu etik kriterlere bakarak yazıyı tamamlayalım. Bu sayede fotoğrafçılığın sadece güzel görüntüler, ilginç fotoğraflar, kolay tüketilebilen imajlar üretebilme marifeti olmadığını hatırlatmış olalım, fotoğrafçılıkta sanatsal kriterlerden bağımsız, etik ve estetik değerlerin varlığına dikkat çekelim. Bu alandaki genel kabullerin bizim kafa yormaya pek gerek duymadığımız zeminlerde gezindiğini hatırlatarak bitirelim. Sözü WPPh*’ye bırakalım:

Haber / Belgesel Fotoğrafta Etik Düsturlar

1. Fotoğrafçı, kendi varlığının fotoğrafladığı ortam üzerinde yaratacağı etkinin farkında olmalı ve sahnelenmiş fotoğraf fırsatlarının yönlendiriciliğine karşı direnmelidir.

2. Fotoğrafçı, fotoğrafladığı ortamın yeniden oluşturulması veya sahnelenmesine bilerek katkıda bulunmamalı veya neden olmamalıdır.

3. Fotoğrafçı çektiği fotoğrafın bütünlüğünü korumalı, içeriğinde materyal değişikliği yapmamalıdır.

4. Fotoğrafçı altyazıların/başlıkların kesin ve doğru olduğundan emin olmalıdır.

5. Fotoğrafçı, foto hikâye düzenlenişinin, içeriği doğru ve adil bir biçimde temsil ettiğinden emin olmalıdır.

6. Fotoğrafçı fotoğrafının tüm oluşum süreçleri hakkında açık ve şeffaf olmalı, WPPh’ye karşı yaptığı çalışmanın sorumluluğunu üstlenmelidir.

Özcan YURDALAN
Fotoğrafçı, Yazar
ozcanyurdalan@yahoo.com