Orhan ALPTÜRK | Fotoğrafçı – Fotoğraf – Temsil (46. Sayı)

Gelişen post-modern dönem ve post-postmodern dönemin fotoğraf anlayışına geçmeden önce, bu döneme kadar çok ihmal edilmiş ve bir çok kurum, kişi -gerek üreten gerekse tüketen bağlamında- ele alınıp tartışılmamış olan FOTOĞRAFÇI-FOTOĞRAF ve TEMSİL (anlam yaratımı) ilişkilerini gözden geçirmemiz gerekmektedir. Yoksa bugün yaşanmakta olan ve 2.nesil [*] fotoğraf olarak tanımladığımız, ontolojik yapısı tamamen değişime uğramış fotoğraf anlayışını sağlıklı bir şekilde değerlendirmemiz mümkün olamayacaktır.

1970’lere kadar Fotoğraf, Anlam-Temsil boyutundan çok, nesnel gerçekliğe doğrudan nedensellik ilişkisi ile ele alınmış, fotoğrafın bir belge, bir tanık olma yönü tartışılagelmiştir. Bir AN kavramına yaslandırılan klasik fotoğraf, uzam-zaman ilişkisinde ele alınmamış, yüzyüze algının bir sürece dayalı olmasının bu üçlü ilişkiyi nasıl etkilediği göz ardı edilmiştir.

Temsil, bir ANLAM’ın yaratılması, dile getirilmesi olarak ele alınmamış, Klasik Yunan’dan bu yana gelen mimesis doğrultusunda değerlendirilmiştir. Fotoğraf nesnel gerçekliğin yansıtılması doğrultusunda; benzerlik, yakınlık, süreklilik, bütünlülük ve ilişkisellik boyutlarında adeta sürekli olarak sınanmıştır. Yani fotoğrafçının nesnel dünyayı kendine fotoğrafının nesnesi olarak seçmesi ve nesneden yansıyan ışığın optik ve kimyasal kaydı ontolojik tanımlaması olarak ele alınmıştır. Fotoğrafta ortaya çıkan anlamın sorgulaması pek yapılmamıştır.

Bu konuda ilk köklü ve geniş boyutlu yaklaşımı 1978 yılında ‘Modern Sanatlar Müzesi’ Fotoğraf Bölümü Başkanı olan John SZARKOWSKI yapmıştır. MOMA’da ‘Mirrors and Windows: American Photography since 1960’ adında büyük boyutlu bir sergi düzenleyerek, fotoğrafları fotoğrafçının temsil anlayışına göre iki gruba ayırmıştır. PENCERE ve AYNA…
Bu sergide; Diane Arbus, William Eggleston, Elliot Erwitt, Lee Friedlander, Ernst Haas, Robert Heinecken, Les Krims, Ray Metzker, Joel Meyerowitz, Ed Ruschenberg, Stephen Shore, George Tice gibi bir çok isim yer alır.

Elliott Erwitt
Lee Friedlander

Szarkowski bu kuşağın işlerinin 30’ların, 40’ların sosyal işlerine göre çok daha kişisel olduğunu belirtir.
Metaforik bir şekilde bu işleri AYNA ve PENCERE diye iki gruba ayırarak değerlendirir.
AYNAcıları bir romantik anlayış ile dünya üzerine kendi duyarlılıkları ile izlenimlerini, görüşlerini dile getirenler olarak değerlendirir. PENCERE fotoğrafçılarını -hatta pencere yerine Pencere’den deyimini tercih eder- da şeyleri, dünyayı kendi bulunuşları, kendi gerçeklikleri içinde gösterenler olarak tanımlar.

Aynı pencere’den bakan herkes dünyada aynı şeyi görür mantığı ile bu pencere türü fotoğraflarına bakan her izleyici de aynı şeyi görecektir. Fotoğraf bir pencere aracıdır. Bu aracın yarattığı gerçeklik yanılsaması aslolandır. Bu tür fotoğraflarda FOTOĞRAF adeta görünmez olandır. Tam da Modernizm’in özne yerine BİREY kavramı olarak tanımladığı insanın üretim, tüketim anlayışına uygundur. (Fakat bilinçli, bilimsel bilgi ile donanmış bir okur-yazar izleyici bu fotoğrafların da bir öznel yaklaşım olduğunun farkındadır).

Ayna fotoğraflarında ise artık her fotoğrafçı kendi öznelliğinde fotoğraflar çekmektedir. Amacı bir birey olarak kendi öznel duygularını ve dünya üzerine izlenimlerini fotoğraf aracılığı ile dile getirmektir. Seçtiği konular ve fotoğrafını oluşturduğu manipülasyon kombinasyonları da bu yöndedir (Toplumsal Gerçekçi rolünü hiç bir şekilde üstlenmezler).

Lee Friedlander

Bu fotoğrafçıların içinde LEE FRIEDLANDER’ın çok ayrı bir yeri vardır. Friedlander, bir temsil sistemi olarak fotoğraflarında kendi öznelliğini çeşitli yöntemler ile –manipülasyonlar- her zaman gündemde tutmuş salt bir pencere anlayışının tarafsızlığı içinde kalmamıştır… Kimi zaman güncel hayatta hiç kullanmadığımız vantage (seyir-bakış) açılarından çekimlerini yapmış, kimi zaman da gölgesini de önündeki nesnel görünüme düşürmüştür.

Bu dönemin de sosyal, ekonomik, teknik koşulları ve dinamikleri, sürekli olarak bu temsil anlayışlarını fotoğrafçının nesnel gerçeklik karşısındaki duruşunu her dönemin olduğu gibi, son derecede etkilemiştir.
Life, Look gibi dergilerin yanında, 1952 yılında ilk baskısını yapan Minor White’ın Aperture dergisi Ayna’cıları temsil ederken, bütün ülkeyi yıllarca gezen Robert Frank’ın ‘THE AMERICANS’ sergisi de Pencere’cileri etkilemiştir.

Minor White
Robert Frank

Ama yine de unutulmaması gerekir ki hiçbir fotoğrafçının tüm işleri böyle net iki temsil anlayışında değerlendirilemez. En başta da dediğim gibi SZARKOWSKI’nin bu sergiyi düzenlemesindeki en büyük katkı TEMSİL’in bir YANSITMA olarak değil bir ANLAM YARATIMI olarak tartışmaya açılmasını sağlamak olmuştur. Fotoğrafçı-Fotoğraf-Temsil (Anlam) ilişkisi artık birbirinden bağımsız değil, aksine bir sacayağının ayrılamaz parçaları olarak fotoğraf dünyasında yerini bulmuştur.

Temsil anlayışları bir toplumun tarihsel, toplumsal ve ideolojik bağlamdaki gerçeklik algısının izdüşümüdürler.

[*] İFSAK DERGİ/2012/01 -145 sayıda; Görüntüleme ve Görütülenende Zaman Algısı-Handan Tunç/Orhan Alptürk yazısı Şubat 2015, İzmir

Kontrast Sayı 46, Mart-Nisan 2015

Orhan ALPTÜRK
Fotoğraf Sanatçısı, Yazar
orhanalpturk@gmail.com