Mete OKUMUŞ | Sokak Fotoğrafçılığına Bakış (50. Sayı)

19. yy sonlarında Kodak firmasının satış politikasında belirlemiş olduğu “Basın, gerisini bize bırakın” sloganıyla görüntü üretimi ve tüketimi inanılmaz bir ivme kazandı. 1940’ların ikinci yarısında amatörler tarafından çekilen fotoğraf sayısı 1,5 milyon iken, 1954 yılında bu rakam 2 milyara ulaşır. Günümüze baktığımızda ise bu ivmenin aşağıya doğru değil yukarıya doğru olduğunu tahmin etmek güç olmasa gerek.

Fotoğraflaşan her nesne, basitçe her şeyin kayboluşundan arta kalan bir izdir. Bu kavranamaz bir karmaşa içindeki –dünyadan arta kalan çekilmiş, dünyadan arta kalan namevcut-   dönüşümlerden sonra fotoğraflanan, sadece şu ya da bu nesnenin yanılsamalı projeler dünyası için neredeyse nihai bir çözüm ve neredeyse mükemmel bir suçtur. [1]

Fotoğraf makinelerinin geçmişten günümüze, değişen dünyamızı, çevremizi kayıt altına aldığımız bir görsel kaydedici olarak yeri ve önemi oldukça büyüktür. Öyle ki, zamanla bu makinalar yalnızca stüdyoda kullanılan bir araç olmaktan çıkmış, yolları, sokakları keşfederken yanımızdan ayırmadığımız aksesuarımız haline gelmiştir.

19. yy sonlarında Kodak firmasının satış politikasında belirlemiş olduğu “Basın, gerisini bize bırakın” sloganıyla görüntü üretimi ve tüketimi inanılmaz bir ivme kazandı. 1940’ların ikinci yarısında amatörler tarafından çekilen fotoğraf sayısı 1,5 milyon iken, 1954 yılında bu rakam 2 milyara ulaşır. [2] Günümüze baktığımızda ise bu ivmenin aşağıya doğru değil yukarıya doğru olduğunu tahmin etmek güç olmasa gerek… Bugün internet sitelerinin sadece birine 250 milyar fotoğraf yüklenebiliyor ve kişiselleştirilmiş en yaygın fotoğraf paylaşım platformu olan Instagram’da bir günde 30 milyondan fazla fotoğraf paylaşılıyor.

Bu kadar yoğun bir fotoğraf kullanımının en büyük kaynağı cep telefonlarının bir fotoğraf makinası kadar gelişmiş özelliklerle donatılmış olması gerçeğidir. Fotoğrafa ulaşabilirliğin bu kadar hızla yayıldığı bir çağda kendimize uygun, fotoğraf algımıza uygun platformlar oluşturmak artık çok daha kolay. Alt alta fotoğraf dizilimi yaparak beğenimizi “tıklayarak” rahatlıkla sunabildiğimiz bu platformlardan dolayı, fotoğraf tüketim nesnesi konumuna gelmiş gibi algılansa da aslında bu durum Spectateur (tanık, görgü tanığı; seyirci, izleyici) ile fotoğrafı çeken arasında ki ilişkiyi bozmamaktadır. Bu ilişikide fotoğrafçı “an” olarak fotoğraflarıyla dönüşler yapar ve izleyicisiyle ilişkisini dinamik tutar.

Birçok fotoğrafçının özellikle sokak fotoğrafçısının yolu Flâneur olmaktan geçer. “Flâneur bir kent gezginidir. En ücra köşelerine kadar metropolü arşınlar ve modern hayatın bütün görünümlerini müthiş bir aşkla gözlemler, ayıklar ve hafızasının arşivine kaydeder. Kalabalıklarda barınır, kalabalıklarla nefes alıp verir, kalabalıklara mest olur. Tebdil-i kıyafet gezer. Kimse onu fark etmez, o ise herkesi fark eder. İnsan sarrafıdır. Modern hayatın kahramanlarını o seçer. Kahramanları aynı zamanda yoldaşları olur.” [3] Sokak fotoğrafçısı da avareliğini gezginliğini kayıt altına alır.

Sokak fotoğrafçısı kendi estetik algısının yansımalarını, yaşadığı çevreyi, sokakları ve hayatı, “Ayna ve pencereden [4]” bakarak sunar. İnsanları, binaların arasına sıkışmış küçük yeşil alanlar da, metrolarda, çarşılarda, sokaklarında kaydeder.

Değişimin tıpkı fotoğraf üretiminin ivmesi gibi akıl almaz bir hızla artması, yaşam alanlarımızın değişmesi, farklılaşması, içinde bulunduğumuz mekânlara yabancılaşmamız, sokak fotoğrafçısı için insan üzerinde yarattığı bu değişim sürecinin tekinsizliğini, uyum ve uyumsuzluğunu kaydetme arzusunun daha çok ortaya çıkarttığı söylenebilir.

Her sokak fotoğrafçısı kendi zamanını kendi, yaşam alanını kaydetmiştir. Diane Arbus, Elliott Erwitt, Robert Doisneau, Henri Cartier Bresson, Robert Frank, Herbert List, Marc Riboud, Brassai, Weegee, İzis Bidermanas, Jacques Henri Lartigue, Edouard Boubat, Vivian Maier, Lee Friedlande gibi fotoğrafçılar farklı zaman ve mekânın gözlemcileri olarak yaşam alanlarının bütünlüğünü karelerine taşımışlardır. Yaşamın, hayatın izlerini taşıyan göstergelerle dolup taşan bu fotoğraflar kendi perspektiflerinde bakışlarını, günlük hayatta kullanmadığımız bakış açılarıyla izleyicilere, aktarım aracı olarak fotoğrafın dilini kullanmışlardır ve ikonlaşmış fotoğraflarla geçmişin izleri olarak günümüze aktarmışlardır.

Günümüzde sokak fotoğrafçılığının aktarım mecrası olan internette yer alan yüzlerce fotoğrafçının izlenimleri, kentlerin ve yaşamların metamorfozlaşan alanlarındaki insan izlenimlerinden doğan milyonlarca görüntüler arasından ayrışıp kendi zamanının çok daha ötesine geçirecektir.

Belgesel fotoğraf anlayışının birebir kurallı kod sistemine uymayan sokak fotoğrafçılığı, kendi temsilini ortaya koyduğu kurallara rağmen metropol dinamiğiyle anlık refleksler ve individual perspektiferini yansıtacağı farklılıklarla, semiyotiğin alanında kültürel kodlara göre inşaa edilmiş metni anlam süreçlerine göre düzenlenmiş işaret sistemlerinde yer alacak, ikonlaşacak fotoğraflara rastlamamız mümkün olacaktır.
İçinde bulunduğumuz sistemin gerektirdiği doyumsuzluk ve sürekli değişim ihtiyacı sokak fotoğrafçısı için neredeyse sonsuz bir kaynak sağlamış olacaktır.

Kaynakça:
[1] Baudrillard, Jean. Fotoğraf Neyi Anlatır, Yok oluş sanatı, Derleyen Caner Aydemir. Hayalbaz Yayınları, İstanbul,2007, 129 s.
[2] Bajac, Quentin, Fotoğraftan Sonra Analog Fotoğraftan Dijital Devrime. Çev. Marşa Franco. YKY, İstanbul 2001, 14 s.
[3] Artun, Ali. Modern Hayatın Ressamı, Charles Boudelaire, İletişim Yayınları, İstanbul,2003, 33 s.
[4] Tunç, Handan. Alptürk, Orhan. Görüntüleme ve Görüntülenende Zaman Algısı. İFSAK Dergi, İstanbul 2001, 145 s.

Kontrast Sayı 50, Ocak-Şubat-Mart 2016

Mete OKUMUŞ
meteokumus@gmail.com