Mehmet ÖZER | Yürek Eşiği (50. Sayı)

AFSAD Toplumcu Gerçekçi Belgesel Fotoğraf Atölyesi fotoğrafçılarına,
Sevgili arkadaşlarım merhaba,
Şimdi bir yol ayrımındayız
Birlikte çıktığımız bir yol daha bitti.
Şimdi yeni yollar için sırt çantaları hazırlıyoruz.
Soluk soluğa geçti ama göz açıp kapayıncaya kadar geçti işte. Ardımızda anılar bırakarak.
Ne çok şey öğrendim sizlerden, öğrendiğim her şey için teşekkür ederim.
Hayat ve hayal bilgisi dersleriniz için, Acılar ve kederler için de teşekkür ederim.
Çocuk düşleri ve sevinçler için teşekkür ederim.

Bildiğim şu dur ki, biriktirdiğim, bildiğim ya da sahip olduğum olanaklarımı sizlere vermeye çalıştım.
Kanatarak kitapların sayfalarını, her satırdan bir düş toplayarak size ulaştırmaya; bildiğimi anlatıp, gördüğümü gösterip, her olanağı paylaşmaya çalıştım. Eğer eksik kalmışsam, kalbimle özür dilerim sizden. Dilim döndüğünce, ufuk çizgisinde değil, evlerde güneşlerin nasıl karardığını, ama yine büyük sevinçlerle nasıl doğduğunu anlattım. Suların nasıl ağladığını, dağların nasıl yas tutuğunu gösterdim ve taşların dilsiz olmadığından söz ettim. Yaralanmış hayvanların sessizliğini anlattım. Sermayenin şiddetinden kaçamayan ağaçların, suların çaresizliğini ancak sizin gösterebileceğinizi söyledim size.

İnsana rengini veren toprakların zehirlendiğini ve insanlarının sürgüne ölüme gönderildiğine birlikte tanık olduk. Küçük Ayla kurdi’nin sahile vurmuş bedenine bakarak öfkenin de, umudun da tutanakçısı olmamız gerektiğini anladık ve bunu kalbimizle onayladık. Suruç’tan Ankara’ya barış istekleri kanla boğulan insanların düşlerini gerçek kılmanın geride kalanların insan sorumluluğundan söz ettik birlikte. Unuttuğumuz kadar suçlu, hatırladığımız kadar güçlü olacağımızı bu nedenle fotoğraflarımızın unutmaya karşı bir olanak olduğu bilinciyle bastık deklanşöre. İnatla sürdürülen savaşa rağmen ısrarla barışı savunmanın, bizden önce gidenlere verilmiş bir söz olarak hayatımıza çağırdık. Yeni yollar açamaya çalıştık ömrümüze.

Bildiğim bir şey var, yüzünüz her bulutlandığında benim kirpiklerime yağmurlar yağdı. Sorular sordum kendime, birçoğu yanıtsızdı, uykusuz kaldım ve öğrendim hayatlarınızdan.

Eşitlik ilişkisi kurmak, aslında eşitsiz ilişkiler üzerine kurulmuş sisteme bir itirazdı ve bayram sevinçleri taşıdınız avuçlarıma. Sorunlarımız vardı paylaştık, sorularımız vardı yanıtladık.

Canımızın yandığı zamanlar oldu ama yine biz sarmaladık yaramızı, onardık kendi kendimizi.
İçimizdeki bencilliğe savaş açıp öteki olmaya çalıştık aklımızın fikrimizin yettiğince.

Düşüncelerimizin gücü yalnızca doğru olmasında değil onun örgütlü olmasındadır.

Örgütlü bir bilinç güçlü ve yenilmezdir ki çağdaş insan olmanın en önemli özelliği örgütlü olmaktır.
Tüm bu başarılarınızda örgütümüz AFSAD’ın eli yanı başımızdaydı, teşekkür ederim.

Omuzlarınızdaki yükün farkındasınız. 1 Mayıs meydanlarından, yoksul gecekondulara, yeryüzünün yarısı kadınlardan, aynı ekmek ve gelecek için mücadele ettiğimiz dillerimiz ayrı olsa da kalbimizin aynı heyecanla çarptığı sınıf kardeşlerimize, maden ocaklarından sokaklara alanlara kadar onlarca hayatın tanığı olduk.
Bir derviş sabrı ile bu yükü taşımalısınız. Unutmayın başkaların hayatına bakmak ondan sorumlu olmak demektir. Orada sadece rant görenlere inat orada bir hayatın olduğunu gösterdiniz. Şafakla söylenen şarkıları çağırın hayatınıza, değişimine katkıda bulunduğunuz hayat gelip çalacak kapınızı.

Anne acılarına tanık oldunuz Cumartesi meydanlarında, Surdibi Düşlerinde, Haziran Direnişinde.
Çocuklarını yitiren her anne için evlat oldunuz, gördüm bunu.

Şiirle, şarkıyla, edebiyatla, resimle birlikte fotoğrafın diliyle kurduğumuz yeni dilimiz, yaşamı her gün yeniden yaratan emekçilerle, yoksullarla, kadınlar ve öğrencilerle buluştu ve çalışmalarınız toplumcu belgesel fotoğrafçılığın tarihinde yerini aldı. Sizden sonra bu alanda çalışacak olanlar sizlerin ayak izlerine basacaklar.

İyi fotoğraf çekmek önemli ve gereklidir ama ondan daha da önemli olan sizlerin bu süreçte ne kadar öğrenip değiştiğinizdir. Ve asla unutmayın ki ne kadar başkalarının acısına bakabiliyorsak o kadar insanız. İçinizde açtığınız her kapı, her pencere bizim insanlığımızı sınayacaktır. Ve siz her eşiği aşacaksınız buna inanıyorum. Fotoğraflarınızda yürek çarpmasını hissettiğimde kanatlandı sevinçlerim.

Kendi parmak iziniz kadar size ait güçlü ve güzel fotoğraflar üretmeniz dileklerimle, sizleri sonsuz bir aşkla sevdiğimi söylemek isterim.

Paylaşmak insan ruhunun inceliğidir, sizlerin paylaştığını görünce bin kat büyüdünüz gözümde, çocuklar gibi sevindim. Gözlerinizde günışığı, yüzünüzde sıcaklığı sahiciliğin, bitimsiz bir şarkı gibi sürsün gülüşleriniz.

Sizler ne güzel, ne iyi insanlarsanız ve ben ne kadar çok şanslıyım ki yolum sizinle kesişti ve fotoğrafların ömrümüze açtığı yolda birlikte yürüdük. Ben bahtiyarım.

Sevginin yalnızca emek olduğuna ve hiçbir karşılık beklemeksizin sevmeyi de bilmenin gerekliliğine inanıyorum. Sevmenin bir insanlık hali, bir erdem olduğunu, sevilmenin bir ayrıcalık olduğunu biliyorum ve yaşıyorum.
Eksik idim kendimi sizinle tamamladım. Yeryüzünde yalnız olmadığımızı biliyordum, sizinle birlikte hala bir umudun olduğunu gösterip bu umudumu ısrarla sürdürmek istedim.

Bütün yalınlığı ile sadece teşekkür ödülümü almak içindi çırpınışım.
Yüreğimin üzerinde ayağa kalkıp alkışlıyorum sizleri.
Sizinle soluduğum hayat için,
beşibirli bir sevinçle
sevginin sesiyle
aklımla, kalbimle…
teşekkür ederim atölye arkadaşlarım
teşekkür ederim AFSAD
teşekkürler ey hayat.

5 Ocak 2016 Ankara.

 

NEDEN FOTOĞRAF ÇEKİYORUZ?

  • Sana bakarak, senden geçerek bana ulaşmalarını, beni anlamalarını, beni bulmalarını sağlamak için;
  • Senin gözlerinle kendimize bakmak için,
  • İnsanın bir yüzü, yüzünün içindeki bin bir yüz halini gösterdiği için;
  • Dünyayı gösterip yeni dünyalar düşü kurdurduğu için;
  • İçimizdeki beni bulma serüvenimizde bizi yol gösterdiği için;
  • Hayatımızı anlamlandırıp, yeni anlamlar kattığı için;
  • İçimizdeki beni herkesle paylaşıp, bizi yaşamla eşitlediği için;
  • Dokunmadan, konuşmadan iletişim kurabildiğimiz için;
  • Ölmekten Korktuğumuz, yaşadığımızı kanıtlamak ve ardımızda izler bırakmak için;
  • Bizim ömrümüzden daha uzun olduğu için;
  • Değişmeye inandığımız ve bizdeki, toplumdaki değişmeyi gösterdiği için;
  • İtiraz hakkımızı etkin bir biçimde kullanmamıza olanak sağladığı için;
  • Her insanda kendimizden bir şeyler bulduğumuz için;
  • Hayata dair söylenecek sözümüz olduğu için;
  • Bizi dilbaz, düşbaz ve işgüzar yaptığı için;
  • Olup biteni, akıp gideni anlamak için;
  • Size dair şeyleri anlamaya, anlamlandırmaya çalışırken; kendimizi anlamamıza yardımcı olduğu için;
  • Bir başına kalabalık olan fotoğrafın, yalnızlığımı paylaşıp bizi çoğalttığı için;
  • Toplumsal belleğimizi diri tutup, tarihimizi ışıkla, zamanla yazdığı için;
  • Sözün tükendiği yerde fotoğraf konuştuğu için;

 

 

 

 

 

Çalışma tarzı KOLEKTİF çalışmadır.
Projeler, sergiler, gösteriler, etkinlikler kolektif aklın ve emeğin ürünüdür.
Projeler mutlaka bir sorun üzerinden oluşturulur.
Atölye projelerini sorunun kurumsal kimlikleri ile ortak olarak yürütür.
Atölye çalışmalarından hiçbir üye olanak ya da ayrıcalık sağlayamaz.

Dışarıdan ya da kurslardan atölye katılabilme sadece atölye üyelerinin onayı ile olur.
Gözün değil bilincin gördüğünü bilerek bilmeyi ve biriktirmeyi önemser.
Atölye çalışanlarının tümü açısından eşitlik ilişkisi atölyenin olmazsa olmaz değeridir. Tüm üyeler eşitler arasında eşittir. Bu tutum tüm üretim ve sunum aşamalarında geçerlidir.
Paylaşmak esas değerdir. Bilgi ve olanak, sorunlar ve sorular ve yanıtları koşulsuz paylaşılır.
İki temel dili vardır sevginin ve sanatın dili. Bizi birbirimize bu dillerin inceliği bağlar.
Atölye içindeki sorunlar kolektif tartışma ile çözülür.
Atölyedeki en büyük ceza sevgisizliktir. Artık sevenler sevilmez olurlar.
Atölye çalışanları örgütlü olma bilinciyle örgütü AFSAD’ı her koşulda gözetir.
Kuruluş amaçlarına uygun davranır.
Atölye çalışanları, atölye çalışmasının, derneğimizin sokağa açılan penceresi olduğu bilinciyle hareket eder.
Bencillik, Bireycilik ve kibir, çalışma tarzımızın beraberliğimizin inkârıdır.

NEYİN FOTOĞRAFINI ÇEKİYORUZ?

  • Ellerimizde zamana ve ışığa hükmeden kalbimizle, kalabalık caddelerin, ırmak gibi akıp giden yürüyüş kortejlerinin, vitrinlerden yansıyan yoksulluğumuzun fotoğrafını çekiyoruz.
  • Kuşun bile yuva yaptığı dünyada evsizlerin, yurtsuzların büyük yoksulluklarının fotoğrafını çekiyoruz.
  • Adına fotoğraf makinesi dediğimiz göğsümüzün üstünde sallanıp duran kalbimiz, aklımızı süzgecinden geçen, kalbimizin de onayladığı ayrılıkların, acıların, kederlerin fotoğrafını çekiyoruz.
  • İşgalcilerin kül ve enkaza çevirdiği kentlerin ve külün içindeki közün fotoğrafını çekiyoruz.
  • Serin dağ başlarında konuklarını bekleyen rüzgarın, kayalarda ağlayan suların, bize birlikte yaşamayı öğreten ağaçların fotoğrafını çekiyoruz.
  • Anne acılarının, çocuk sevinçlerinin ve açlıktan küçülen bedenlerin fotoğraflarını çekiyoruz.
  • Dışlanmışların, ötekilerin fotoğrafını çekiyoruz.
  • Hayatın ve aşkın, vefanın ve vicdanın fotoğrafını çekiyoruz.
  • Yolların, yolculukların, bir sırt çantasına sığdırılan bir ömrün fotoğraflarını çekiyoruz.
  • Akıp giden hayatın, aklımızın eşiklerine, kalbimizin nehirlerine taşıdığı öyküleri çekiyoruz.
Fotoğraf: Türkan Namlucu / Orada Hayat Var – Dikmen Ankara 2011
Fotoğraf: Mehmet Özer / Dia
Fotoğraf: Mehmet Özer / Umudun Gözleri Cizre
Fotoğraf: Mehmet Özer / Dia
Fotoğraf: Mehmet Özer / Ankara Ayakta
Fotoğraf: Mehmet Özer / 1 Mayıs 2011 – İstanbul
Fotoğraf: Mehmet Özer / Berkini Uğurluyoruz – 12 Mart 2014, Ankara