Kimiko Yoshida | PORTFOLYO (53. Sayı)

Japonya’nın Tokyo kentinde 1963 yılında doğmuştur. Paris, Venedik ve Tokyo kentlerinde yaşamaktadır.
Lisans: Edebiyat Fakültesi, Chuo Üniversitesi, Tokyo, Japonya (1986)
Tokyo Fotoğraf Koleji, Japonya (1995)
École nationale supérieure de la photographie, Arles, Fransa (1996)
Studio national des arts contemporains-LeFresnoy, Fransa (1999)

*****

2010 Maison Européenne De La Photographie (Mep), Paris, Fransa 2018 Ruarts Gallery, Moskova, Rusya
2011 Ruarts Gallery, Moskova, Rusya; Grand Palais/Art Paris, Paris, Fransa
2012 Katara Arts Center, Doha, Katar: Intangible Brides
2013 Galerie Tanit, Beyrut, Lübnan
2015 Paramount Pictures Studios/Paris Photo, Los Angeles, ABD; Kyotographie, Kyoto, Japonya
2016 Musée Du Masque, Binche, Belçika
2017 Wilfrid Museum, Hasorea, İsrail

ÖZPORTRELERİM HAKKINDA KAVRAMSAL PROTOKOL

Neredeyse tek renkli, büyük, kare formunda, belli belirsiz aydınlatılmış özportrelerim, 2001 yılından bu yana beni tanıtan imza çalışmalarım haline geldi. Özportrelerimin arkasındaki kavramsal protokol değişmiyor: her zaman aynı minimalist tavır, aynı ortam, aynı özne, aynı kadraj… Böylece, aynı yüz defalarca görüntülense de hiçbir zaman kendinin aynısı olmuyor. Kişi ne kadar fazla tekrarlanırsa o kadar farklı bir hale geliyor.

Dijital düzenleme ve Photoshop müdahalesi yok, yalnızca makyaj ve doğrudan fotoğraf.

Sanat tarihi düşünülerek elde ettiğim, çözümlenemez ve neredeyse soyuta çok yakın portrelerden oluşan yeni fotoğraf serilerimin adı “Resim. Özportre” (Painting. Self-portrait). Kavramsal protokolüme kendime koyduğum ikinci bir kısıtlama eşlik ediyor: Giysilerin sistematik olarak “gasp edilmesi” veya “yoldan çıkarılması” , haute-couture giysilerin ve tasarım ürünü aksesuarların her zaman amacı dışında kullanılmak üzere amacından saptırılması.  Bu seride hiçbir nesne ilk tasarım fonksiyonuna uygun olarak kullanılmadı. Etek veya elbiseler, pantolonlar, ayakkabı yahut çantalar 19. yüzyıl baş süslerine, klasik kıyafet süslerine, tarihi kostümlere dönüştürüldü.

Mutasyon, permutasyon, transmutasyon: sürekli bir dönüşüm söz konusudur. Burada sanat; yerine kullanmanın belirsiz bir şekilde yapıldığı bir süreçtir ve nesnelerin halleri ile ilgili dikkatli biçimde süren bir çalışmadır.

Dolayısıyla eski ustaların şaheserlerinin tuval üzerine büyük boyutlu arşivsel baskılar ile sembolik yerdeğiştirmeleri temel olarak bir “détournement”  çalışmasıdır. Fransızca bu sözcük saptırma, yön değiştirme, yanıltma, bükme, yozlaşma, kötüye kullanma, suiistimal etme, gasp yahut herhangi bir şeyi normal biçimde kullanımından veya amacından saptırma anlamına gelir.

Fotoğraflara “Resim” (Painting) başlığını koymak, sözcüğün anlamına ve kendisine ters düşmektedir. Bu ise; karşıtları tekrar birleştirmek amacıyla söylenen ile gösterileni birbirine karşıt hale getirmektedir. Sözcüğün tanımladığı ve anlamı, iki farklı ve zıt atıf içermektedir. Aynı şekilde, görüntüde görülen de temsil ettiğinden kopmuştur.

Özportrelerimi zamandan bağımsız ve soyut çalışmalar olarak görmekteyim, yani arkasında herhangi bir çeşit öyküsü olmayan portreler. Sanat tarihinden elde edilmiş olan bu “Resim” serisi, eski ustaların şaheserlerinin zihinsel çağrışımlarıdır. Bu sembolik bir yer değiştirmedir.

Bir alıntı yahut taklit olmaktan veya benzerlik üzerine kurulu olmaktan çok uzak, simgesele bilerek yapılan dönüşüm, yalnızca hafızamda titreşen, genellikle kendimin bile farkında olmadığım bazı detaylara geriye dönük bir göndermedir.

Sanat, yerine kullanmanın belirsiz bir şekilde yapıldığı bir süreç, nesnelerin halleri ile dikkatli biçimde sürekli bir çalışmadır. Sanatın varlık sebebi, yalnızca sanat ile dönüşebilecekleri dönüştürmektir. Soru önemsiz bir “Ben kimim?” değildir. Çalışmalarım daha geçerli ve temel bir kimlik sorgulaması yapar: “Kaç kişiyim?” Bunun elbette daha farklı bir etkisi vardır. John Lenon’un “I Am the Walrus” şarkısının açılış sözlerini hatırlayın: “I am he as you are he as you are me…” (Ben oyum, sen de osun, tıpkı senin ben olduğun gibi).

Tüm bunlar beni ben yapan şeyler değil, benim ilgimi çeken şeylerdir. Önemli olan; olmadığımı düşündüğüm yerde olmak ve olduğum yerde yok olmaktır. Aslında bu düşünce biçimi Jacques Lacan’ın Descartes hakkındaki yorumlamasının bir türevidir (cogito ergo sum: düşünüyorum, öyleyse varım). Jacques Lacan, “olmadığım yeri düşünüyorum, öyleyse düşünmediğim yerdeyim” anlayışı ile varoluşun ve düşüncenin birbirinden ayrı olduğunun altını çizmektedir. Çalışmam temsil ve anlam, temsil ve yok oluş, temsil ve yokluk, belirleyici ve belirlenen arasındaki ayrımın bir yansımasıdır. “Kimlik arayışı” ve beraberinde getirdiği eklentiler ile “topluluklar”, “toplumsal cinsiyet” klişeleri ve kalıtımın belirlemeciliği fikirlerine sırt çevirdim.

Özportre kişinin bir yansıması değildir fakat kişinin temsilinin bir yansımasıdır. Eski bir ustanın bir “Resim”e yaptığı zihinsel gönderme, kendi çalışmama ruhani bir ötekilik katıyor. Bir sanat eserini eşsiz kılanın, tam olarak bu ötekilik, farklılık, diğerlerine benzemeyiş ve aykırılık olduğunun bilincindeyim. Temsili başkalaştıran ve soyuta doğru yönlendiren bu ötekiliktir.