Gülser GÜNAYDIN, Nihal MAVİ | Metafor ve Gruplararası İlişkiler (53. Sayı)

Bu yazı Mark H. White II ve Mark J. Landau tarafından yazılan ‘’Gruplar Arası İlişkilerde Metaforlar’’ adlı makaleden, George Lakoff ve Mark Johnson tarafından kaleme alınan Metaforlar – Hayat, Anlam ve Dil kitabından ve Bahadır Baruter’in ‘’Uykusuzluk Takvimi’’ adlı karikatür serisinden faydalanılarak oluşturulmuştur.
Mark H. White II, Kansas Üniversitesi’nde sosyal psikoloji alanında çalışıyor. İnsanların kendilerine ve başkalarına önyargılı tutumlarını nasıl haklı çıkardıklarını ve sosyal ve politik ideolojilerin bu haklı çıkarma işlevine nasıl hizmet ettiğini inceliyor.
Aynı üniversitede psikoloji profesörü olan Mark J. Landau, metaforun sosyal düşünce ve davranış üzerindeki etkisini araştırıyor. Metaforlar – Hayat, Anlam ve Dil kitabı ise 1980’de George Lakoff ve Mark Johnson tarafından yazılan dilimize de çevrilmiş önemli bir kaynak.
Bahadır Baruter söz konusu uykusuzluk takvimi serisinde bazı kavramları en basit şekillerle ifade etmesini başarabilen önemli bir karikatürist ve sanatçımız.

Bahadır Baruter, Uykusuzluk Takvimi’nden

Gruplara aidiyet ve diğer gruplarla ilişkilerimiz hayatımızın çok önemli parçasıdır. İlişkilerimizi yönlendiren, anlamlandıran, kurallar koyan birçok değere sahibiz. Bu değerler; geniş görüşlü olmak, temiz olmak, affedici olmak, çalışkan olmak, hırslı olmak, kibar olmak, yardımsever olmak, bilgelik, başarı hissi, yalan söylememek, iç huzuru, özgürlük, olgun sevgi, sosyal onay, zevk, barış içinde bir dünya, kendine saygı gibi daha çok soyut kavramlardır. Fakat soyut fikirler kimlik ve güç gibi belli belirsiz yeni anlamlara dönüşürler. Hemen her şeyi anlamlandırmak için de insanlar kavramsal metaforlara (eğretilemelere) güvenirler. Bunlar soyut olmayan, kavraması daha kolay, daha somut fikirleri temel alan araçlar ve kurallardır. Bu manada kullanılan metaforlar ne kadar akılda kalırsa ve duygulara hitap ederse o kadar etkili olur. İyi bir metafor yüzlerce kelimeden daha fazla anlam ve değer bilgisi içerebilir. İnsanlar, fiziksel temizlik ve sıcaklık hissi gibi tanıdık deneyimleri temel alan benzetmeler kullanarak bazı ortak metaforlar oluştururlar. Metaforların sadece konuşma araçları olmadığı, aynı zamanda sistematik ve pratik olarak gruplar arası tutum ve davranışlar üzerinde de önemli bir etkiye sahip olduğuna dair kanıtlar vardır. Bu makalenin de göstermeye çalışacağı gibi, çoğu metaforik benzetme önyargıya yol açmakta ve bazen bilinçsizce basmakalıp fikirler ve ayırımcılık olarak ortaya çıkmaktadır. Yine de grup uyumunu ve barışı desteklemek için metafor gücüne sahip olabilecek, pozitif, umut telkin eden olasılıkları da göz önünde bulundurmak gerekiyor.

Gruplar arası ilişkiler şaşırtıcı derecede karmaşık ve anlaşılması zordur. İnsanların belirli gruplar hakkında neden güçlü duygular besledikleri, grupların nasıl etkileşim içinde olduğu ve toplumun nasıl organize edilmesi gerektiği ile ilgili bazı sorulara yanıtlar bulunmaya çalışılsa da tam olarak nedenleri açıklamak zor olmaktadır.
Bir şeyi anlamlandırmak ve daha iyi kavrayabilmek için insanlar daha kolay ve somut kavramlara dayanan metaforlardan faydalanırlar. Metaforlar; insanların güç, ahlak, çeşitlilik ve saldırganlık gibi soyut kavramları anlamalarına yardımcı olur ve araç sürme, oyun, spor, bedensel hareketler, bitkiler ve makineler gibi çok çeşitli tanıdık deneyimler hakkında ortak bir bilgi birikimini oluştururlar. Bu eğretilemeler, gündelik konuşma, haberler, kampanya konuşmaları, okul kitapları ve diğer iletişim araçlarıyla alıcılara iletilir. Örneğin, bir toplumun “yükselişi”, “gruplar arası çatışmanın kaynama noktasına gelmesi”, “çekirdek” kimlik duygusu ve sivil hakları kazanmak için “mücadele vermek”, “göğüs göğüse çarpışmak” gibi metaforlar yaygın olarak kullanılmaktadır.

Metaforlar anlama yardımcı olabilir ama olaylarla ilgili doğru algılamaları veya yararlı çıkarımları garanti etmeyebilir. Bilinçlendirmede ise doğrudan etkisi vardır. Böylelikle sosyal gerçekliğin yansımaları olarak ele alınırlar. Bunların ötesinde, metafor kullanımı önyargı ve grup içi çatışmayı şiddetlendiren kalıcı yanlış anlamaları doğurabilir. Çalışmalar hem teorik hem de pratik olarak insanların grup davranışlarını şekillendiren metaforların tanımlanmasının önemli olduğunu göstermektedir. Bu konuda yapılan incelemeler; önyargı, basmakalıp yargılar ve ayrımcılığın altında yatan bilişsel mekanizmaların ortaya çıkmasına da yardımcı olmaktadır. Ayrıca metaforlara yapılan pratik müdahalelerle, ilişkileri geliştirmek amacıyla daha sosyal, yapıcı alternatifler oluşturulabileceği de düşünülebilir.

1980’de George Lakoff ve Mark Johnson tarafından yazılan Metaforlar – Hayat, Anlam ve Dil kitabına bakacak olursak; Metafor kelimesi Grekçe bir kelimedir ve “meta: öte” ve “pherin: taşımak” kelimelerinden meydana gelerek “bir şeyi başka bir şey ile anlatmak” anlamında kullanılmaktadır. Metafor denilince akla hemen dil gelir ama dikkatli bakınca metaforların sadece bir dil meselesi olmadığı, insanın günlük hayatındaki düşünme sürecinin dahi metaforik olduğu anlaşılır. Böylece zihinlere yerleşmiş metafor kavramına bakış değişmeye başlar. Geleneksel anlayışta metaforlar benzetme, istiare, metonimi ile birlikte anılır ve bir kelimenin yerine başkasını kullanma olarak bilinir.

George Lakoff ve Mark Johnson’a göre metaforlar düşünce ve dili şekillendiren, yapıya kavuşturan unsurlardır. Kavramların niteliği olarak ele alınan metaforlar sadece sanatsal veya estetik kaygılarla değil belirli kavramların daha iyi anlaşılmasını sağlamak için de kullanılır. George Lakoff ve Mark Johnson metaforların özel bir yeteneği ve zihin faaliyetini gerektirmeden gündelik hayatta kullanıldığından bahsederler. Kavramların birçoğu ya soyut olduğu veya tecrübemizde çok belirgin olmadıkları için, onları daha açık diğer terimler aracılığıyla anlamaya ihtiyaç duyarız. Bu ihtiyaç kavram sistemimizde metaforik tanımlamaya yol açar. Böylelikle metaforlar hayatımızın olmazsa olmazları kategorisinde yer alırlar. Kitapta metaforun, bütünüyle kavrayamadığımız şeyleri, duygularımızı, estetik tecrübelerimizi, ahlaki pratiklerimizi ve ruhsal bilincimizi kısmen kavramaya çalışmanın en önemli araçlarından biri olduğu konusu incelenir, metafor örneklerine çok sayıda ve büyük harflerle yer verilir: ZAMAN PARADIR, AŞK BİR YOLCULUKTUR, PROBLEMLER YAPBOZDUR, ENFLASYON DÜŞMANDIR, DÜŞÜNCELER BESİNLERDİR…

Mark H. White II ve Mark J. Landau’nun yazdıkları makalede, her biri üzerinde durmanın olanaksızlığı nedeniyle bazı metaforlara odaklandıklarını görüyoruz. Metaforik düşüncenin grup içi duygular ve tutumlar üzerinde sistematik etkileri olduğuna dair kanıtlar da aynı makale içinde inceleniyor. Makalede birçok metaforun kaynağının genellikle yürüme, yeme ve ağrı hissi gibi bedensel deneyimlere dayandığını söylüyorlar.
Hayli ilginç olan bu makalede bahsedilen metafor çalışmaları; insanların sosyal kavramlara verdikleri anlamların, fiziksel ortam ve duyusal, motor ve fizyolojik etkileşimlerle bağlantılı olduğu fikrini desteklemektedir.
Metaforu eşsiz kılan, hedefin analog öğelerini temsil etmek için fiziksel bir kaynağın şematik bilgisini aktarmasıdır. Bunun sonucunda metafor, hem anlama ve potansiyel zararlı bir önyargı kaynağı, hem de onu çekici bir araç yapan bir kavramdır. Örneğin, “Ülkemizi göçmen seli bastı.” ifadesindeki göç bir hedeftir, sel de bir kaynak ve aradaki eşleşme buradaki hedefi vurgulamakta ya da küçümsemektedir. Metaforlar aynı zamanda olayların doğru gidişatı hakkında muhakemeye yol açabilir. Göçmenler örneğine bakıldığında, akımlarını engellemek için bir bariyer oluşturmak ihtiyatlı görünebilir.

Şimdi biraz makalede gruplaştırılan metaforlara bakalım…

Dikey Metafor
En temel (geleneksel, kültürel olarak yaygın) metaforlardan biridir, pozitif değerler dikey alanda yukarı doğru ve negatif değerler aşağı doğru yerleştirilir. Yukarıya; iyi, güçlü, ahlaklı ve sağlıklı olanlar, aşağıya; kötü, güçsüz, beğenilmeyen hoşnut olunmayan şeyler yerleştirilir. Örneğin; insanlar Tanrı, ilahiyat ve ahlak terimlerini “yukarı”, günah ya da ahlaksız uyarıları “aşağı” ile ilişkilendirir. Mesleki kariyer ve sosyal statü de toplum tarafından aynı böyle dikey bir konumda yerleştirilir. Yöneticiler ve çalışanlar arasında uzun bir dikey çizginin örgütsel hiyerarşi şeması incelendiğinde karşılık bulduğu rahatlıkla görülür. Dikey metaforlar ile sosyal durumu merdivenlere bağlayan ortak ifadeler yaygın olarak kullanılır. Hiyerarşik yapıya bakıldığında tarih boyunca üst sınıf ve alt sınıf diye kolayca adlandırıldığı da görülür.

Organizma – Yapı
Antik Yunanlılar ile başlayarak toplum biyolojik bir organizma olarak anlaşılmaktadır. Bu metafor toplumun bir bitki ya da hayvan türü gibi gelişip olgunlaştığı düşüncesini vurguluyor. Sosyal Darwinizm, toplumların, ulusların, sınıfların ve etnografilerin doğal seleksiyona tabi olan türlerin akımı olduklarını savunuyor. Organizma metaforu ya gruplar üzerinden ya da toplum üzerinden yapılabilmektedir.
Gruplar birer organizmadır.
Herbert Spencer ve Thomas Malthus gibi teorisyenler “evrim” in ilerlemeyi temsil ettiğine inanıyordu. Bu bağlamda organizma metaforu, önyargı ve eşitsizliği haklı göstermek için kullanılmıştır (Frachia & Lewontin, 1999, 2005; Perry ve ark., 2014). Bu bakış, toplumda dezavantajlı olanlara yardım etmenin ahlaki olarak yanlış ve insan türü için zararlı olduğu anlamına gelir, çünkü topluma uygun olmayan grupların toplumda yaşamasını sağlar. Genel gruplardan elde edilen evrim metaforu ile toplumda önyargıların, eşitsizliğin haklı çıkarıldığı düşünülebilir. Çünkü bu metaforlar dezavantajlı grupları, insani gelişmeye katkıda bulunmayan sosyal olarak elverişsiz insanlar olarak betimler. Bu nedenle yardımı hak etmiyor ve sosyal evrimin “doğal ilerlemesini” engelliyorlardır. İkinci Dünya Savaşı’nın sonundan beri bu düşüncenin popülaritesinin azalmış olmasına rağmen insanların hala toplumda dezavantajlı grupları düşündüklerinde bu metaforlara itimat ettikleri gözlenebilmektedir.
Toplum bir organizmadır.
Toplumu bir organizmaya benzetmek, toplumdaki grup ilişkilerinin hastalığa düşebileceğini ima etmektedir. 1900’lerin başlarında, toplum, zihinsel engellileri zararlı mikroplar içeren bir “beden”e, Amerika Birleşik Devletleri’nde Japonları ve Almanya’da Yahudileri ulusal bedene zarar veren, veba, kanser, virüs ve tümörlere benzetmiştir (O’Brien, 2010). Göçmenleri genellikle toplumun vücudunu işgal ve hasta eden zararlı kirleticilere benzetmişlerdir. Bu metafor, kirleticileri etkisiz hale getiren ulusal bağışıklık sisteminin bir ifadesi olarak önyargıyı haklı çıkarmaktadır.

Temizlik
Ahlak soyut bir kavramdır. İnsanlar ahlak ile ilgili güçlü sezgilere sahip olmalarına rağmen bazı tutumların neden ahlaki ya da ahlaksız bir şey olduğunun fikrinin toplumda net olmasına ihtiyaç duyarlar ve bazı kavramlarla dile getirmeye çalışırlar (Haidt, 2001). Metafor kullanarak, insanlar “ahlak” kavramını, fiziksel kir, temizlik ve kirlenme gibi deneyimleri doğrultusunda kavramsallaştırırlar. Tiksinme ve kirli uyarıcılardan kaçınmanın insanları tehlikeli patojenlerden (hastalık oluşturan mikroplardan) korumada evrimsel bir yararı vardır. Ama insanlar, fiziksel olarak kirli ya da kirletici olmayan fikirlere ve davranışlara tepki olarak tiksinti hissederler. Bunun nedeni; temizliği, evrimsel perspektifin önerdiğinden daha geniş, daha figüratif terimlerle daraltmalarıdır. Çünkü normlar, değerler ve diğer toplumsal yapılar ahlaki düzen sistemleri olarak hareket ederler. İnsanlar ise bu yapıları zayıflatmakla tehdit eden sosyal uyarıcılardan tiksinir.
Tiksinme, metafor yoluyla, etnik ve ırksal önyargılara da yol açar. Sağ kanat otoriterliğinin sapkın grupları tanımlamak için patojenler metaforunu sık kullandığı görülmektedir ve “sapkınlar bir gün bizim ahlaki değerlerimizi ve geleneklerimizi kirleterek yiyip bitirecekler” gibi ifadelere rastlanabilmektedir. Toplum metaforik terimler kullanarak, bu ‘‘sapkın’’ grupları var olan toplumun değer yargılarını kirletip yok etmeyi hedefleyen kirli patojenler olarak görme eğiliminde olduklarını hissettirmektedirler. Homofobi çalışmaları da benzer sonuçları ortaya koymaktadır.

Hayvanlar
Önyargı genellikle insanlaştırma ile eşleştirilmiştir. Dış gruplar dünya çapında hayvan metaforları kullanarak; dil, imge ve kültürel sembollerle (Haslam, Loughnan, ve Sun, 2011) temsil edilir. Örneğin, İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi propagandası Avrupalı Yahudileri hastalık taşıyan fareler olarak tasvir ederken, Japonlar Amerikalıları kana susamış kartallar olarak tasvir eder. Ben Carson, 2015 yılında ABD’ye giriş yapmak isteyen mültecileri “mahallenizde dolaşan kuduz köpek” ile eşleştirmiştir (McCaskill, 2015). Kültürler boyunca erkekler, ornitolojiden ödünç aldıkları bir kelime dağarcığı ile konuşurlar; civcivler, kuşlar, kazlar, kedicikler vb.
Bu tür metaforlar grup üyelerini homojen olarak görüntülemeyi kolaylaştırır. Çünkü çoğu insan hayvan türünün basit, basmakalıp kavramlarına hakimdir. Örneğin “avukatlar köpekbalıklarıdır” gibi bir sosyal kategori kullanmak, bu kategorinin üyelerinin “hepsi birbirine benzer” gibi algılanmasını sağlar. Bu da önyargı ve ayrımcılığa olanak tanır. Grup üyeleri ahlaki değerlendirmeyi hak etmeyen hayvanlara dönüştüğünde, insanlar — çocuklar dahil olmak üzere — gruplara karşı daha büyük önyargı bildirirler (Costello & Hodson, 2014) ve failler onlara zarar vermekten daha az etkilenirler (Staub, 1989). Ne de olsa; fareleri, böcekleri ve maymunları incitmek ya da öldürmek daha kolaydır. Diğer insanlık dışı metaforlara örnek ise; grup üyelerini hayvanlar yerine cansız nesnelerle eşleştirmektir. Bu nesneleştirme konusunda daha geniş bir eğilimi ifade eder.

Işık ve Karanlık
Tolaas’a göre, insanlar günışığında etkili bir şekilde işlev gören ama geceleri etkisiz olan diurnal (sadece gündüzleri görülen, gündüzleri hareket eden ve besin arayan) yaratıklardır. Açık ve koyu kavramları ile yapılan metaforlar ise sosyal dünyanın pozitif ve negatif yönlerini temsil etmek için kullanılır. Dini imgeler, kahramanlar ve kötü adamlar aynı mecazi tasvirlerle popüler medya tarafından bolca ifade edilir (Meier ve ark., 2014).
Aynı zamanda dilin; aydınlık günler, karanlık gelecek veya karanlık işler gibi ifadelerle de zenginleştiği görülür. Bu metaforun ırksal önyargı yarattığı düşünüldüğünde, siyahi bireylerin örtülü değerlendirmelerinin sıklıkla negatif olduğu anlaşılmaktadır. Örneğin; insanlar negatif kelimeleri kalıplaşmış Afrika‐Amerikan adlar ve yüzler ile eşleştirirken, pozitif kelimeleri de Kafkas isimler ve yüzler ile eşleştirmede daha hızlıdırlar (Greenwald ve ark., 1998). Bu olgunun duygulanım ve ışık arasındaki nörolojik ilişkiye bağlanabileceği düşünülmektedir.

Isı – Sıcaklık
Önyargı yarattığı düşünülen, en yaygın olarak kullanılan metafor – “duygu termometresi” (“feeling thermometer”) (Nelson, 2008) – fiziksel sıcaklığı hoşlanmaya ve soğukluğu da hoşlanmamaya bağlar. Çoğu insan, bir gruba karşı sıcak veya soğuk hissetmelerini sezgisel bulur ve bu tepkileri çok çeşitli grup davranışlarına bağlarlar (Talaska, Fiske, & Chaiken, 2008). Isı veya sıcaklık metaforu teorinin yanı sıra ölçümü de bilgilendirir. Stereotip içerik modeline göre (Stereotype Content Model), insanlar grupları iki temel duruma göre değerlendirirler (Cuddy, Fiske ve Glick, 2008). Durum 1: statü; toplum içinde nispeten güçlü ve yetkin olarak algılanan bir grup olup olmadığı; Durum 2: sıcaklık; uyumlu ve sevilebilir olarak görülen gruplar sıcaktır, rekabetçi ve zararlı olarak görülenler soğuktur.

Oyunlar
Rekabetçi oyunlarda kazananlar ve kaybedenler vardır. İnsanlar grup içi rekabeti sıfır‐toplamlı oyun yani “kazanan varsa kaybeden de vardır” (Jackman 1994) şeklinde algıladıkları için, oyunlar daha genel olarak grup içi ilişkilerde yerinde bir benzetme gibi görünebilir. Fakat gruplar arası ilişkileri rekabet oyunları olarak nitelemek, gruplar arasında meydana gelen gerginliği ima ederek önyargıları şiddetlendirebilir.

Önyargıları Azaltmak İçin Metaforlar Kullanımı
Metaforlar insan bilişinin merkezindedir ve toplumu anlama ve iletişim kurmada işlevi vardır. Aynı zamanda önyargı ve grup içi çatışmanın önemli bir kaynağı gibi görünür. Bu durum önyargıyı azaltmak için metaforlardan tamamen kaçınmamız gerektiği anlamına mı geliyor? Kullanmaktan kaçınmak imkansız bir hedef olabilir.
Daha makul bir hedef, toplum yararına kullanılan metaforları desteklemek olabilir. Öneri olarak; metaforlar insanların tarihsel gerçekleri takdir etmesine yardımcı olabilir. Örneğin; ABD tarihinde uzun yıllar siyahi Amerikalılara karşı uygulanan baskıyı kredi kartı borcunu aşmaya benzetelim. Beyazlar siyahileri sömürerek onlara borçlandı. Bu metafordaki önemli bir haritalama, beyazlar’ın daha fazla sömürüye karışarak daha fazla borç üretmemeye söz vermiş olmalarına rağmen, borç harcamaları durduktan sonra bu borcun ortadan kaybolmayacağı bilgisidir. Birisi sonunda borcu geri ödemek zorundadır. Araştırmacılar, pozitif grup içi davranışları teşvik etmek için bu metaforu kullanabilirler. Bu olasılık, bir kişinin kendi grubunu haksız yere başka bir gruba zarar vermekten sorumlu olarak algıladığında, kişisel olarak kendisi ile ilgili olmasa ya da doğrudan zararla ilgili olsa bile insanların yaşadıkları toplu suçluluk kavramıyla ilişkilendirilebilir. İnsanlar kolektif olarak suçluluk duyduğunda, zarar gören grup üyelerine karşı olumlu davranılması ve hissedilmesi daha olasıdır.
Başka bir strateji, normalde gruplar arası düşmanlıklarını azaltmak için metaforları “yeniden tasarlamak”tır. Örneğin; belirli grupları kir veya hastalık olarak görmek üzerine metaforlardan bahsettik. Fakat aynı zamanda çağdaş ABD’de eşitlikçi ve önyargısız bir norm var diye inanılıyor ise önyargının kendisinin fiziksel bir kirlilik veya pislik olarak görülebileceği anlamına çalışılabilir. 2016 yılının Mayıs ayında, Barack Obama tüm Federal yasalardan “Negro”, “Oriental” ve “Eskimo” gibi sözcükleri kaldıran yasa tasarısını imzaladı. The Root bu hikayeyi söz konusu kelimelerin ‘’tüm federal yasalardan temizlendiğini” söyleyen manşetle duyurdu. Benzer şekilde; Donald Trump’ın bütün Müslümanların ülkeye girmesini yasaklama önerisine, bu fikirlerin ‘’zehirli’’ ve aslında “biyolojik olarak parçalanamaz bir tür toksin” olduğu yazıldı. Bu örneklerin her birinde gördüğümüz gibi, gruplar arası ilişkileri iyi yönde geliştirmek için kir ve temizlik içerikli bilindik metaforların barışa yol açan bir yaklaşıma başvurarak kullanılmasına çaba gösterebiliriz.
Bu yaklaşımlar kendi mahallemiz, şehrimiz, ülkemiz, coğrafyamız söz konusu olduğunda, hangi ön yargılı metaforların yerine yenilerini bulmamız, “yeniden tasarlamamız” ve kullanmaya çaba göstermemiz konusu üzerine bizi düşünmeye teşvik edebilir. Göçmenler, azınlıklar, kadınlar, Müslümanlar ve olmayanlar, engelliler, işsizler, bekarlar, dullar, öğrenciler, belli meslekler gibi öteki olarak algıladığımız tüm gruplar…

KAYNAKLAR
Costello, K., & Hodson, G. (2014). Explaining dehumanization among children: The interspecies model of prejudice. British Journal of Social Psychology, 53(1), 175–197.
Cuddy, A. J., Fiske, S. T., & Glick, P. (2008). Warmth and competence as universal dimensions of social perception: The stereotype content model and the BIAS map. In M. P. Zanna (Ed.), Advances in experimental social psychology (Vol. 40). (pp. 61–149). San Diego: Academic Press.
Fracchia, J., & Lewontin, R. C. (1999). Does culture evolve? History and Theory, 38(4), 52–78.
Greenwald, A. G., McGhee, D. E., & Schwartz, J. L. K. (1998). Measuring individual differences in implicit cognition: The implicit association test. Journal of Personality and Social Psychology, 74(6), 1464–1480.
Haidt, J. (2001). The emotional dog and its rational tail: A social intuitionist approach to moral judgment. Psychological Review, 108(4), 814–834.
Haslam, N., Loughnan, S., & Sun, P. (2011). Beastly: What makes animal metaphors offensive? Journal of Language and Social Psychology, 30(3), 311–325.
Jackman, M. R. (1994). The velvet glove: Paternalism and conflict in gender, class, and race relations. Berkeley, CA: University of California Press.
Lakoff, G., & Johnson, M. (1980). Metaphors we live by. Chicago, IL: University of Chicago Press.
Lakoff G ve Johnson M (1980) Metaforlar Hayat, Anlam ve Dil, çeviri; Gökhan Yavuz Demir, 2015, İthaki Yayınları.
McCaskill, N. D. (2015, November 11). Ben Carson compares Syrian refugees to dogs. Retrieved from http://www.politico.com/story/2015/11/ben‐carson‐syria‐refugee‐ dogs‐216064
Meier, B. P., Scholer, A., & Fincher‐Kiefer, R. (2014). Conceptual metaphor theory and person perception. In M. Landau, M. Robinson, & B. Meier (Eds.), The power of metaphor: Examining its influence on social life (pp. 43–64). Washington, DC: APA Press.
O’Brien, G. V. (2010). Social justice implications of the organism metaphor. Journal of Sociology and Social Welfare, 37(1), 95–113.
Perry, M., Chase, M., Jacob, M., Jacob, J., Daly, J. W., & von Laue, T. H. (2014). Western civilization: Ideas, politics, and society, volume II: Since 1600. Boston, MA: Cengage Learning.
Staub, E. (1989). The roots of evil: The psychological and cultural origins of genocide and other forms of group violence. Cambridge: Cambridge University Press.
Talaska, C. A., Fiske, S. T., & Chaiken, S. (2008). Legitimating racial discrimination: Emotions, not beliefs, best predict discrim- ination in a meta‐analysis. Social Justice Research, 21(3), 263–296.
White, M. H. II, & Landau, M. J. (2016). Metaphore in Intergroup Relations. Social and Personality Psychology Compass; 10: 707–721.

Gülser GÜNAYDIN, Nihal MAVİ