Gülbin ÖZDAMAR | Sosyolojinin ve Etnografinin Vazgeçilmezi: Fotoğraf* (50. Sayı)

“Fotografik görüntüye bakmak, toplumsal bağlam, kültürel önkabüller ve grup normalar tarafından belirlenmiş bir toplumsal faaliyettir. Fotoğrafları fotografik uyarım amacıyla görüşmecilere gösterebilmek için, görüşmeci grubun fotoğrafı nasıl kullandığına dair bir önbilgi gereklidir ki buna bağlı olarak metodolojik stratejiler planlanabilsin ve ortaya çıkan veriler görüşmecilerin ortak anlam dünyası çerçevesinde değerlendirilebilsin.”

Fotoğraf, 19. yy modernleşmenin ve Sanayi Devrimi’nin önemli simgelerinden biridir. Bu dönemin ortaya çıkardığı bilimsel ve teknik gelişmeler ortamında fotoğrafın bulunuşu ve yaygınlaşması gerçekleşmiştir. Bu nedenle, fotoğrafın dönüşümü ele alınırken “bağlamsal” bir anlayışla durumu incelemek ve gerekli saptamaları yapmak gerekir. Bağlamsal yaklaşım, durumun derin anlamlarının kavranmasında önemli bir anlayıştır. “Her buluş, bir yandan kendisinden önce gelen bir dizi deneyim ve bilgi birikiminin diğer yandan da toplumsal ihtiyaçlarının çerçevesinde biçimlenir.” [1] Teknolojik gelişmelere paralel olarak değişen ve farklılaşan fotoğraf da, kendine çeşitli alanlarda yer bulmuş gerek sanat ve bilim içinde, gerekse kitle iletişiminde önemini ortaya koymuştur.
Bir sanat nesnesine dönüşmesinden ziyade, bağlamsal bir çerçevede fotoğraf; toplumsal ve bilimsel bir olgu olarak, toplumsal gerçekliği aktardığı inancının yanı sıra, meydana gelen bir olayın varlığına kanıt oluşturması ve belge görevi görmesi nedeniyle hem pozitif bilimlerde hem de sosyal bilimlerde önemli bir yere sahiptir.

Howard S. Becker, sosyolojinin doğum tarihini, Comte’un sosyolojiye adını veren çalışmasını yayınladığı yıl, fotoğrafınkini ise Daguere’nin Fransız Bilim Akademisi’nde görüntüyü metal levha üzerine kaydettiğini duyurduğu 1839 yılı olarak belirtmektedir. Ona göre fotoğraf ve sosyoloji aynı tarihlerde ortaya çıkmıştır. Başlangıcından bu yana her ikisinin de hizmet ettiği projelerin en önemlisi, toplumun araştırılması ve keşfidir [2].
Berger de Becker gibi, fotoğraf icat edildiği sıralarda, Comte’un, Pozitif Felsefe Dersleri’ni yazdığını ve Pozitivizm, fotoğraf ve sosyolojinin bir arada büyüyüp geliştiğini ifade etmektedir. Ona göre, “onların üçünün de uygulamada dayanıklılığını sağlayan şey, bilimciler ve uzmanların kaydettiği gözlemlenebilir, niteliği ölçülebilir olguların bir gün insanlığa doğa ve toplum hakkında ve onları bir düzen içinde tutacak şekilde eksiksiz bilgi sunacağı inancıdır [3]. Comte’un açıkladığı pozitivizm, aslında fotoğraf makinesini ve onun ürettiği iki boyutlu yüzeyi de bilimin bir sonucu olarak gören bir anlayıştadır. Çünkü işin içinde “insan aklı” vardır. Bundan önceki resmetme tekniklerinde insan duyguları, dünyayı hissediş ve el becerisi varken, fotoğraf insan aklının bir ürünüdür. Fotoğrafın tarihi okumalarında görüldüğü gibi fotoğrafın icadında rolü olan bütün bilim adamları, kendi deneylerinden elde ettikleri verilerden bir başkası için soru oluşturarak, yeni deneyler yaparak ve sonucunda akıllarını ve edinilmiş bilgilerini kullanarak fotoğrafı hep bir adım ileri götürmüşlerdir -ki bütün bilim dallarında var olan süreç böyle işler-.

Bu dönemde geliştirilen buharlı tren, buharlı gemi gibi buluşların, deniz aşırı ülkelere yolculuklara sebep olması, bilinmeyen yerlerin keşfedilmesine ve onların kaydedilmesine neden olmuştur. Sömürgecilik döneminde teknolojik devrimin simgelerinden biri olan fotoğraf, ötekiyi kategorize etmek, tanımlamak, ona egemen olmak ve kimi zaman da bir öteki icat etmek amacıyla kullanılmıştır [4]. Böylelikle yeni bir alan olarak ortaya çıkan antropoloji sayesinde “ötekiler”e ait her şey incelenmeye başlanmıştır. Bu açıklamalar ışığında antropoloji, sosyoloji ve fotoğrafın paralel bir tarihe sahip olduklarını vurgulamak gerekmektedir. Batchen’e göre, ‘esas gayesi’, ‘uygarlaşmış kabilelerin nitelikleri, alışkanlıkları, istekleri üzerine otantik bilgi’ toplamak olan ‘Yerli Halkları Koruma Topluluğu’nun 1837’deki kuruluşu, Daguerre’nin ürettiği ilk ‘Daguerretype’ ile aynı zamana rastlamaktadır. Bu iki deneyim aynı zamana rastlamasının ortak arzusunu ise, “gözle görüneni sadakatle tekrarlayarak bilgiyi görünür kılma arzusu” olarak tanımlayan Batchen, fotoğrafın icat edilişini izleyen fikrin, etnografik bir dünya tasarısını varsaymasının şaşırtıcı olmadığını vurgulamakta ve etnografların fotoğrafa olan ilgilerini şöyle açıklamaktadır [5].

“1840’lardan itibaren etnografların ilgisine layık büyük bir imaj üretimi mevcuttu. Bunlar, Fransız köylülerinin zoraki katkısı sayesinde insanlarla doldurulmuş kır tablolarından Amerikan yerlilerin tam tekmil asalı, taçlı büstlerine kadar uzanıyordu. Egzotik Öteki’ne ait imajlar çok değişik türden tüketicilere çekici gelebiliyordu. Daha 1850’lerde, fotoğrafçılar zenci kölelerin profilden imajlarını üretmişlerdi ve bu imaj kısa zamanda kriminoloji ve etnoloji disiplinlerine özgü bir imaj çeşidi olarak görülmeye başlayacaktı. 1870’lere gelindiğinde ise, fotoğraf antropolojik yöntemin sistematik, hatta bazı durumlarda zorunlu bir parçası haline gelmişti”.

Bu paralel tarih boyunca fotoğrafçılar -özellikle belgesel üslupla çalışan fotoğrafçılar- bir etnografın ya da bir sosyologun araştırma konularıyla yakından ilgili olmuşlardır. Fotoğraf, başlangıcından beri toplumun çözümlenmesinde bir araç olarak kullanılmaktadır ve fotoğrafçılar bu durumu görevlerinden biri olarak kabul ederler. Önceleri, kimi fotoğrafçılar, fotoğraf makinelerini çağdaşlarının başka türlü asla göremeyeceği uzak toplumların kaydedilmesinde, daha sonra da kendi toplumlarının, çağdaşlarının görmeyi istemeyeceği yanlarının gösterilmesinde kullanmışlardır [6].
Aynı zamanda fotoğrafçılar göç, yoksulluk, ırk, toplumsal huzursuzluk gibi çağdaş toplumsal sorunlarla ilgilenmişlerdir. Bu fotoğraf geleneğinde, kötülükler genellikle teşhir amacıyla betimlenmekte ve bunların düzeltilmesi için eylem çağrısı yapılmaktadır (Sosyal Belgeci Anlayış). Bu duruma verilecek ilk örnek belgesel fotoğrafın da babası sayılan, Jakob Riis’dir. 1870 yılında ABD’ye giderek röportajcı olan Jacob Riis, “New York’un aşağı mahallelerinde sefil hayatlar süren göçmenlerin yaşam koşullarını anlattığı yazılarını, görüntülerle güçlendirmek için fotoğraftan faydalanmış, böylece fotoğraf, ilk defa toplumsal eleştiri malzemesi olarak kullanılmıştır (Freund, 2006:99). Lewis Hine, günde 12 saat çalışan, hayatlarını fabrikalarda, tarlalarda ya da gecekondu bölgelerinde bakımsız evlerde geçiren çocukların fotoğrafını çekmiştir (Oral, 2006:116).
Fotoğraflar, Amerikalı’ların gözlerini açmış ve çocukların çalışmaları konusunda yasal değişikliklerin yapılmasını sağlamıştır [7].

Fotoğrafçılar tıpkı bir etnograf gibi, kültürel konuların, kişilik tiplerinin (ya da tipik kişiliklerin), toplumsal tipolojinin ve toplumsal karakteristik atmosferinin ortaya çıkarılması ile de ilgilenirler. Bu nedenle Robert Frank’ın (1969) büyük etkiler yaratan “Amerikalılar” çalışması hem Tocqueville’in Amerikan kurumlarına ilişkin çözümlemelerini hem de Margeret Mead ve Ruth Benedict’in kültürel konulardaki çalışmalarını hatırlatmaktadır. Frank, ülkenin farklı kırsal bölgelerinde tekrar tekrar çektiği, bayrak, otomobil, restoranlar gibi şeylerin fotoğraflarını sunmuştur. Fotoğrafladığı bu şeyleri, uyandırdığı çağrışımlar aracılığıyla Amerikan kültürünün derin ve anlamlı simgeleri haline dönüştürmüştür.

Antropolojiye tarihsel olarak bakıldığında fotoğrafı da içine alan ve antropolojinin bir alt alanı olan görsel etnografi, pozitivist metodolojinin hakim olduğu dönemde ortaya çıkmış ve gözlemlenebilir bir nesnel gerçekliği görsel-işitsel teknolojilerinin (fotoğraf makinesi, video gibi) aktarabileceği görüşü yaygınlık kazanmıştır.
Bunun nedeni bu araçların, tarafsızlığına, şeffaflığına ve şüphe götürmeyen tanıklığına olan inançtır.
Bir pozitivistin perspektifinden bakıldığında, şüphe edilmez bir tanık ve güvenilir verilerin kaynağı olan fotoğraflar sayesinde, insan zihninin sınırları olmadan, gerçek, film düzlemine kaydedilir. Bu nedenle antropologlar, teknolojilerin gelişmesi ve ulaşılabilir olmasıyla birlikte, bilinmeyen kültürleri, farklı coğrafi bölgeleri, insan topluluklarını ve onlar hakkındaki detayları fotoğraf makinesi ile belgeleyerek arşivler oluşturmuşlardır [8].

Bazı fotoğrafçılar da toplumları ve kültürleri temsil eden türlerin portrelerini çekerek, toplumsal betimlemeyi portreler üzerinden yapmaya çalışmışlardır [9]. Becker bu geleneğin en önemli ismini August Sander olduğunu önermiştir. Sontag da, “bilim olarak fotoğrafa bir örnek” olarak, Agusut Sander’in 1911’de başladığı, Alman insanın fotoğrafik bir kataloğunu çıkarma projesini göstermiştir. Sander, bireyleri temsili karakterleri için seçmemiş, pek doğru bir biçimde fotoğraf makinesinin yüzleri birer toplumsal maske olarak açığa çıkardığını varsaymıştır. Fotoğraflanan herkes belli bir ticaretin, sınıfın ya da mesleğin göstergesidir [10].
Bu dönemde fotoğraf gerçekliğin bir kanıtı olarak kullanılmakta ve görülmektedir. Fotoğrafın sosyal bilimler projelerinde kullanılmaları ise, onları sadece birer kanıt olmalarından kaynaklanmaktadır.

Günümüzde ise fotoğraf, gerçekliği aktardığı ve anın bir kanıtı olduğu inancından ziyade, birer görsel günlük olarak tanımlanmaktadır. Görsel kayıt, nesnel gerçekliğin kaydedilmesidir. Görsel bir günlük yaratmak ise fotografik aracın kendisinin alternatif bir kavramsallaştırılması üzerine inşa edilen farklı yan anlamlar taşımaktadır. Araştırmacının ya da fotoğrafçının araştırma boyunca, araştırdığı ya da belgelediği konu üzerindeki kavrayış düzeyiyle birlikte, araştırmaya neleri dahil edip, neleri göz ardı edeceği ve objektifin önünde olup bitenleri ne biçimde değerlendireceği farklılaşmaktadır. Görsel günlük olarak fotoğraflar, araştırma sürecine, araştırmacıyı ve aracının (fotoğraf makinesi) niteliklerini yeniden sokmaktadır. Başka bir deyişle günlük, araştırmacının sahaya girişinin, katılımının ve sahadan ayrılışının özdüşünümsel (self-reflexivity) bir tarihsel kaydıdır. Özdüşünümsellik, kültürel gerçekliğin nesnel bir biçimde aktarılacağını savunan görüşe ve ideolojiye duyulan kuşkuların bir ürünüdür. Toplanan verilerin çoğu, araştırmacının/fotoğrafçının süzgecinden geçmekte, onun kendi izlenimleri ve kuramsal yönelimindeki önyargıları bu süzgecin derinliğini belirlemektedir. Bu yaklaşım içinde çekilen görüntüler, zaman ve mekân içinde belli bir anda, belli bir araç kullanan bir araştırmacının belli bir toplulukla karşılıklı etkileşiminin biricik neticesi olarak görülmektedir. Etnograflar ya da fotoğrafçıların kimlikleri, araştırma konusuna yaklaşımlarını, ne tür fotoğraflar çekeceklerini etkileyecektir. Bunun nedeni ise fotoğrafı çeken etnografın ya da fotoğrafçının çekim sürecine doğrudan katılmasıdır. Doğal olarak elde edilecek verilerin, katılımcılardan bağımsız olması beklenemez.

Araştırmalarda veri toplama aracı olarak kullanılan fotoğrafın, görsel veri olarak farklı toplanma yolları ve teknikleri bulunmaktadır. Araştırmacı tarafından çekilen fotoğraflar, veri toplama sürecinde bir görüşme cihazı olarak, özellikle görsel sorulara sözel sorulardan daha kolay yanıt veren kişiler için sıklıkla kullanılmaktadır.
Bu tür yöntemlerin temel amacı, etnografik bilgiye ulaşmaktır. Etnografik fotoğrafın farklı veri toplama tekniklerinden biri de son dönemlerde görsel antropologlar ya da görsel sosyologlar için vazgeçilmez bir teknik olan fotografik uyarım (photo elicitation)’dır. Schwartz bunun nedeninin görme biçimleri ile ilişkili olduğunu şöyle açıklamaktadır:

“Fotoğrafik görüntüye bakmak,toplumsal bağlam, kültürel ön kabüller ve grup normalar tarafından belirlenmiş bir toplumsal faaliyettir. Fotoğrafları fotografik uyarım amacıyla görüşmecilere gösterebilmek için, görüşmeci grubun fotoğrafı nasıl kullandığına dair bir önbilgi gereklidir ki buna bağlı olarak metodolojik stratejiler planlanabilsin ve ortaya çıkan veriler görüşmecilerin ortak anlam dünyası çerçevesinde değerlendirilebilsin” [11].

Fotografik uyarım ilk olarak, fotoğrafçı ve araştırmacı olan John Collier tarafından etnografik araştırmalara uyarlanmıştır. Collier bu yönteme fotoröportaj (photo-interview) adını vermiş, foto-röportajın anahtar elamanlarını kullanarak veri toplamak için fotoğrafı bir araç olarak kullanmıştır. Göçmen ailelerin farklı etnik grupların arasında nasıl yaşadıkları ve nasıl onlara adapte olduklarını araştıran Collier, bu yöntemi ilk olarak katılımcılarla yaptığı görüşmelerde kullanmıştır [12]. Collier, geliştirdiği tekniğin nedenini, görüşmecilerin geçmişi hatırlamada hafıza problemleri ve kafa karışıklığı yaşamalarına bağlamıştır. Bu problemleri çözmek ve görüşmecilerden daha detaylı bilgiler alabilmek için Collier, yansıtmalı foto-röportaj yöntemi adını verdiği yöntemi tasarlamıştır. Araştırmacı ve fotoğrafçı olarak Collier, görüşme yapacağı konuya kapsamlı bir bakışı sağlayabilmek için fotoğraflar çekip, seçmiş ve fotoğrafik uyarım sürecine kendisi de dahil olmuştur.
Baskısını aldığı seçilmiş fotoğrafları görüşmecilere göstererek, endüstriyel yaşam, barınma, ailelerin öyküleri gibi konularda onların yorum yapmalarına, araştırmacının sorduğu sorulara detaylı cevaplar vermelerini sağlamıştır [13].

Fotografik uyarım, araştırmacı tarafından bir anlam ifade edeceği varsayılarak bir araya getirilmiş bir dizi fotoğrafın, bireylere ya da gruplara, onların değer, inanç, davranış ve anlam dünyalarını keşfetmek, anıları harekete geçirmek, grup dinamiklerini keşfetmek gibi belirli amaçlarla yapılan veri toplama yöntemidir. Fotoğraflar, katılımcılara ait aile albümlerinden, evde çekilen videolardan, televizyon görüntülerinden, gazetelerden de seçilebilmektedirler [14].
Katılımcıların bu görüntülere bakarak gerçekleştirdikleri yorumlar, araştırmacı tarafından analiz için daha sonra kullanılmak üzere (video-ses) kaydedilmektedir [15].

Etnik kimlikleri belirlemek, davranışları anlama, hafızadaki bir şeyleri çağrışımlarla ortaya çıkarmak, öğrenciler ve çocuklarla çalışmak, program değerlendirmesi yapmak, hemşirelik, tıp ve genlerle ilgili araştırma yapmak, yüksek zekalı öğrencileri eğitmek ve soyut ve üzerinde konuşulması zor konular ve kavramlarla ilgili konuşmak için araştırmacılar genellikle fotografik uyarıma başvurmaktadırlar [16].

* Bu yazı “Etnograflar ve Fotoğrafçılara Yönelik Bir Etnografi Çalışması: Hacı Bektaş Veli Etkinliklerinin Foto-Etnografisi” başlıklı doktora tezime dayanmaktadır.

Kaynakça:
[1] Freund, G. (2006). Fotoğraf ve Toplum, s:25. İstanbul: Sel Yayınları.
[2] Becker, S. H. (2006). Fotoğraf ve Sosyoloji, s:45. Toplum Bilim Fotoğraf Özel Sayısı, Sayı: 19.
[3] Berger, J. ve Mohr, J. (2007). Anlatmanın Başka Bir Biçimi, s:90. İstanbul: Agora Kitaplığı.
[4] Scherer, J. C. (1990). Picturing cultures: historical photographs in anthropological inquiry, Special issue of Visual Anthropology 3. New Jersey: Harwood Academic Publishers..
[5] Batchen, G. (1996). Kültür Kavramları: “Antropoloji ve Fotoğraf”. Oryantalizm, Hegemonya ve Kültürel Fark, s:213-214. (Der: F. Keyman, M.Mutman, M. Yeğenoğlu). İstanbul: İletişim Yayınları.
[6] Becker, S. H. (2006). Fotoğraf ve Sosyoloji, s:46-49. Toplum Bilim Fotoğraf Özel Sayısı, Sayı: 19.
[7] Freund, G. (2006). Fotoğraf ve Toplum, s:99. İstanbul: Sel Yayınları.
[8] Ruby, J. (1996). Visual Antropology, In Encyclopedia of Cultural Anthropology, s:345, (Edi).David L. and Melvin E. New York: Henry Holt and Compony, Vol 4.
[9] Becker, S.H.(2006).Fotoğraf ve Sosyoloji,s:50.Toplum Bilim Fotoğraf Özel Sayısı,Sayı: 19.
[10] Sontag, S. (1999). Fotoğraf Üzerine, s:79. İstanbul: Altıkırkbeş Yayınları.
[11] Prosser, J. ve Schwartz, D. (2006). Sosyolojik Araştırma Sürecinde Fotoğrafın Yeri, s:101. Toplumbilim Dergisi, Sayı:14.
[12] Bignante, E. (2010). The use of photo-elicitation in field, Research, EchoGéo, s:17,
Numéro 11. décembre 2009 / février 2010
[13] Collier, J. ve Collier, M. (1986). Visual Anthropology, Photography as a Research Method, s:100-101. New Mexico: University Of New Mexico Press.
[14] Prosser, J. ve Schwartz, D. (2006). Sosyolojik Araştırma Sürecinde Fotoğrafın Yeri, s:101. Toplumbilim Dergisi, Sayı:14.
[15] Berg, B. L. (2008). “Visual Ethnography”, The Sage Encyclopedis of Qualitative
Method.s:936 London: SAGE.
[16] Hurworth, R. (2003). Photo-Interviewing for research, Social research UPDATE, Department of Sociology University of Surrey. Oral, M. (2006). Fotoğraf ve Toplumsal Değişme. Toplumbilim Fotoğraf Özel Sayısı, Sayı: 19.

Yrd.Doç.Dr. Gülbin ÖZDAMAR
Eskişehir Fotoğraf Sanatçıları Derneği (EFSAD)
gulbinozdamar@gmail.com