İlker CANİKLİGİL | Fotoğraf Okuma (40. Sayı)

Birlikte Ayaktayız, Ayrılırsak Yıkılırız, 2013,
Pleksiglas altında arşivsel pigment baskı, çerçeveli, 120×198 cm, Ed:1/3

Sanatta ve hayatta gerçekçilikten pek haz etmiyorum. Gerçek dediğimiz şeyin sadece bir yorum olduğu çok açık.

Bir zamanlar oturduğum evin önündeki toprak sahada antreman yapan bu futbolcuları çekerken onları sonradan bu fotoğrafa dönüştüreceğimi bilmiyordum elbette, ama gördüğüm şeyle büyülenmiştim. Bir tür dinsel ayin, ilkel kabile dansı gibi bir şey yapıyorlardı gözümün önünde. Ne yazık ki ışık gitmek üzereydi ve çok kısa bir süre çekebildim ve bir daha da rastlamadım onlara. Gerçek olduğu sanılan başka meselelerle çok ilgiliydim ve fark etmedim belki onları.

Sonradan sevgili futbolcularıma yakından bakınca hüzünlü ve boyunları bükük göründüler gözüme. Özellikle antrenörleri pek düşünceli. Kim bilir belki ben yanlış gördüm gerçeği, belki mutlulardı. Baksanıza onca insan futbolla uğraşırken, koca bir endüstri dünyanın her tarafında yıldız futbolculara milyonlar akıtırken, onlar o toprak sahanın üzerinde umutla antreman yapıyorlardı.

Umut hep aynı değil mi? Biricik olmak, kalabalığın içinden çıkmak, başarıya ulaşmak ve görünür olmak, yok olmamak.

7 milyarlık şu kalabalık gezegende biricik olma çabası uzaktan bakınca çok hüzünlü ama bir o kadar da cesurca değil mi?

Aklın Anlık Çöküşü, 2013,
Pleksiglas altında Chromogenic Baskı, 51×160 cm

Fotoğraf tarihinin başında bilindiği gibi Pictorialist (Resimselci) akım güçlüydü çünkü fotoğrafın saf haliyle bir değeri olabileceğine inanılmıyordu. Fotoğraf ancak resme benzerse değerli olabilirdi. Neyse ki sonradan Straight Photography (Saf Fotoğraf) okulu bu anlayışı kırdı ve fotoğrafın başka bir sanat formundan etkilenmeden, fotoğraf olarak da değerli olabileceğini kanıtladı. Akımın öncülerinden Edward Weston’u gençken çok beğenirdim.

Weston bugün yaşasa ne yapardı merak etmekten kendimi alamıyorum, zira eline Iphone alan herkes bir nevi Weston kesiliyor. Oysa Weston bana göre nesnenin özünü arayan biriydi. Bir klozette veya bir biberde yaşamın özünü arıyordu. Bugünün fotografik deliliği ise sanki tam tersini yapıyor: Sürekli olarak etrafımızdaki her şeyin fotoğrafını çekelim ve böylece her şeyi ‘kitsch’ haline getirelim!

Tabi bütün bu karmaşa içinde çağdaş sanat (ve fotoğraf) da ne yazık ki başka bir yola girmiş ve estetik en korkulan şey olmuş. Biraz estetik, grafik bir şey ciddi bir korku yaratabiliyor çağdaş sanat çevrelerinde: Mutlaka güncel, politik bir bağlama oturmuş ve estetikten uzak olmalı her şey! Oysa ben nesnenin özüne dair bir şey bulabilmek için fotoğraf çekiyor, fotoğrafı ve sanatı bir tür modern dervişlik olarak görüyorum. Nesnenin özü de ne yazık ki bazen böyle güzeldir! Weston bu güzelliği endüstriyel fotoğrafta da buluyor ve bundan da gocunmuyordu.

Amsterdam yakınlarında çektiğim bu karede eski bir dostun deyimiyle endüstri tarihi özetleniyor sanki. Manipülasyon yapmadığım ender karelerden biri bu, zira bu fotoğrafta “gerçek” o derece ekspresyonist ki ayrıca bir şey yapmaya gerek kalmıyor.

Kontrast Sayı 40, Mart-Nisan 2014

İlker CANİKLİGİL
Yönetmen, Fotoğrafçı
http://www.ilkercanikligil.com