Depo Photos | Abdurrahman ANTAKYALI

Depo Photos

Abdurrahman ANTAKYALI
Depo
Photos Başkanı

Abdurrahman Antakyalı ile fotoğraf ajansı nedir, dünyada tanınmış ajanslar, üretim ve sunum yapıları hakkında konuştuk. Son derece kapsamlı ve ajanslar konusunun her yönüne değinen söyleşimizi aşağıda bulabilirsiniz.

02-12 Eylül 1980 Askeri Darbesi sonrası Mamak Cezaevi, Sökmen Baykara - Depo Photos
02-12 Eylül 1980 Askeri Darbesi sonrası Mamak Cezaevi, Sökmen Baykara – Depo Photos

A.Antakyalı – Söze uzun yıllarımızı verdiğimiz, hakkında diğer ajanslara göre daha fazla bilgimizin olduğu editoryal fotoğraf ajanslarından başlamakta fayda olduğunu düşünüyorum. Bunlar haber içerikli fotoğrafların daha ağırlıklı olduğu ajanslardır. Dünyada önde gelen haber fotoğrafı ajansları arasında Associated Press, Reuters, Agence France Press, Corbis ve Getty Images başı çekiyor diyebiliriz. Bunların bir kısmı ulusal ajans olarak doğup, dünya çapında bürolar açarak global ajanslar olmuştur. Örneğin; Associated Press, Amerika’daki gazetelerin fotoğraf ihtiyaçlarını bir havuzdan karşılamak maksadıyla ortaklaşa kurdukları bir ajanstır. Sistemlerinin işleyişi şöyledir; gazeteler havuzdan yararlanabilmek için belli bir kotada fotoğraf vermek zorundadır. AP’nin Amerika yayınları olduğu gibi uluslararası yayınları da var. Farklı ülkelerden editörleri yıl içerisinde bir araya gelip toplantılar yaparlar. Toplantılarda içerik, etik, yeni kullanacakları teknolojiler gibi konular üzerinde tartışırlar. Sadece AP değil diğer ajanslarda da bu tarz toplantılar yapılıyor. Bu bahsettiğimiz ajanslar, hızlı bir şekilde ürettiklerini karşıya veren, büyük ağırlıkla abonelik usulü çalışan fotoğraf ajanslarıdır. Uluslararası çok geniş bir abone ağları vardır. Periyodik basılı yayınlar ile internet yayın piyasası bunların en önemli aboneleri içinde yer alır. Bu ajanslar sıcak haber takip ederler, olay yerinden anında fotoğraf geçirmeye çalışırlar ve bütün teknolojileri buna yöneliktir. Binlerce, on binlerce kare fotoğrafı bu teknolojileri sayesinde bir günde geçebiliyorlar. Hatta kimi önemli olaylarda, bu ajanslara bağlı bir fotoğrafçı fotoğrafı çekerken wi-fi ile görüntü doğrudan editörün bilgisayarına düşüyor, o da hızlıca fotoğrafı yayına hazırlıyor ve sunuyor. Bu şekilde çok hızlı bir iletişim ağına sahipler. Günümüzde hız çok önemli. Çünkü gazetelerin bir yayın saati vardır veya internet medyası, “şu an ne oluyor?” sorusunu yanıtlamak zorundadır. Türkiye’de fotoğraf yayını işini 1968 yılından beri Anadolu Ajansı yapıyor. Bunun dışında Doğan Haber Ajansı, İhlas Haber Ajansı ve Cihan Haber Ajansı gibi medya gruplarının ajansları da fotoğraf yayını yapıyor. Fakat bu ajanslar daha çok video ağırlıklı görsel yayın yapıyorlar.

Sıcak haber  fotoğraflarını anında servis eden ajansların yanı sıra, zaman konusunda daha esnek olan ve daha butik işler üretip bunları satan fotoğraf ajansları da var. Bunlar arasında ilk akla gelen Magnum Photos’tur herhalde. Magnum v.s. gibi ajanslar ağırlıklı yönüyle dergiler ve kitaplar için çalışırlar veya gazetelere haber verecek olsalar da daha çok hafta sonu eklerinde görürüz fotoğraflarını. Mesela New York Times, Guardian gibi gazetelerin hafta sonu ekleri bu ajanslar için belirli bir bütçe ayırarak fotoğraflarını yayınlarlar. Ama bunlar da satışların düşmesinden dolayı şimdi ciddi bir kriz içerisindeler.

Galatasaraylı Metin Oktay, Türkiye Ligi 1968 - 1969 sezonunda gol kralı oldu, Hikmet Tanılkan - Depo Photos
Galatasaraylı Metin Oktay, Türkiye Ligi 1968 – 1969 sezonunda gol kralı oldu, Hikmet Tanılkan – Depo Photos

Foto muhabiri, eskiden bir göreve gitmeden projesini gazeteye sunar, onaylandıktan sonra çekip işini getirirdi. Şimdi ki koşullar öyle değil. Eskiden fotoğraf çeken kişi sayısı çok çok azdı. Şimdi çok sayıda fotoğraf üreten var ve küçük lokal ajanslar aracılığıyla bile bu görseller pazarlanmaya çalışılıyor. Böylece eskiden pazar payı bulamayan nitelikli ürünlere de ulaşılabiliyor. Bence fotoğraftaki tekel kırıldı. Bunu Ortaçağ’da reform hareketinin doğmasına benzetiyorum. Papazların kontrolü altındaydı bilgi, tek söz sahibi onlardı, elit bir kitle oluşturmuşlardı. Fotoğraf dünyası da pek farklı değildi dijital teknoloji öncesi. Fotoğraf çeken kişi sayısının artması ile sosyal medyanın etkinliğiyle bu yapı kırıldı. Fotoğrafa demokrasi geldi. Bu nasıl oldu? Dijital fotoğraf teknolojisiyle oldu, masraflar düştü, fotoğrafları bir yere ulaştırmak sorundu, bu sorun ortadan kalktı. Eskiden fotoğrafı bir noktadan diğerine iletmek için “Telefoto” adında özel bir alet vardı, bu aletle çektiğiniz fotoğrafları parazitsiz bir telefon hattı bularak 30 dakikada gönderebiliyordunuz. O aletlerin tanesi 20 bin dolardan başlıyordu, 50 bin dolara kadar çıkıyordu. Kimsede yoktu, bu yüzden de burada çektiğiniz fotoğrafı örneğin Paris’e gönderme şansınız olmuyordu. Şimdi e-postayla bile ulaştırabiliyorsunuz dilediğiniz medya kuruluşuna. Şimdi herkes birer medya patronu oldu, Facebook sayfası, Twitter sayfası da birer medya organıdır çünkü. Yazı, fotoğraf paylaşabiliyorsunuz yönettiğiniz bu sayfalarda. Ben kendi payıma elimden gelen zamanı ayırmaya çabalıyorum sosyal medyaya.  Oradaki fotoğrafları inceleyip, fotoğrafların sahipleriyle doğrudan iletişime geçiyorum; “Kendi ajansımızda fotoğrafınızı kullanabilir miyiz?” diyorum. Portfolyolarını göstermek isteyenler, Facebook sayfasından “benim fotoğraflarım bunlar” diye link atıyorlar, onlara geri dönüş yapıyorum. Artık fotoğrafçı ile medya kuruluşu anında iletişime geçebiliyor. Fotoğrafçı işlerini gösteriyor, medya kuruluşu satın alıyor, ya da almıyor.

Bunların dışında geçmişten günümüze Magnum Photos, Black Star, VII, Panos, Noor  vb. gibi ajans türleri de var. Bunları daha ziyade butik ajanslar olarak tanımlayabiliriz. Butik ajans olarak tanımlamaktan kastım, sınırlı sayıda fotoğrafçıyı kadrolarında barındırmaları. Aynı dili konuştuklarına inandıkları ‘elit’ fotoğrafçıların bir araya gelerek kurdukları ajanslar bunlar. Üretimleri daha uzun soluklu işlere, foto röportajlara dayalı. Belirledikleri öyküler üzerine çalışıp, hikâyeleri dergilere satmaya çalışıyorlar.

Günümüzde gelir bazında olsun, içerisindeki fotoğraf sayısı bazında olsun en büyük fotoğraf ajansı olan Getty Images’in cirosu milyar dolarlarla ifade ediliyor. Çok büyük bir fotoğraf fabrikası. Online veri tabanı üzerinden satışlarını gerçekleştiriyor ve görselleri kullanacağınız mecraya göre fiyatlandırıyor. Kadrolu foto muhabirlerine maaş verdikleri gibi, freelance fotoğrafçılarla da çalışıyorlar ve belirli bir yüzde veriyorlar fotoğraflarının satışından. Sektörün kurallarını belirleyen şu an Getty Images. Onlar yapıyor diğerleri de arkasından geliyor. Bill Gates bile fotoğraf ajansı işinde. Neden dünyanın en güçlü insanları hep görsellere hükmetmeye çalışır? Yanıtını Bill Gates defalarca verdi aslında,  “Bundan sonra insanlar olayları yazıyla değil görüntülerle anlamlandıracak”  diyor Gates. Bu sosyolojik bir öngörü değil tek başına. O sosyolojik öngürüyü gerçeğe dönüştürmek için, var gücüyle teknolojik olanakları kullanıyorlar yıllardır. Bu ajanslar sadece kendileriyle iletişime geçip fotoğraf satın alan müşterilerinden gelir elde etmiyorlar. Bahsettiğimiz ajansların çok ciddi hukuk orduları var. Bu ajanslar izinsiz fotoğraf kullanımlarına karşı açtıkları telif davalarından önemli gelir elde ediyor. Bir ajansa bağlı çalışmasalar bile, fotoğrafçılar bu konuda cesur olmalı, haklarını aramalılar. Sayısız davada dudak uçuklatan rakamlar elde ediliyor telif  ihlallerinden.

Ertem Eğilmez, 1972 yapımı Tatlı Dillim filmi, Güngör Özsoy -Depo Photos
Ertem Eğilmez, 1972 yapımı Tatlı Dillim filmi, Güngör Özsoy -Depo Photos

Teknolojinin gelişimi fotoğrafçılar için harika sonuçlar getirmedi sadece, olumsuz sonuçları da oldu bu dönüşümün.  Birçok fotoğraf ajansı kadrolu çalışanlarını işten çıkardı. Amerika’da son birkaç yılda üç binin üzerinde foto muhabirinin işine son verildi. Çünkü insanlar fotoğraflarını Getty Images, AP, Reuters vs. gibi ajanslardan alabiliyorlar. Haliyle de fotoğrafçılar para kazanmak için kendilerine çıkış yolu arıyorlar. Çoğu fotoğrafçı artık freelance çalışıyor. Demotix diye bir site var mesela, orada 20 tane işiniz yayınlanırsa size basın kartı bile veriyor. Ama yine de bu durum dünyadaki çok sesliliği öldürüyor. AP, Retuers gibi ajanslar olay yerine adam gönderiyorlardı, artık göndermiyorlar. Savaş çok maliyetli iş, olimpiyatlar maliyetli iş, böyle dönemlerde fiyatlar yükselir, böyle yüksek maliyetlerin altına girmektense haberleri lokal muhabirlerden alıyorlar. Onlar da taraflı oluyor, istediklerini yolluyorlar istemediklerini yollamıyorlar. Suriye’de mesela yerel kaynakları çalıştırıyorlar. Özgür Suriye ordusunun çarpışan adamını foto muhabiri yaparsan, gelen haber ne derece sağlıklıdır? Tutupta kendi tarafını kötü göstermez. Reuters ajansına çalışan,  Molhem Barakat adında bir freelance foto muhabiri öldürüldü geçenlerde. Bu çocuk 18 yaşından küçük, eğitimi yok, sahada hayatını kaybetti. Barakat’ın Facebook sayfasından da anlaşıldı ki Özgür Suriye Ordusu saflarındaydı. Bu olayın ardından Reuters’in istihdam politikası ciddi ciddi sorgulandı. Sadece 18 yaşından küçük bir çocuğu çalıştırdığı için değil, bir ideolojinin tarafında olan birinin penceresinden olayı abonelerine aktardığı için yoğun eleştiri aldı.

Kontrast – Sözlerimiz arasında Depo Photos zaman zaman yer aldı. Şimdi bu yeni oluşum konusunda daha fazla bilgi alalım. Depo Photos hangi ihtiyaçtan kuruldu? Bu oluşumun gerekli olduğuna inandığınız temel noktaları nelerdi?

A.Antakyalı – Türkiye’nin ciddi bir editoryal fotoğraf arşivine gereksinim duyduğu bir gerçek. Bunu oluşturmanın en akılcı yolu da; geçmişten günümüze bu ülkenin tarihini belgeleyen foto muhabirlerinin, belgesel fotoğrafçıların, koleksiyonerlerin ellerinde bulunan dağınık arşivi bir çatı altında toplamaktı, sanırım hayli mesafe aldık. Elimizde şu an Osmanlı’nın son dönemlerinden günümüze kadar ülke tarihinin her alanından yüz binlerce görsel var.

Tarihe doğru bilgiyi bırakmak için alternatif gözlere ihtiyaç var. Bizim Depo’da bu ihtiyaçtan doğdu. Herkes kendi bakış açısından veriyor haberi, bizde öyle bir şey yok. Her taraftan dengeli bir şekilde geliyor, “gördüğünüzü verin, doğru bir şekilde verin, biz bunları paylaşırız” diyoruz. Türkiye’nin gerçek görsel tarihini oluşturmaya çalışıyoruz. Bir gazete günde 100 civarında  fotoğrafla çıkıyor, bu da yaklaşık olarak 300 habere eşlik eden fotoğraf demektir. Kimi haberden bir fotoğraf kullanılıyor. Ama muhabir bir haberden onlarca fotoğraf çekiyor. Gazetede yer bulamıyor, yer bulamayınca da arşive girmiyor o fotoğraf, öyle olunca da herkesin kendi arşivinde bir hard diskte duruyor fotoğraflar. Hard disk kırıldı mı hepsi gitti. Biz dedik ki; “bütün o fotoğraflar bir yerde toplansın ve satılsın”. Değişik mecralara satılacak; internet var, bilgi ekranları, dergiler var. Burada amaç fotoğrafçı kazansın ki kazandığını fotoğrafa yatırsın.

Bir fotoğrafçıdan fotoğraf isteniyor ama bir ressamdan resim istenemiyor. Neden? Fotoğrafçılık çok ucuz görünüyor. Bunun en büyük nedeni fotoğrafçının kendisi. Yeter ki görünsün, kullanılsın istiyor çektikleri. Emeğini bu kadar değersiz gören başka bir grup var mıdır dünyada… Biz de diyoruz ki; “Bu emeğin bir karşılığı var!” Geçen gün bir liste vardı, dünyanın en iyi ve en kötü meslekleri diye, fotoğrafçılık 188. sırada ve liste toplam 200 meslekten oluşuyor. Bu yapılan işin kötülüğünden değil, yapılan işteki stres ve geçirilen zaman karşılığındaki parayı ölçü alıyorlar. Yurt dışında freelance bir fotoğrafçı başka bir iş yapmadan geçimini sağlayabiliyor. Türkiye’de bu maalesef böyle değil. Bugün bir haber okudum; haber göre, amaçlı çekilen fotoğrafların hepsinin izinsiz yayınlanmasından ceza gelecekmiş. Bizim yasalarımız çok iyi bu konuda, yurt dışında birçok ülkeyle aynı durumdayız.

Süleyman Demirel Atatürk Barajı'nda, Bülent Hiçyılmaz - Depo Photos
Süleyman Demirel Atatürk Barajı’nda, Bülent Hiçyılmaz – Depo Photos

Dünyada ajanslar konusunda bir dönüşüm yaşandı. Eskiden Sigma, Gamma gibi ajanslar vardı, bu ajanslar filmleri gazetelere satıyorlardı. Sigma dâhil günümüzdeki gelişmelere ayak uyduramadılar. Kendi kadrolu fotoğrafçıları da dâhil bir sürü insan çalıştırıyorlardı. Şimdi nerdeyse hiç bir ajansın kadrolu fotoğrafçısı yok. Freelance fotoğrafçılardan alıyorlar fotoğrafları, bedellerini ödüyorlar. Böylelikle ajans çalıştırmak zorlaştı. Magnum, burnundan kıl aldırmayan bir ajanstı şimdi en son yıllık toplantılarında 100 dolara fotoğrafçılarının imzalı fotoğraflarını satma kararı aldılar. Magnum için bu müthiş bir olay. Magnum çağa ayak uyduruyor. Marka olan kişiler artık, Magnum onların yanında alt marka konumunda oldu. Magnum ajansındakiler dışarıdan iş alabiliyorlar. Bir projeye tek başına çağrılıyorlar. Ajansa para veriyorlar mı, emin değilim ama kendi adlarına iş alabiliyorlar. Dünyadaki bir çok fotoğrafçı artık çektiği fotoğraftan çok workshoplardan (atölye çalışmalarından) para kazanıyor. Türkiye’de Coşkun Aral gelirini, dışarıdaki meslektaşları gibi bu şekilde elde ediyor. Magnum’da üyeler maaşlı değil, fotoğraf satışından para kazanıyorlar ama AP’de fotoğrafçı böyle bir şey yapamaz. Ayrı ticari faaliyette bulunamaz. Depo bu konuda çok esnek, içinde yer alan fotoğrafçılar kendi projelerini kendileri yapabilir, kendi fotoğrafını kendi satabilir. Sadece bize haber vermek koşuluyla, bunu da neden istiyoruz bir yerde görürsek ‘izinsiz kullanım’ diye dava açmayalım. Dünyadaki fotoğraf ajansları artık ne yapıyor, sivil toplum kuruluşlarıyla çalışıyor. Sınır tanımayan doktorlar projesi mesela, gidiyor oraya, masrafları karşılanıyor, hem fotoğrafını çekiyor, hem kendi projesini gerçekleştiriyor. Bir internet ortamında projesini koyuyor ortaya şu kadar paraya ihtiyacım var deyip, eş dostla başlayıp internet ortamında projesine destek arıyor. 20 dolar verirseniz üç baskılı fotoğrafımı gönderirim size, 200 dolar verirseniz adınız geçecek projede şeklinde kaynak oluşturuyor. Ajanslarla çalışmak her zaman avantajdır. İş alma konusunda ajansın menajerliğinde çalışmak daha iyi oluyor. Tek başına bakkal dükkânı gibisin, çok sayıda insan olunca dev bir AVM’ye dönüşüyor bu olay. Siz alacağınız ürünün tek çeşit olduğu yere mi bakarsınız, yoksa aynı ürünün yirmi çeşit olduğu yere mi?

Ajanslar farklı dili olan bir çok fotoğrafçıyı bir çatı altında topluyor. Depo Photos’ta da bu böyle, herkes kendi dilini içeriğini özgürce kullanabiliyor. Ama görsel ve içerik kalitesi son derece önemli bizler için. Kalite derken, net olsun vb gibi teknik ayrıntılar değil. Fotoğrafçının fotoğraf diliyle, zenginleştirdikleriyle bize ne anlattığı önemli. Depo Photos için çok çalıştık, 1989 dan beri bu işin içindeyim. 25 yıllık birikime sahibim. Bu işin çift tarafında da yani hem foto muhabiri hem de editoryasında çalışan donanımlı bir ekibimiz var. Bir editörün beklentisinin ne olduğunu çok çok iyi biliyoruz. İkisini harmanladığınızda daha tatmin edici bir yapı çıkıyor.

Böyle bir yapının yokluğu Türkiye için büyük bir boşluktu.  “Fotoğrafları almak istiyoruz ama yüksek çözünürlükte nerede bulacağımızı bilmiyoruz. Bulamayınca da Google’dan çalıyoruz. Çalınca da sahibi çıkıyor telif hakkı davası açıyor”  diye çok sayıda yakınma dinledik. Depo büyük bir telifli fotoğraf bankası. Görsel arayanlar, yüz binlerce fotoğrafa küçük bir aramayla ulaşabilecekler. Ulaşamazlarsa bizimle iletişime geçip yardımımızı alabiliyorlar. Şu an, 350 bin fotoğrafın biraz üzerinde görsel, web sayfamızda yer alıyor. Sisteme henüz aktarmadığımız ancak milyonlarca kare içinden seçimini yaptığımız, filmlerden taradığımız beş yüz bin civarında daha seçilmiş fotoğraf var. Toplumların beklentileri değişti beklentilere uygun yeni yapılar oluşturmak gerekli. Bire bir, yüz yüze görüşmeler yaptık, onların beklentilerinden mantıklı gördüklerimizi ekledik hizmet yelpazemize. Herkesten çok olumlu tepkiler aldık. Son 6 ayda toplumun kanaat önderi diyebileceğimiz kurum ve kişilerle bunları paylaştık. Nasıl bulduklarını sorduk.  Şaşkınlıklarını memnuniyet ve cesaret verici cümlelerle ifade ettiler, şüphesiz bu geri bildirimler bizler için gurur verici oldu. Sistemi görüp önerilerde bulunan fotoğrafçı, arşivci ve görsel alıcısı kesimlerin önerilerinden  makul gördüklerimizi yazılımımıza eklettik. Yani imece usulüyle üretilmiş bir sistem oldu. Ne kadar çok kişinin eli değerse iyi olacağını düşündük. İş bulamayan bir çok yetenekli gence Depo Photos çatısı altında yer verdik. Onlara yol açtık, açmaya da devam edeceğiz çünkü bu bizim en önemsediğimiz misyonlarımızdan biri.

Kontrast- Depo Ajans hakkında henüz detaylı bilgilere ulaşılamıyor, organizasyon yapınızdan bahsedebilir misiniz? Ekibinizde kimler var?

A.Antakyalı – Detaylı bilgiler Eylül ayında paylaşılacak, o zamana kadar sürprizi pek bozmak niyetinde değiliz. Ama yine de bir şeyler paylaşacak olursak; üzerinde iki yıldır çalıştığımız bir projeydi Depo Photos ve nihayet hazır hale geldi. Yapısı çağımıza ve geleceğe uygun tasarlandı. Kendine özgü, esnekliği olan bir yazılımdı ve bu tamamlandı. Şu an web sitemizde yüz binlerce kare yüksek çözünürlüklü fotoğraf yer alıyor. Bu fotoğrafların tamamı, fotoğrafı çeken fotoğrafçılar, telif sahipleri ve koleksiyonerlerle bire bir yaptığımız görüşmeler sonrası sağlandı. Milyonlarca film ve sayısal görsel tek tek gözden geçirildi, yüz binlerce kare film taranarak sayısallaştırıldı. Depo Photos’un kadrosu şu an için 200 kişi civarında ve yıllarca basın fotoğrafçılığında yöneticilik, arşiv, editörlük ve foto muhabirliği yapan isimlerden oluşuyor. Bu arada sürekli başvuru alıyoruz. Yaş grubumuz 18 ila 90 arasında değişiyor dersem Depo Photos’un heyecan verici yapısı hakkında bir fikir edinebilirsiniz sanırım.

Kontrast- Sizin bir basın fotoğrafçısı olduğunuzu biliyoruz, habercilik ve gazetecilik açısından ajans ilkeleriniz nelerdir?

A.Antakyalı – Peşinde koştuğumuz ana ideal ‘gerçek’. O nedenle, farklı görüş ve disiplinlerden sayısız fotoğrafçının fotoğraflarıyla bu gerçeği hep beraber inşa etmeye çalışıyoruz.

Depo Photos fotoğrafçılarının; farklı ideolojileri, siyasi kimlikleri, yaşam tarzları var ama Depo Photos’ta hepsi bir arada sunuluyor ve ülkenin ‘gerçek görsel tarihi’ oluşturulmaya çalışılıyor. Bu gerçekliği zedeleyecek, evrensel gazetecilik ilkelerine aykırı düşecek fotoğraflara yer vermemeye çalıştık. Bunun için, gözümüzden kaçabilecek eksiklik ve hatalarımıza karşı her fotoğrafa, bize uyarı gönderilmesi için hata/eksik bildirim formu ekledik.

Kontrast – Fotoğrafçılarınız kadrolu mu, freelance mi çalışıyor?

A.Antakyalı – Depo Photos bir freelance fotoğraf ajansı. Ülkemizde son yıllarda çok sayıda freelance fotoğraf kolektifi kuruldu ama sanırım bizimki şimdiden en geniş katılıma ulaştı.

Kontrast – Dışarıdan gelecek katılımlara bakışınız nasıldır? Fotoğrafçı seçerken kriterleriniz nelerdir?

A.Antakyalı – “Ben bu ülkenin görsel tarihine fotoğraflarımla katkı sağlayacağıma inanıyorum” diyen, nitelikli fotoğraflarıyla bize başvuran herkese kapımız açık.

Kontrast – Bir ajans çatısı altında çalışmak fotoğrafçılara neler katıyor?

A.Antakyalı – “Birlikten güç doğar” diye haklılığı sayısız kez kanıtlanmış çok güzel bir cümle var. Bizim oluşturduğumuz çok büyük bir fotoğrafçı kolektifi ve siyasetinden ekonomisine, toplumsal olaylarından spora, kültür sanat faaliyetlerinden magazinine, bilimine, eğitimine vs. yüz binlerce nitelikli görsel var. Herhangi bir konuda arama yapan kişiye kendi fotoğraflarınızı da kolaylıkla gösterebiliyorsunuz böyle bir yapıda. Fotoğraflarınızı pazarlayıp bundan bir gelir elde etmek için bu tarz güçlü yapıların içinde olmanın önemli olduğunu hepimiz biliyoruz. Depo Photos’un henüz resmi açılışını yapmadan dünyanın önde gelen medya kuruluşları tarafından bilinmesi, fotoğraflarının sipariş edilmesi, hep bu birlikteliğin verdiği büyük güç sayesinde oluyor. Depo Photos bu anlamda bir tür fotoğrafçı menajerliği görevini üstleniyor.

Kontrast – Proje seçerken nasıl karar veriyorsunuz? Herkes kendi öyküsünün peşine mi düşüyor?

A.Antakyalı – Kaliteli bir ekibimiz var ve konularını kendileri belirliyorlar. Bizden konu talebinde bulunanlara da önerilerde bulunuyoruz. Görsel yanı kuvvetli, özgün, yaşadığımız döneme ilişkin gelecekte de dönüp bakılacak konulara öncelik veriyoruz.

Kontrast – Fotoğraflarınız nasıl dağıtıma sokuluyor? Ücretlendirilme nasıldır?

A.Antakyalı – Daha önce de belirttiğim gibi fotoğraflarımız ajansımızın web sitesi olan www.depophotos.com adresi aracılığı ile kamuoyuna sunuluyor. Görsellerimize ihtiyaç duyanlar dilerlerse tek tek, dilerlerse de abonelik usulüyle bu taleplerini karşılayabiliyor. Fotoğrafların ücretleri, kullanıldığı mecraya göre farklılık gösteriyor. Şöyle açıklayayım; aynı fotoğrafın kullanılacağı alana göre 100’e yakın farklı fiyatı var. Dünya ajanslarının uygulaması neyse, aynı yapı Depo Photos’ta da var.

Kontrast – Peki ajans nasıl gelir elde ediyor?

A.Antakyalı – Ajans, gelirlerini fotoğraf satışlarından alacağı komisyonlarla elde ediyor. Bu komisyonu alabilmek için de fotoğrafçıların fotoğraflarını doğru alıcıyla buluşturmak için çaba göstermeli. Her iki taraf da yaşamak ve sektörde daha fazla büyümek için yoğun çaba sarf etmeli.

Kontrast – Son olarak gündeme dair bir soru; Gezi süreci sizi nasıl etkiledi?

A.Antakyalı – Gezi olaylarının diğer haberlerden farkı yok bizler için. Ülke tarihinin her önemli olayını aynı ciddiyet ve titizlikle izledik, bunu da sonsuza kadar sürdüreceğiz foto muhabirleri ve belgesel fotoğrafçılar olarak.